Büyükelçi (E) Daryal Batıbay'ın, "Putin’s Ukraine Quagmire" başlıklı haber/yorumla ilgili değerlendirmesi
Rusya, doğudan (kendi topraklarından), kuzeyden (Beyaz Rusya üzerinden) ve güneyden (işgal altında tuttuğu Kırım’dan) askeri kuşatma altına aldığı Ukrayna’ya ve diğer Doğu Avrupa ülkelerine yönelik talepler öne sürmektedir. Bu taleplerin özeti, başta Ukrayna olmak üzere, Doğu Avrupa’nın Rus nüfuz bölgesi olduğunun ABD, NATO ve AB’ne kabul ettirilmesidir.Ukrayna ve genel olarak Doğu Avrupa’dan Rusya’ya yönelik güvenlik tehdidi yoktur. Sovyetler Birliği’nin dağıldığı 1991 yılında, tüm Sovyet nükleer silahlarının üçte biri Ukrayna’da bulunmaktaydı. Aralık 1994’de,Rusya, ABD ve İngiltere ile imzaladığı Budapeşte Muhtırası ile, Ukrayna ülkesindeki tüm nükleer silahları imha etmiş, ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önleşmesi Antlaşmasına taraf olmuştur. Rusya ise, ABD ve İngiltere ile birlikte, Ukrayna’nın bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğünü garanti etmiş ve Ukrayna’ya karşı kuvvet kullanmak veya kullama tehdidinde bulunmaktan kaçınmak yükümlülüğünü üstlenmiştir.Bu yükümlülüğü ihlal eden Rusya, 2014 yılında Kırım’ı işgal ve ilhak etmiş, ülkenin doğusunda, Rusya’ya bitişik Donbas bölgesini de fiilen kontrolu altına almıştır.Rusya yönetiminin Ukrayna’dan algıladığı tehdit, güvenlik veya askeri değil, siyasal niteliktedir. 2016 yılında AB ile serbest ticaret anlaşması (DCFTA) imzalayan Ukrayna, son yıllarda demokratik evrim sürecine girmiştir. Bu sürecin tamamlandığını söylemek güçtür; ülkenin Batı bölgeleri liberal demokrasiyi ve Batı Avrupa ile bütünleşmeyi desteklerken, ülkenin tümünde bu eğilimler zayıflamaktadır. Bununla birlikte, Ukrayna’nın Rusya’nın lideri Putin ve rejiminin desteği ile ayakta duran Beyaz Rusya ve Kazakistan’daki kleptokratik diktatörlüklerden giderek ayrıştığı bir gerçektir. Demokratikleşen ve AB ile ekonomik bütünleşen bir Slav ülkesi Ukrayna’nın Putin ve rejimine karşı çekici bir alternatif model oluşturarak, siyasal tehdit oluuşturduğu ortadadır.Özetle, Avrupa’daki mevcut kriz, liberal demokrasi ile otoriter kleptokrasiler arasındaki ideolojik ve siyasi bir çatışmadır.Bu çatışmada ABD’nin bugüne kadar izlediği siyaseti yerinde ve ölçülü buluyorum. Amerikan politikasının beş temel üzerinde yürütüldüğü görülmektedir:-Ukrayna’ya silah ve askeri malzeme verilmesi. Bu yolla bir Rus saldırısını yenilgiye uğratmak değil, Rusya’ya maliyetini arttırarak caydırmak hedeflenmektedir.-Doğu Avrupa’daki NATO üyelerindeki (Baltık Cumhuriyetleri, Polonya ve Romanya) Amerikan ve diğer NATO ülkelerinin askeri mevcudiyetini arttırma.-Ukrayna’ya saldırı halinde, Rusya’ya ağır yaptırımlar uygulama.-Avrupa’nın Rusya’ya enerji bağımlılığını azaltacak düzenlemelere öncülük etme.-Avrupa güvenlik mimarisinin gözden geçirilerek güncellenmesi ve böylece Rusya’ya başlattığı krizden geri çekilmesini kolaylaştırma. Bu bağlamda, Trump yönetimi sırasında ABD’nin çekildiği Avrupa’da orta menzilli nükleer güçler (INF) anlaşmasının yeniden yürürlüğe konması, yürürlüğe girmemiş olan AKKA anlaşmasının teknolojik gelişmeleri de kapsayacak biçimde yenilenmesi gibi girişimler gündeme gelmektedir.ABD’nin müttefiklerine danışmadan, beceriksizce yürüttüğü Afganistan’dan geri çekilme kararından sonra, bu kez belirlediği tutum, NATO ülkelerinde genel destek sağlamıştır; iki istisna ile: Almanya ve Türkiye.Almanya’nınRusya’ya enerji alanındaki bağımlılığı, yeni koalisyon hükümetinin başındaki Sosyal demokratların ‘70li yıllardan bu yana benimsedikleri Rusya politikası ve tarihsel nedenlerle çatışma bölgelerine silah ve askeri malzeme vermeme siyaseti, Almanya’yı NATO dayanışmasından ayrışmaktadır. Alman Başbakanının yarın Washington’a yapacağı ziyaret sonrasında, yapımı tamamlanan ve Rusya’dan doğrudan (Ukrayna’dan transit geçmeden) Almanya’ya doğal gaz sevk edecek olan Baltık boru hattının işletilmesini Ukrayna’ya saldırı halinde askıya alacağını açıklaması beklenmektedir. Bu takdirde, Alman tutumu NATO dayanışmasına yakınlaşacaktır.Türkiye’nin tutumunda daha karmaşık etkenler rol oynamaktadır. Ukrayna krizi bir yandan Türkiye’nin son yıllarda dış politikasında gözettiği Rusya ile ABD arasındaki hareket serbestliğini daraltmaktadır. Öte yandan, Türkiye, iyi ilişkileri ve askeri alanda gelişen işbirliği olan Ukrayna ile enerji, Suriye, turizm gibi pek çok alanda tutum değişikliğinden ciddi kayıplara uğratabilecek olan Rusya arasında hassas dengeyi korumaya çabalamaktadır. 2014 Kırım’ın ilhakında olduğu gibi, Rusya’ya karşı yaptırımlara katılmamız çok güçtür. Rusya’nın misilleme riski, NATO dayanışmasına etkin katılımı güçleştirmektedir. Rusya ile Ukrayna arasında arabuluculuk girişimi, arada kalmışlığı aşmak için çıkış yolu olarak düşünülmektedir. Kanımca arabuluculuk girişiminin başarı şansı zayıftır. Zira, arabuluculuk bu rolü üstlenen tarafların çözüme katkı yapabilecek konumda olmalarını gerektirir. Oysa, mevcut krizin boyutları, Türkiye’nin imkanlarını aşmaktadır. Bu girişimi Rusya’nın Türkiye’yi NATO müttefiklerinden uzaklaştırmak için kullanmak isteyeceği tahmine elverişlidir.Bu açmazları aşmak için krizin artmadan, diplomatik müzakere sürecine girmesi Türkiye’nin çıkarlarına en uygun gelişme olur. Gelişmelerin bu yönde olacağı izleniminü de esasen alınmaktadır. Rusya, İngilizce dendiği gibi, çiğneyemeyeceği kadar büyük bir lokmayı yutmaya kalktığını anlayacaktır sanırım. Zira, bu aşamaya kadar olanlar Moskova açısından başarılı bir bilançoya işaret etmemektedir. Nitekim, Afganistan’dan çekilme sonucu NATO üyeleri arasında ortaya çıkan sıkıntılar Rusya’nın yarattığı kriz ile geride kalmış, NATO’nun kuruluşundaki amacın günümüzde de geçerli olduğunu göstermiş, İttifak dayanışması yeniden güçlenmiştir. Doğu Avrupa’daki NATO üyelerine askeri destek artmaktadır. Ukrayna toplumunda Rusya karşıtlığı güçlenmektedir.Kriz ağırlaşmadan aşılsa bile, Türkiye açısından çıkarılması gereken önemli bir sonuç, Rusya ile ikili ilişkilerdeki dengesizliğinin düzeltilmesi gereğidir. Karadeniz’de, doğumuzda (Ermenistan’da) ve güneyimizde (Suriye’de) askeri mevcudiyeti ile Rusya ile iyi ve dengeli ilişkiler ancak NATO üyeliğimizin etkinleştirilmesi ile sürdürülebilir.
No comments:
Post a Comment