Friday, February 6, 2026

Elif Soyseven (T-24) - 06 Şubat 2026 - Güler Sabancı’ya bile Tarkan bandanası taktıran hayat nihilist penguene neler yapar?

 Elif Soyseven

06 Şubat 2026

Güler Sabancı’ya bile Tarkan bandanası taktıran hayat nihilist penguene neler yapar?

Tarkan herkesi kucaklıyor, herkese mesaj veriyor ama parmak sallamıyor. Kibirli ya da mesafeli değil, zarif ve sevecen. Sahneye çıktığında “buradayım” diyen bir aurası var. Tarkan’ın zaman aşımı yok. O konserlerde sadece bir kuşak yoktu. Z kuşağı da vardı, X kuşağı da. Ama bu nostaljiye sarılmak değildi. Bu daha çok aynı şarkıda buluşan farklı zamanlar gibiydi

elif soyseven 6 şubat

O’nu ilk izlediğimde Z kuşağı henüz doğmamıştı. Çorlu Kapalı Spor Salonu’nda sarı kareli pantolonuyla bir kuşağı fethettiği o gün, içeride 1500 kişi, kapının önünde 2000 kişi vardı. Yani o günlerde de Tarkan konserine bilet bulmak kolay değildi.

Aslında 1993 yılı ne Türkiye ne de dünya için şahane bir yıldı. Hatta bugün yaşadığımız dünyadan pek de farklı değildi. O yıl Turgut Özal vefat etti, Uğur Mumcu öldürüldü, MHP ve YDH kuruldu, Eşref Bitlis’in uçağı düştü, Çekoslovakya ikiye ayrıldı, Saray Bosna kuşatıldı, Avrupa’nın ortasında kan gövdeyi götürürken Avrupa Birliği kuruldu.

 ABD füzelerle Bağdat’ı vururken canlı yayında savaşı izliyorduk. Türkiye yüzde 71 enflasyonla hızla 94 ekonomik krizine doğru sürükleniyordu. Yeltsin Rusya’da meclisini tanklarla vuruyor, Yaser Arafat ve İzak Rabin el sıkışıyor, Bill Clinton başkan, Demirel cumhurbaşkanı, Tansu Çiller başbakan oluyordu. Dünya yine karman çorman, Türkiye allak bullaktı.

O gün o küçük kasabada medyanın kareli sarı pantolonuyla dalga geçtiği çocuk, yıldızına yükseliyordu. Biz henüz kasetten müzik dinliyorduk. Üstelik 31 Mart 1993’te özel radyolar kapatılmıştı. Gençler bu kararı protesto etmek için hükümete fakslar çekiyor, arabalarına yakalarına siyah kurdeleler bağlıyordu. Gençlik isyandaydı. Öyle ki dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın eşi Semra Hanım gençlere destek vermiş, Pembe Köşk’ün önünde duran makam aracının antenine bizzat siyah kurdele bağlamıştı. Cem Hakko Vakkorama’nın içinde Power FM’i kurmuştu ve üstelik canlı yayınları mağazanın içinden izleyebiliyorduk.

Tarkan konseri için saatimi kurup bilet almaya çalıştığımda 85 bin 165’inci sıradaydım. Ben de herkes gibi ekran başında rakamların azalmasını bekledim.

Tarkan konserinde...

Bir önceki yazıyı “Nihilist penguen acaba hiçbirimizin bilet bulamadığı Tarkan konserine mi gidiyor?” diye bitirmiştim ya birkaç gün sonra Pro İletişim’den aradılar ve nihilist penguenle sizi konserde görmek isteriz dediler. Bir gazetecinin en sevdiği anlardan biri “orada olmak” duygusudur, sırf o anı hissedebilmek için ne yollar kat ederiz bir bilseniz.

Tarkan ve nihilist penguen

Nihilist penguen bu kez Tarkan konserine gidiyor

Türkiye’nin son haftalardaki en kalabalık buluşması bir miting değil. Bir protesto ya da derbi de değil, bir pop konseri, Tarkan konseri oldu.  Ama bu konser sıradan bir eğlence değil toplumsal bir “rehabilitasyon seansına” dönüştü. Sahne ışıkları yandığında sahnede yalnızca bir pop ikonu yoktu, tribünlerde bastırılmış neşe, yıllardır defansa çekilmiş çocukluk hâli ve süresi geçmiş bir “eğleniyoruz” duygusu vardı.

O gece o salonda...

Bizden büyükler vardı. Çok büyükler.

Gençler vardı. Çok gençler.

Kapıda konuştuğum gençler kollarındaki konser bilekliklerini gösterip bu gece “Bunlarla uyuyacağız” dediler. Kocaman teyzeler kafalarına Tarkan bandanası takmışlardı. Herkes olması gerektiği gibiydi. Hatta Tarkan konserine giden Güler Sabancı bile Tarkan bandanası takmıştı.

Güler Sabancı Tarkan bandanasıyla...

Bastırılmış neşenin toplu tahliyesi

Türkiye bazen kısa bir süreliğine de olsa fabrika ayarlarına döner.

Bir süredir insanlar sevinecek, mutlu olacak şeyler arıyorlar.

Göze batmamaya, taşmamaya, fazla olmamaya çalışıyor. Tarkan konseri bu yüzden yalnızca bir eğlence değil, kimsenin kimseyi sınamadığı, “Hangi taraftasın?” diye sormadığı “kamusal alanlardan biri” oldu. Orada kimse kimlik kontrolü yapmıyor. Kim olduğun, ne düşündüğün, nerede durduğun sorulmuyor. Sadece eşlik etmen yetiyor.

O yüzden insanlar şarkı söylemiyor aslında. “Biriktirdiklerini söylüyorlar.”

Sosyolojik olarak bakıldığında bu kalabalıklar bir kaçış değil bir “paylaşma” alanı. Uzun süredir kamusal hayat kaygı, öfke, yorgunluk ve tetikte olma hâli üzerinden işliyor. Neşe ise neredeyse savunulması gereken bir şeye dönüştü.

Bu yüzden Tarkan konserleri bir tür mutluluk çemberine dönüştü, herkes orada olmak istiyor.

Hep birlikte, yan yana ve neşeyle!

Kimse kimseye inanç dayatmıyor. Kimse vaaz vermiyor. Sadece “eşlik” istiyor. Bugünün Türkiye’sinde küçümsenmeyecek kadar büyük bir ihtiyaç bu.

Gençlerle büyükler yan yana durdu. Ortak dil şarkıydı. Gençler için bu, “ilk büyük kalabalık” duygusuydu. Orada herkesin hissettiği şey, Tarkan üzerinden üretilen yan yana olmak neşeli şarkılar söylemek duygusuydu.

Tarkan

Peki bu sihir nereden geliyor?

Herkes onun, Tarkan’ın sihrini merak ediyor,

Neden bu kadar seviliyor, neden bunca alkış? Bunu açıklamaya ne sosyolojik tanımlar ne pazarlama taktikleri tek başına yeterli.

Tarkan herkesi kucaklıyor, herkese mesaj veriyor ama parmak sallamıyor. Kibirli ya da mesafeli değil, zarif ve sevecen. Sahneye çıktığında “buradayım” diyen bir aurası var. Kabul edelim ki hoş adam, ışıltılı bir aurası var! Evet övgüde cimri olmayalım, biliyorum ki şimdi onu tepeden tırnağa yerden yere vurmak isteyenler de var, hakkını verelim yetenekli. Tarkan’ın zaman aşımı yok.

O konserlerde sadece bir kuşak yoktu. Z kuşağı da vardı, X kuşağı da. Biri ilk kez büyük bir kalabalığın parçası olmanın heyecanını yaşarken, diğeri “biz bir zamanlar böyleydik” duygusunu hatırlıyordu. Ama bu nostaljiye sarılmak değildi. Çünkü 90’lar da huzurlu yıllar değildi. Bu daha çok aynı şarkıda buluşan farklı zamanlar gibiydi. O gece orada o mutluluk çemberinin içinde olmak, bir döneme değil, bir hâle ait olmaktı.

Çünkü biz yumruklarımızı sıkmaktan yorulduk, onun aurası altında biz de parladık, yeniden yapabiliriz dedik. Tüm bunlar için bazen yalnızca “iyi bir şarkı”, “iyi bir adam” ve “iyi bir kalabalık” yeterli. Tarkan konserinde hissettiğimiz şey tüm bunların bileşkesi aslında, hoyratlıktan sıyrılıp güzel bir duygunun mabedinde yeniden yan yana olmak.

Tarkan neşesini kaybetmiş bir toplumun umudunu yeşertti,

En çok bu neşeli halimizi özlemedik mi?

Ve bazen bir toplum için bundan daha “politik” bir şey yok.

Belki bir gün tüm bu olanları nihilist penguenle birlikte bir Tarkan röportajında kendisine de sorarız, kim bilir?


*Bu organizasyon için yıllardır Tarkan’ın ışıltısına eşlik eden Feride Edige’ye, Mustafa Taviloğlu’na ve Mehmet Yılmaz’a, Pro İletişim’in biriciği Serap Denk’e ve tüm Tarkan Team’e kucak dolusu sevgiler.

Elif Soyseven kimdir?

İstanbul’da doğdu. Lise eğitimini Çorlu Lisesi’nde tamamladı. Yeditepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (Fransızca) Bölümü’nden mezun oldu. Karadeniz Ekonomik İş Birliği Örgütü’nde stajını yaptı. San Francisco State Üniversitesi’nde dil eğitimi aldı. Master derecesini Marmara Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nden aldı. Akademik çalışmalarını Yeditepe Üniversitesi Medya Çalışmaları Bölümü’nde doktora düzeyinde sürdürmektedir. Doktora araştırmasında dijital platformlar, kültür endüstrisi, hegemonya ve küreselleşme ilişkisini incelemektedir. Medya, siyaset ve sanat alanlarında çeşitli akademik makaleler ve kitap bölümleri yayımlamıştır.

Öğrencilik döneminden Esquire Dergisi’nde staj yaptı. Medya kariyerine TRT bünyesinde başladı. TRT 2’de yayımlanan Artı Turizm programını hazırlayıp sundu. Aynı dönemde ürün ve içerik yönetimi alanında çalışmalar yürüttü. Televizyon yayıncılığı sürecinde kültürel içeriğin üretim ve dolaşım mekanizmalarına ilişkin deneyim kazandı. Medya alanındaki profesyonel kariyerine televizyon haberciliği ve editoryal ekiplerde devam etti. Habertürk’te, Fatih Altaylı ile Teke Tek program ekibinde çalıştı.

2024 yılından itibaren 10Haber’de kültür-sanat, medya ve kültür politikaları odağında yazılar kaleme almaya başladı. Yazılarında sanatçı portreleri, sergi okumaları, kültürel hafıza ve medya eleştirisi temaları öne çıkmaktadır.

Sivil toplum alanında Haklı Kadın Platformu, Çorlu Kent Konseyi ve Trakya Kalkınma Ajansı bünyesinde gönüllü danışmanlık çalışmalarında bulundu. Mario Levi ve Murat Gülsoy’dan yaratıcı yazarlık, Sevengül Sönmez’den kitap editörlüğü dersleri aldı.

Çalışmalarını medya, siyaset ve sanat ekseninde sürdüren Elif Soyseven, kültür-sanat yazıları, editörlük, danışmanlık ve akademik araştırmalarıyla üretimine devam etmektedir. Sanatla düşünmenin, popüler olanla bağ kurmanın ve sıkıcı olmadan derinleşmenin mümkün olduğunu düşünenler için merakla hayatı keşfetmeye ve yazmaya devam ediyor.


No comments:

Post a Comment