Friday, March 29, 2019

İran'da İslam Devrimi ve Kültürel Değerler


İran’da İslam Devrimi ve Kültürel Değerler
Önder Özar ( ANA dergisinin Mart- Nisan 2019 sayısı için)

11 Şubat 2019’da İran İslam Devrimi kırkıncı yılını tamamladı. 2500 yıllık Pers/İran monarşisi Şii din adamı Ruhullah Humeyni’nin peşinden sürüklediği halk yığınlarının ayaklanmasıyla sona erdi. 20nci yüzyılın ikinci yarısındaki bu  büyük devrim, Şii İslam hukukunu ve yaşam tarzını devlet ve toplum yapısına dayatan bir anlayışla hem ülke içinde hem de müslüman ülkelerde büyük sarsıntılara ve tedirginliğe yol açtı. Şahlık monarşisinin tüm kurumları ve kadroları tasfiye edildi, eski düzenin yerine Şii İslam felsefesine uygun, Batı taklitçiliğine karşıt bir toplum modeli yaratılmasına yönelik adımlar atıldı, dış politikada “ ne kapitalist Batı ne de Sosyalist Doğu” sloganı ile ABD ve Sovyetler Birliği’ni dışlayan, bağlantısızlara yanaşan bir çizgi izlenmek istendi. Ancak, bu tutum kısa zamanda sadece “Kahrolsun ABD- Büyük Şeytan - ve İsrail –Küçük Şeytan- ” sloganıyla özetlenen tek yönlü bir husumete  dönüştü. Başlangıçta devrimi, demokrasi getireceği vaadine inanarak destekleyen, liberal eğilimli, Batı üniversitelerinde öğrenim görmüş aydınların çoğu  kısa zamanda uzaklaştırıldı ya da tasfiyeye uğradı.
İran Devrimi’nin yaptığı bu kıyım,  başka ülkelerde daha önce yaşanan devrimlerde olduğu gibi muhalefeti ortadan kaldırmak ve yerine devrimin hedef ve ilkelerine uygun bir altyapı ve ortam oluşturmak düşüncesiyle/iddiasıyla açıklanabilir. İran’da bu değişimin büyük ölçüde geçerli  olduğu öne sürülebilir. Örneğin, Dışişleri Bakanlığı’ndaki yetişmiş diplomat kadrosu neredeyse tümüyle uzaklaştırılmış, ya da fizik varlıkları ortadan kaldırılmıştır. (Örneğin,) Dışişleri Bakanlığı, hiç bir deneyimi olmayan, nitelikleri ve yabancı dil bilgileri sınırlı, mesleğin gerektirdiği inceliklerden uzak bir kadroya teslim edilmiştir. Diğer Bakanlık ve kurumlarda da benzer sorunlar yaşanmıştır.
Bununla beraber, Devrim’in toplumu “İslamlaştırma-Şiileştirme” amacına bazı alanlarda ulaşamadığını kaydetmek yerinde olur. Örneğin, kısaca “ kültürel değerler” olarak adlandırılabilecek, kökleri yüzlerce hatta binlerce yıl öteye uzanan büyük ve zengin bir birikimi unutturmanın ya da gözden düşürmenin olanaksız olduğu anlaşılacaktır. Bu bağlamda,  Pasargade antik yerleşim yerinde bulunan Pers İmparatorluğu’nun kurucusu Büyük Kiros’un anıt-mezarını son yıllarda binlerce İranlının ziyaret etmesi en belirgin bir örnek olarak öne çıkmakta. Günümüzde harabe halinde bulunmasına karşın Antik Pasargade kentindeki Büyük Kiros anıt-mezarı büyük ölçüde bozulmamış olarak muhafaza edilmekte. Bu anıt- mezar UNESCO dünya mirası listesinde yer almakta. 
Bir başka örnek, devrimin ilk yıllarında okulların bir haftalık Nevruz tatilinde tatil yapmaması ve öğretime devam etmesi kararının velilerin çocuklarını okula göndermemeleri üzerine, uygulanamamasıdır. Zira,İslami yönetim özellikle devrimin ilk yıllarında Nevruz  olayına sıcak bakmamış, hatta bu geleneksel şenliği resmi takvimden silmeye kalkışmıştır. Ancak halkın Nevruz’a bağlılığı devam edince, yönetim çark etmiş ve Nevruz 5 gün resmi tatil, fiilen de iki hafta olarak kutlanmaya devam edilmiştir. İlginç bir gelişme, İslam öncesi bir gelenek olan Nevruz’un kutlanması için Dışişleri Bakanı Kemal Kharrazi’nin Nisan 2000  günü kordiplomatik için ilk kez bir resepsiyon düzenlemesi  oldu.  Geleneksel müzik örneklerinin sunulduğu bu davet alışılmamış bir etkinlikti. Diğer yandan, Persepolis’te Kültürel Miras Örgütü tarafından ilk kez Nevruz festivalinin düzenlendiğini belirtmek isterim. Fars eyalet valisi bu festivalin reformcu Cumhurbaşkanı Hatemi’nin “uygarlıklar arası diyalog” bağlamında tasarlandığını vurguladı. İran’da kökeni 6-7 bin yıl öncesine ulaşan Şeb-i Yelda ( Senenin en uzun gecesi) de aile içinde çeşitli meyvelerin sofrada sergilendiği ve eğlenildiği bir gece olarak kutlanır. İslami yönetim bu geleneğe de saygı gösterdi.
İslami yönetim, İran’ın kültürel birikiminde çok önemli bir yeri olan edebiyat alanında başlangıçta belirgin bir isteksizlik ve hatta Ömer Hayyam örneğinde olduğu gibi aşağılama çabaları içinde oldu.  1998’ Kasım ayında Meşhed’i ziyaretimde programa,  Firdevsi’nin Tus kentindeki anıt-mezarını dahil ettim. Büyük şair ve Şahname destanı yazarı Firdevsi’nin anıt- mezarı bir süre bakımsız kalmışsa da, son yıllarda restore edilerek  ziyarete açılmış. Firdevsi, yazımı seneler süren destanı Arapça ve diğer yabancı sözcükleri kullanmadan tamamlamış. Bu nedenle en büyük milli şair olarak saygınlık kazanmış. Ömer  Hayyam’ın mezarı ise Nişabur’da. Devrim yönetimi adının dahi anılmasından hoşlanmıyor. 1999 Mayıs ayında iki günlük bir hafta sonu ziyaretimde rehber eşliğinde Persepolis’i, daha sonra da  İran’ın büyük şairlerinden Hafız ve Sadi’nin mezarlarını ziyaret ettim. Çiçekler içinde, bakımlı idiler.
İran devrim yönetiminin muhafazakar tutumu güzel sanatları da genelde olumsuz etkiliyor. Ancak, bunun bir istisnası var: sinema.  İran sineması, dünyada çok sayıda ödül kazanarak dikkatleri çekiyor. Rejimin katılığı ve hoşgörüsüz tutumuna karşın, İran filmleri, yöneticileri ve oyuncularıyla adeta bir destan yaratıyor. Bu nasıl mümkün oluyor? İlk akla gelen  pragmatik çevrelerin, Cumhurbaşkanı Hatemi’nin ılımlı reformcu politikalarından cesaret alarak, sinema aracılığıyla, İran’ın bozulan imajının düzelmesini önemsemeleri ve  muhafazakar kesimi, anlayışlı olmaya zor da olsa ikna etmeleri.   Bir başka etken de sinema sektörünün yetenekli ve deneyimli bir kadroya sahip olması. Buna Avrupa sinema sektörünün ilgisini de eklemek mümkün. 1999 Ağustos ayında, Dışişleri Bakanlığı’nın organizasyonu ile kordiplomatik için bir film gösterisi düzenlendi. Yapımcısı ve yönetmeni  39 yaşinda bir kadın: Tahmine Milani. 1989 yılından bu  yana senaryolarını kendisinin yazdığı dört filmin yönetmenliğini de üstlenmiş. Bizim seyrettiğimiz filmin adı : İki kadın. Filmde, kadına toplumda hakettiği yeri vermek istemeyen katı muhafazakar zihniyet çarpıcı biçimde sorgulanıyor. Ayrıca, İran’da  çağın gerisinde bulunan yargı sistemi eleştiriliyor. Yapımcı-yönetmen Tahmine Milani bu filmin çekimi ve gösterime girmesi için senelerce mücadele etmiş, sonunda Hatemi döneminin nisbi hoşgörüsünden yararlanarak, izin alabilmiş. Filmde başrolü oynayan Niki Kerami dış ülkelerde  en başarılı kadın oyuncu ödülünü kazandı.  2000 yılının Nisan ayında “Şokeran” adında bir başka İran filmi izledim. Filmde, İran’da eski bir gelenek olan geçici evlilik  (sige) kurumunun mutsuzluğa yol açtığı tezi işleniyor. Yan konu olarak uyuşturucu bağımlılığının zararları sergileniyor.Hatemi döneminde kültür alanında başka gelişmeler de gerçekleşti.  2000 Şubat ayında, İslam devrimin 21nci yıldönümü  etkinlikleri kapsamında “ Fecr Sinema” ve “ Fecr Müzik” festivalleri düzenlendi. Bir başka ilgi çekici olay  2000 yılı Mart ayında İtalya Dışişleri Bakanı Lamberto Dini’nin Tahran’ı ziyareti vesilesiyle düzenlenen klasik batı müziği konseridir. Bu ziyaret, aynı zamanda Avrupa ile İran arasındaki ilişkilerin yumuşamaya başladığını işaret eden bir ilkti. 
İran devrimi  kültürel alanda ilk yıllardaki katı ve hatta bağnaz tutumunu özellikle Humeyni’nin ölümünden sonra nisbeten yumuşatmış ya da yumuşatmak zorunda kalmıştır. Halk, İran’ın İslam öncesi dönemde edinmiş olduğu kültürel kazanımları muhafaza etmek için mücadele etmiş ve İran kimliğinin ayrılmaz ögeleri olan Nevruz, Şeb-i Yelda gibi geleneklerini yaşatmış ve yaşatmaya devam etmektedir.



No comments:

Post a Comment