Sedat Ergin
14 Kasım 2025
Hakan Fidan, “hegemonu beklemek” romanı ve bölgesel ittifak kurma ihtiyacı
Dışişleri Bakanı Fidan, son dönemde sıkça Ortadoğu için “bölgesel ittifaklar” kurma ihtiyacını vurguluyor. “Bölge ülkeleri artık çözüm için dışarıdan hegemonun gelmesini beklemesinler, gelirlerse racon keserler” diye uyarıyor. Çözüm olarak Batı’da olduğu gibi savunma ve ekonomi alanlarında çoklu işbirliği ittifakları öneriyor. Türkiye bu önerisini bir süredir bölge ülkelerinin liderlerine iletiyor. Peki bu öneri ne kadar gerçekçi?
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamaları sırasında en sık başvurduğu kavramlara bakıldığında, “hegemon”un hemen üst sıralarda yer aldığını görebiliriz.
Fidan sıkça “hegemon”dan söz ediyor. ‘Hegemon’un kim olduğunu söylemiyor, bizim tahminimize bırakıyor. Açıklamalarından, kastedilen öznenin “hegemonlar” şeklinde çoğul olabileceğini de anlıyoruz.
Dışişleri Bakanı’nın “hegemon”, yani başka ülkeler, toplumlar üzerinde kendi siyasi, askeri, ekonomik, kültürel egemenliğini tesis eden, dayatan ülke ya da güç odaklarına bu kadar odaklanmasının gerisinde ne var?
Fidan’ın bölgesel ittifaklar konusundaki bu görüşlerinin önümüzdeki dönemde daha sık gündeme geleceğini ve tartışılacağını öngörebiliriz. (Fotoğraf: Getty Image
Bunun nedeni, kendisinin “hegemon” meselesini bugün Ortadoğu’da yaşanan sorunların çözümsüzlüğüyle doğrudan ilişkili görmesidir.
‘Hegemonu beklerken diye bir roman yazmak lazım’
Ancak açıklamalarını okuduğumuzda, meseleyi “hegemon”dan, onun kimliğinden çok, bölge ülkelerinin kendi sorunlarının çözümünü her seferinde “hegemon”dan bekleme alışkanlıklarında gördüğünü anlıyoruz.
Bu alışkanlıktan her seferinde eleştirel bir şekilde bahsediyor. Yerleşik bir davranışa dönüşen bu eğilimin artık son bulması gerektiğini söylüyor.
“Hegemonu bekleme” tavrını bölgenin yapısal bir sorunu olarak değerlendiriyor. Yaşanan krizlerin, sorunların, aşılamayan kısır döngülerin gerisinde hep bu alışkanlığı okuyor.
Hatta “Hegemonu beklerken diye bir roman yazmak lazım” diyor.
Kendisi romandan söz etse de, konu “beklemek” olunca sanki tiyatronun alanına giriyoruz kaçınılmaz olarak. Burada Samuel Beckett’in ünlü “Godot’yu Beklerken” eserine bir gönderme var gibi görünüyor.
Biliyoruz ki absürt tiyatronun bu başyapıtında Godot hiçbir zaman gelmeyecektir...
Oysa Ortadoğu’da hegemon her zaman civarınızdadır.
‘Hegemon gelir, racon keser, alacağını alıp size daha çok sorun çıkarır’
Fidan’a göre çözüm artık bölge ülkelerinin “hegemon”dan vazgeçip meseleyi kendi ellerine alıp çözme iradesini ortaya koymalarıdır.
Bunun yolu da “bölgesel sahiplenme”den geçiyor.
Çünkü aksi yönde hareket etmek, işi “hegemon”un alanına bırakmak anlamına geliyor. Üstelik Fidan’a göre, hegemon geldiğinde kendi düzenini kurup “raconu da kesecektir.”
Bakın, geçen 25 Temmuz’da NTV’de Ahmet Arpat’ın sorularını yanıtlarken, Türkiye’nin bölgede yapmak istediğini “hegemon”a karşı bir referans üzerinden açıklayarak bu konuda ne demiş Fidan:
“Bölgesel problemlere bölgesel sahiplenme ve bölgesel çözüm gerekiyor. Hegemonu beklerseniz –hegemonu beklerken diye bir roman yazmak lazım aslında– hegemon gelir, raconunu keser, sizin istediğiniz hiçbir neticeyi vermez. Kendi alacağını alır, sizi sorunlarınızla geldiği halden daha fazlasıyla baş başa bırakır ve gider...”
“Dolayısıyla bunu yüz defa yaşadık, hegemonu da burada suçlamanın bir anlamı yok” diyerek devam ediyor Fidan:
“Hegemon siz yetersiz olduğunuz ve davetiye çıkardığınız için geliyor. Bölge ülkeleri, bölge halkları olarak aklınızı başınıza toplayıp bir araya gelip sorunları çözmeniz ve kapasite geliştirmeniz lazım.”
Fidan’ın dört stratejik hedefinden ikincisi: Yeni ittifaklar kurmak
Kapasite geliştirmenin yolu ise ittifaklar kurmaktan, bunlara kurumsal bir işleyiş kazandırmaktan geçiyor.
Aslında “yeni ittifaklar kurma” başlığının, kendisinin Dışişleri Bakanı olmasından sonraki en önemli stratejik hedeflerinden biri olduğunu vurgulamamız gerekiyor.
Nitekim Fidan, 21 Aralık 2023 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda bakanlığının 2024 yılı bütçesi görüşülürken, belirledikleri dört stratejik hedeften ikincisi olarak “Yeni ittifaklar, ortaklık mekanizmalarıyla dış ilişkilerimizin kurumsal zeminini genişletmeyi” açıklamıştı.
Bu çerçevede Türk dış politikasının gidiş yönünü anlamak bakımından Fidan’ın bu konudaki görüşlerinin büyüteç altına yatırılıp detaylı bir şekilde değerlendirilmesi, tartışılması ve üzerinde fikir yürütülmesinde yarar var.
Bunu yapabilmek için yola koyulduğumuzda, Dışişleri Bakanlığı’nın web sitesinde “Bakan” bölümündeki “Mülakatlar” sekmesinde yer alan açıklamalar bize oldukça zengin malzeme sunuyor.
Bu temaya, Bakan’ın Arap ülkelerinin medya mecralarına verdiği mülakatlarda daha sık rastladığımızı da belirtmeliyiz, bir genelleme yapmadan.
‘Batılılar gibi işbirliği platformları kurmalıyız’
Bu ana tema üzerindeki ilk önemli açıklamalarından biriyle, Fidan’ın 5 Mayıs 2024 tarihinde Suudi Arabistan’ın Al Arabia kanalına verdiği bir röportajda karşılaşıyoruz.
Fidan mülakat sırasında bölge ülkeleri arasında savunma ve teknoloji alanlarında ortaklıklar ve ittifaklar olup olmayacağına ilişkin bir soruya “Elbette görebiliriz. Mevcut dostluklarımızı farklı alanlarda somut işbirliklerine ve somut mekanizmalara dönüştürme vakti geldi” karşılığını veriyor.
Fidan’a göre, Arap ülkeleri ve İslam ülkeleri “birbirleriyle son derece iyi kardeşler”. Ancak iş, gerçek hayattaki sorunlarla ilgilenmek için kurumsal işbirlikleri geliştirme ve ortak platformlar oluşturma konusuna geldiğinde yetersizlikler var.
Bakan, daha sonra Türkiye ile Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar arasında savunma sanayii, ekonomi ve finans yatırımları alanlarında çok önemli işbirliklerinin bulunduğunu hatırlatıyor. Ona göre mesele, bu işbirliklerini kurumsallaştırmak ve uzun vadeli hedeflere taşımak gerekliliğiyle ilgilidir.
Fidan, burada Batı ülkelerini örnek gösteriyor:
“Bir projede bir araya gelip sonra dağılmak olmaz. İşbirliğimizi nasıl kalıcı hale getiririz? Tıpkı Batılıların kendi aralarında yaptıkları gibi bizler de herkesin faydasına olan, daha rasyonel projelerle toplumlarımıza kalıcı refah ve güven sağlayacak bir işbirliği platformu nasıl geliştirebiliriz? Tüm bu hedefleri hep birlikte gerçekleştirme peşindeyiz.”
Arap ülkeleri ittifakıyla güvenlik sorununu kökünden çözmek
Fidan’ın bu bakışının genel ifadelerden çıkıp daha somut bir şekil alması, 24 Temmuz 2024 tarihinde Abu Dabi merkezli Sky News Arabia kanalına verdiği mülakatta görülüyor.
Bu röportajında Türkiye ile Arap dünyası arasındaki ilişkilerin “Elhamdülillah” diyerek “mükemmel bir düzeye ulaşmakta olduğunu” belirtirken, “Bölgede bir ittifak mekanizması kurulması ihtiyacını unutmamamız lazım” ifadesini kullanıyor.
Ne demek istediğine de açıklık getiriyor. Irak, Suriye, Yemen ve Gazze gibi Ortadoğu’nun birçok köşesindeki krizlere dikkat çekerek, yeni güvenlik krizlerinin yaşanmaması için neler yapılması gerektiği sorusuna yöneliyor ve şöyle konuşuyor:
“Herkesin bir güvenlik ihtiyacı var, herkesin kalkınma yolunda attığı adımlar var. Biz, Türkiye olarak özellikle Arap ülkeleriyle ittifak kurarak bölgedeki güvenlik sorununu kökünden çözecek bir perspektife sahibiz. Bölgedeki ciddi güvenlik sorunlarını çözmek için güçlü bir bölgesel işbirliği yapısı oluşturulması gerektiğine inanıyoruz.”
Bu ifadesiyle ilk kez Arap ülkeleriyle bir “güvenlik ittifakı”ndan söz etmiş oluyor Hakan Fidan.
‘Nasıl başka yerlerde ittifaklar kuruluyorsa, bu coğrafyada da mümkün’
Kendisinin bu başlıkta referans alınabilecek açıklamalarından biri, 15 Aralık 2024 tarihinde Suudi Arabistan’ın Al Hadath kanalına verdiği demeçtir.
Bakan, “Çok güçlü bir Suudi Arabistan var, çok güçlü bir Birleşik Arap Emirlikleri var, çok etkili bir Katar var, Türkiye… Yani artık bizlerin bir araya gelip işbirliği kültürü içerisinde birbirimizin sınırlarına, egemenlik haklarına saygı duyarak –hatta saygının ötesine geçip birbirimizi korumayı taahhüt ederek– hareket etmemiz gerekiyor” diye konuşuyor bu mülakatında.
Ardından konuyu yine “hegemonlar” sorununa getiriyor:
“Aksi takdirde dışarıdan hegemonlar geliyor, bölgeye müdahale ediyor, bölgedeki kutuplaşmadan yararlanıyor ve bu bölgede uzun süreli, çok kanlı, çok maliyetli çatışmalara yol açıyor.
Hiç buna gerek yok. Açık ve şeffaf bir şekilde bölge halkları –zaten hepimiz akrabayız birbirimizle, hepimiz Müslümanız, hepimiz aynı dindeniz– bir araya gelip, büyük bir olgunluk ve profesyonellik içinde menfaatlerimizi, isteklerimizi, hassasiyetlerimizi tanımlamalı. Nasıl başka yerlerde ekonomik, siyasi, askeri ittifaklar kuruluyorsa, bunların hepsini bu coğrafyada yapmak mümkün.”
‘Biz de bölgede AB gibi hareket edelim’
Bu konuda önemli bir diğer açıklaması ise 26 Şubat 2025 tarihli El Cezire Arapça kanalına verdiği mülakattır. Bakan, burada bir kez daha “hegemon” sorununa değinmekte ve konuyu üç nokta altında formüle etmektedir.
Birincisi, “bölgesel sahiplenme” gereğidir. İkinci olarak “kazan-kazan ilkesi”ni ifade ediyor: “Sadece kendi menfaatinizi düşünmeniz doğru olmaz. Komşularınızın, diğer ülkelerin de menfaatini gözetmeniz, herkesin çıkarını dikkate alan bir politika üretmeniz gerekir.”
Fidan’a göre üçüncü kritik nokta, bölge ülkelerinin, Müslüman ülkelerin birbirleriyle husumet ilişkisi içinde olmamaları gereğidir. Bakan, “Yani bizim bölgemizin tıpkı Avrupa Birliği gibi, tıpkı diğer uluslararası platformlarda olduğu gibi kendi içinde dayanışma sergileyebilmesi, modern zamanlardaki ekonomik sorunlarını, kalkınma sorunlarını, güvenlik sorunlarını halledebiliyor olması gerekiyor” şeklinde konuşuyor.
Fidan, bu değerlendirmesinin devamında şunları ekliyor:
“Bugün geldiğimiz noktada bölge ülkelerinin –Körfez ülkeleri, Ürdün, Mısır, Türkiye, İran, Irak, Suriye– çok büyük bir işbirliği potansiyeli olduğunu düşünüyorum... Artık bizim bir araya gelip kendi sorunlarımızı kendimiz çözmemiz ve bölgemizde birbirimize güvenebildiğimiz bir platform oluşturmamız gerekiyor.”
Burada bölgeye rol modeli olarak AB örneğini veriyor.
‘Bismillah deyip bir yerden başlamalı’
Fidan’ın, bu başlıktaki en dikkat çekici açıklamalarından biri geçen eylül ayındandır. Bakan, 18 Eylül 2024’te Suudi Arabistan merkezli ancak Mısır izleyicisine yönelik yayın yapan MBC MASR kanalına vermiş bu mülakatı.
Bu söyleşinin geniş bir bölümünde yine ittifaklar meselesi üzerinde duruyor ve özellikle ekonomik alanda bir kez daha AB’ye gönderme yapıyor: “Şu anda en güçlü, sistemli ve kurumsal işleyişe sahip olan oluşum tabii ki Avrupa Birliği’dir. Bu kurumsallaşmanın AB ülkelerine büyük faydalar getirdiği açık” şeklinde konuşuyor.
Mısırlı gazeteci “Bölgesel ittifaklar işlerken neden Arap ve İslam ülkelerini birleştiren bir oluşum olmuyor?” diye sorduğunda, Fidan “Ben bunun olabileceğini düşünüyorum. Çünkü dünyadaki diğer örneklere baktığımızda bu bir politik sistem meselesi, aynı zamanda ortak bir ülküye ulaşma meselesidir” diyerek şöyle devam ediyor:
“Avrupa Birliği bir örnektir, NATO bir örnektir, diğer bazı işbirliği teşkilatları da örnektir.
Şimdi bölgede özellikle Körfez’deki istikrarı görüyorsunuz. Mısır, Ürdün, Türkiye, Endonezya, Malezya, Pakistan ve İran gibi büyük ülkeler var. Bu ülkelerin artık bir araya gelerek kendi aralarındaki sorunları ortak tanımlama ve çözme iradesi koymaları pratikte mümkündür. Önceden böyle bir vizyon olsa da bunun pratikte imkanları yoktu. Ancak şu anda ulus-devlet yapıları, altyapılar ve siyasi liderlikler böyle bir karara varırsa, belli bir sistematik içinde bu vizyona ulaşmak mümkündür. Buna ‘Bismillah’ deyip bir yerden başlamak gerekiyor.”
‘Büyük bir işbirliği ittifakı çıkarmak mümkün’
Fidan, sözlerine devamla “Bölgemizde ülkeler birbirlerinin güvenliğine, toprak bütünlüğüne ve egemenliğine taahhütte bulunmalıdır. Herkes birbirinden emin olmalı. Bunu mümkün kılacak bir platformun oluşturulması gerekir. Daha sonra bunun üzerine ekonomik ve güvenlik alanlarında çok şey inşa edilebilir” diyor.
En çarpıcı ifadesi mülakatın sonuna doğru geliyor:
“Herkesin sınırları belli, ulus belli. Birbirimize saygı duyuyoruz. Kimsenin toprağında kimsenin gözü yok. Herkes birbirine güvenerek, omuz omuza, sırt sırta vererek… Artık modern dünyanın yaptığını bizim yapmamamız için bu bölgede hiçbir sebep yok.
Yani bu bölgenin çok kaynakları var, derin bir medeniyeti var, imkanı var. Araplar, Türkler, Farslar, Kürtler, herkes bir araya gelerek bölgede Müslümanı, Hristiyanı, Yahudisi büyük bir işbirliği ittifakı çıkarmak bölgede mümkün.”
‘Erdoğan’ın bu vizyona güçlü desteği var’
Altını çizmemiz gereken kayda değer bir husus, Fidan’ın sıkça vurguladığı bu perspektifin aynı zamanda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da vizyonu olduğunu belirtmesidir.
En son alıntıladığımız MBC MASR kanalına verdiği mülakatın sonunda şöyle diyor:
“Başkası yapabiliyorsa biz de yapabiliriz. Bu, bizim neslimizin başarabileceği bir şey. Bölge liderleriyle görüştüğümde büyük bir memnuniyetle görüyorum ki herkes bu vizyona inanıyor.”
Bu coğrafyada daha fazla istikrar ve refah yaratmanın yolunun bu vizyondan geçtiğini kaydettikten sonra sözü Cumhurbaşkanı Erdoğan’a getiriyor:
“Cumhurbaşkanımız da bu vizyona çok inanıyor, çok güçlü siyasi destek veriyor. İnşallah biz yaşadığımız süre içinde bunun hayata geçtiğini görürüz.”
Kısa dönemde hayata geçirilebilir mi?
Fidan’ın bölgesel ittifaklar konusundaki bu görüşlerinin önümüzdeki dönemde daha sık ve daha kapsamlı biçimde gündeme geleceğini ve tartışılacağını öngörebiliriz.
Ancak Batı’daki gibi sağlam, kurumsallaşmış ittifak yapılarını bölgede kısa vadede oluşturabilmek -en azından şimdilik- kolay görünmüyor.
Başlangıç aşamasında, bölge ülkeleri arasında birlikte çalışma kültürünün güçlendirilmesi; daha esnek işbirliği formatlarıyla hareket edilmesi ve buradan aşama aşama somut sonuçlar elde edilmesi, geleceğe dönük daha güçlü ortaklıkların da önünü açabilir.
Tabii, bugün henüz konuşulma evresinde olan bölgesel ittifakların günün birinde kuvveden fiile çıkması, Türkiye’nin yüzünü daha çok bölgeye çevirmesine yol açabilecektir. Bu takdirde Türkiye’nin, Batı kurumlarıyla olan mevcut ittifak bağları ve yükümlülükleriyle bu yeni bağlantıların nasıl dengeleneceği sorusu da gündeme gelecektir.
Bir de Fidan’ın açıklamalarındaki ‘ironik’ bir duruma dikkat çekmeliyiz. Bakan, bölge ülkelerine yapılması gereken işbirliği ve ittifak düzenlemeleri için, başarılı uygulama modelleri olarak her seferinde AB başta olmak üzere Batı’daki kurumsal yapıları işaret etmektedir.
Son olarak şu soruyu sormadan geçemeyeceğiz: Yakın zamandaki gelişmelere baktığımızda, “hegemon”un gerçekten bölgeden çekildiğini söyleyebilir miyiz?
Eğer çekilmediyse, o halde hegemonla ilgili romanın adını ne koymalıyız?
No comments:
Post a Comment