Cumhuriyet -16 Şubat 2009
Sürükleniş...(Başyazı)
Çağımızda bir devletin var oluşu, bütünleştiği toplumu ve bireyi mutlu kılmak içindir.
Türkiye 1923 Cumhuriyetiyle bu yola girmişti.
Ancak son yıllarda çağdaş devlet anlayışının tehlikeye sürüklendiği görülüyor. Bu sürüklenişe ‘dur’ diyebilmek için iki kırmızı çizgi benimsenmişti. Bunlardan biri ‘laiklik’, öteki ‘bütünlük’ idi.
Ne yazık ki sürüklendiğimiz noktada ‘dincilik-İslamcılık’ siyaseti emperyalizmin Ortadoğu’ya dönük (BOP) projesiyle dışardan desteklenip içerde iktidara aşılanıyor; ‘bütünlük’ ise bu kapsamda etnikçilik ile tehdit ediliyor; çok partili rejim demokrasiye hizmet amacı yerine bu hedefler için kullanılıyor.
*
29 Mart yerel seçimleri bu süreçte bir dönüm noktası anlamını içermektedir; sağlıklı bir demokratik rejimden gün geçtikçe uzağa düşüyoruz; birbiriyle sarmallaşan sorunlarımız gün geçtikçe daha çok somutlaşmaktadır.
1) Ekonomi dünya kriziyle birlikte bir çıkmaza saplanmış, bunalım piyasayı sarmıştır. Ancak AKP hükümeti 29 Mart seçimlerine dek herhangi bir önlem almaktan kaçınmaktadır. Tarikat ve cemaat örgütlenmeleri bu yolda iktidarın hizmetindedirler.
2) Yolsuzluklar devlet yaşamında birincil ağırlık kazanmıştır. Almanya’da patlak veren ve iktidarı da sarıp sarmalayan ‘Deniz Feneri’ yolsuzluğunun kapsamlı davası dışlanmakta, ertelenmekte, örtülmektedir.
3) Buna karşılık artık hukukla bir irtibatı kalmamış olan Ergenekon tertibi gün geçtikçe büyüyen, genişleyen skandallarla iktidarın bir siyasi operasyonuna dönüştürülmüştür.
4) Başbakan Erdoğan’ın İsrail Cumhurbaşkanı’na Davos’ta “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” diye çıkışı, bu ülkede tepkisini yaratmış, Türkiye’nin Ortadoğu’daki dengeleri tartışmaya açılmıştır.
5) AKP iktidarının Ermenistan’a karşı tutumuyla İsrail’e tepkisi ve bütün dünyada terör örgütü sayılan Hamas’a yaklaşımındaki karmaşaya Güneydoğu’da ve Kuzey Irak’taki PKK’ye bakışı da eklenirse soru işaretleri derinleşmektedir.
6) Bu soru işaretlerine ABD’de yeni Cumhurbaşkanı Obama’nın geleceğe yönelik eğilimleri ve Avrupa Birliği’ndeki yeni oluşumlar eklenirse, 29 Mart seçimleri daha da önem kazanıyor.
*
Öyle görünüyor ki Başbakan Erdoğan’ın geleceğe dönük Türkiye için tasarımlarında 29 Mart bir dönüm noktası oluşturmaktadır.
AKP’nin seçimde oyları çoğalırsa bir anayasa değişikliğiyle Türkiye’de tam bir oligarşik rejim kurmak girişimleri gerçekliğe dönüştürülecektir.
Devlet yapısı bu amaca uygun bir örgütlenmeye doğru yol alıyor.
Başbakanlık, Hükümet, Meclis, Cumhurbaşkanlığı, yerel yönetimler, ‘bir tek parti’nin temelde tarikat-cemaat örgütlenmesine bağlanan tabanına dayandığı için 29 Mart seçimlerinden sonra gündeme girecek anayasa değişikliğinin de bu doğrultuda gerçekleşmesi doğal sayılacaktır.
*
Başbakan Erdoğan’ın seçim nutuklarındaki siyaseti bu istikamettedir.
Medyanın büyük bir bölümüne iktidar yıllarında mali, ekonomik, kurumsal olarak el koyan; çıkarlarını İslamcı siyasete bağlamış gazeteci ve işadamlarıyla işbirliği yapan Başbakan Erdoğan, bu kapsam dışında kalan laik medyaya karşı sert bir savaşımın seferberliğine girişmiştir.
Bu protesto seferberliği Başbakan’ın seçim konuşmalarında çok açık seçik vurgulanıyor.
*
Yazımızın başından beri sıraladığımız dış ve iç olgularla 1923’te kurulan Cumhuriyet Türkiyesi’nin bir dönüm noktasına sürüklendiğini sergiledik.
Ne var ki bu tür bir dönüşümün anlamı soyut demokrasi edebiyatıyla açıklanamaz.
Türkiye’de, başta Başbakan Erdoğan olmak üzere, iktidarın programı artık açık seçik belli olmuştur; bu gidişata karşı dış dünyanın tutumu da yakında daha çok ortaya çıkacaktır.
Ülkemizdeki ana muhalefet ve muhalefet ise kapsamlı, ufuklu, gerçekçi bir yaklaşımla ve yöntemle iktidarı teşhir etmekten kaçınıyor, çekiniyor, edilginliği yeğliyor.
Bu edilginliği muhalefetin dış odaklara karşı çekingenliğine bağlamak gerekir diye düşünüyoruz.
Ne olursa olsun, Türkiye’nin doğal süreciyle çok partili bir rejim yaşamadığını, büyük ve olumsuz bir değişim sürecinde sürüklendiğini görmemek için artık kör olmak gerekiyor.
Cumhuriyet
No comments:
Post a Comment