Wednesday, October 4, 2023

Önder Özar : Yoksulluk ve Açlık üzerine

 (Önder Özar'ın yeni ANA dergisinin Eylul- Ekim 2023 sayısında yayınlanan yazısı) 


Yoksulluk ve Açlık üzerine


Geçen Ağustos ayının son günlerinde, Hindistan'a ait bir insansız uzay aracının, bin kilometrelik yolculuğunu tamamlayarak Ay'ın az keşfedilen güney kutbuna iniş yapmayı başardığı basında yer aldı. Hindistan'ın, böylece ABD, Sovyetler Birliği ve Çin'in ardından Ay'a "yumuşak iniş" gerçekleştiren dördüncü ülke olduğu vurgulandı. Ayrıca, bu uzay misyonunun Hindistan'a maliyetinin 75 milyon dolar olduğu açıklandı.  

Uzay araştırmaları ile ilgili haberlerin yirmibirinci yüzyılda ilgi çekmesi olağan sayılabilir. Teknoloji hızını kesmeden dev adımlarla ilerlerken, insanların  barınma, beslenme gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması ne durumda sorusu akla gelmiyor mu? Dünyada her yıl, açlık veya yetersiz beslenme nedeniyle yaklaşık 11 milyon insanın   yaşamını yitirdiği, 300 milyonu çocuk olmak üzere 800 milyon insanın ise açlık sınırının altında bulunduğu yeterince dikkat çekmiyor mu?  Bu acıklı tabloda, 221 milyonun Hindistan'da, 203 milyonun Sahra altı Afrikası'nda, 142 milyonun ise Çin'de yaşadığı -şayet buna yaşamak denirse - ilgili uluslararası kuruluşlar dışında yeterince bilinmiyor mu?

Uzay araştırmalarında yarışan büyük devletler, ülkelerinde yaşam mücadelesi veren insanların bir kısmının karnı aç olarak uyumaya çalıştığını bilmiyorlar mı? Geçen yıl (2022) Eylul ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda ABD Başkanı Biden, " Anneler ve babalar çocuklarını besleyemiyorlarsa, bundan daha önemli bir şey olamaz" diyerek, milyonlarca ailenin iklim değişikliği, COVİD salgını ve sıcak çatışmaların tırmandırdığı gıda kıtlığından  olumsuz etkilendiğini ifade etmişti.

Yoksulluk ve açlık, insanlığın en önemli sorunlarının başında yer almakta. Barış ve huzur içinde bir dünya özleminin gerçekleşmesi, yoksulluk ve açlık sorununun çözülmesine bağlı değil mi? Barışla ilgili diğer konular için söz konusu olan uluslararası işbirliği , yoksulluk ve açlığın giderilmesi çalışmalarında geçerli değil mi? Nitekim, yirminci yüzyılın başında, 1905'de Roma'da gıda ve tarım odaklı bir uluslararası konferans gerçekleşmesiyle bu alanda somut bir adım atıldı. Daha sonra 1943 yılında ABD Başkanı Franklin D.Roosevelt'in çağrısı üzerine 43 hükumet temsilcilerinin katılımıyla Virginia'da bir konferans toplandı. 16 Ekim 1945 tarihinde Kanada'nın Quebec kentinde merkezi Roma'da olan Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) kuruldu.

FA0 ile birlikte, başlıca dört uluslararası kuruluş IFAD (International Fund for Agricultural Development - Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), UNICEF (the United Nations Children's Fund-BM Çocuklar Fonu), WFP (World Food Programme - Dünya Gıda Programı) ve WHO (Dünya Sağlık Örgütü ) Birleşmiş Milletler sistemi içinde açlık ve yoksulluk alanında eşgüdümlü bir çalışma yürütmekte ve her yıl "Dünyada Gıda güvenliği ve Beslenme Durumu" raporunu yayınlamakta.

Açlık ve yetersiz beslenme insanlığın en büyük sorunlarından biri. 2015 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda 2030 yılına kadar gerçekleştirilmesi öngörülen Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri  strateji belgesi kabul edildi; Türkiye'nin de dahil bulunduğu 193 üye ülkenin taraf olduğu, ancak bağlayıcı olmayan bu belge, 17 temel amaç ve 169 alt hedeften oluşmakta.

Sürdürülebilir kalkınmanın sağlanabilmesi için üç ana unsurun uyumlu hale etirilmesi büyük önem taşımakta: dengeli ekonomik büyüme, yaşam standartlarını yükselten, eşitsizlikleri azaltan sosyal kalkınma ve doğal kaynakların ve ekosistemlerin birbirini tamamlayıcı yönetimi. Ulusal kalkınma politikalarında 2030 yılına kadar bu amaçların gerçekleşmesi için gerekli düzenlemelerin uygulanması beklenmekte. Oysa, başta Afrika olmak üzere, Çin Hindistan ve Güney Amerika'da mevcut eğilimler devam ederse, 2030 yılına kadar  açlığı ve kötü beslenmeyi sonlandırmak mümkün görülmüyor.

Birleşmiş Milletler ihtisas kuruluşları tarafından son defa yayınlanan "Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumu" raporunda, açlıktan etkilenen nüfusun 2021 sonu itibarile 828 milyona ulaştığı, bunun 150 milyonunun COVİD salgınından etkilendiği belirtiliyor. Dünya nüfusunun Kasım 2022 itibarile sekiz milyarı aştığı göz önüne alındığında, gezegenimizde yaklaşık on insandan birinin açlık/yetersiz beslenme çektiği ortaya çıkıyor. Raporda öne çıkarılan başlıca veriler şöyle özetlenebilir :


- 2015 yılından 2020 'ye kadar sabit bir eğilim gösteren açlıktan etkilenen nüfus oranı 2021'de COVİD nedeniyle yüzde 9,8 oranına ulaşmış bulunuyor.

- 2021 yılında dünya nüfusunun yüzde 29,3'ü (2 milyar 300 milyon) ciddi ya da orta gıda güvensizliği içinde bulunuyor. COVİD salgını ortaya çıkmadan öncesine göre, 350 milyon kişilik bir artış söz konusu.

- Gıda güvensizliğinden kadınlar, erkeklere göre daha çok etkileniyor. Ciddi ya da orta gıda güvensizliği kadınlarda yüzde 31.9 iken erkeklerde bu oran yüzde 27.6. Bu oranlar 2020'deki duruma göre yüzde 3'lük bir artış gösteriyor.

- 2020 yılında sağlıklı bir diyet'ten yararlanamayan  yaklaşık 3.1 milyar insan var. Bu da 2019 yılına göre 112 milyon'luk bir artış ifade ediyor. Bu olumsuz gelişme, büyük ölçüde COVİD-19 salgını ile ilgili önlemlerin tüketici gıda fiatlarına yansımasından yani  enflasyondan kaynaklanıyor.

- Yaklaşık, beş yaşından küçük 45 milyon çocuk kötü beslenmeden muzdarip ve bu durum çocuk ölümlerinin katlanarak çoğalmasına yol açıyor. Ayrıca, beş yaşından küçük 149 milyon çocuk temel besin eksikliği nedenile gelişemiyor. Buna karşın, 39 milyon çocuk aşırı kilolu.

- 2020 yılında altı aylık bebeklerin yüzde 44'ünün anne sütüyle beslenmesi sağlanabildi. Bu sonuçla, 2030 yılı için yüzde 50 olarak tesbit edilmiş sürdürülebilir kalkınma hedefine yakınlaşılmış oldu.  Bununla beraber, üç cocuktan ikisi büyüme ve gelişme için gerekli besini alamıyor.

-  2030 yılında 670 milyon insanın - dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 8'si - açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı tahmin ediliyor.  Bu oran, 2015 yılında da benzer seviyede bulunuyordu.

- Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros A. Ghebreyesus, sağlıksız beslenme nedeniyle her yıl 11 milyon kişinin öldüğünü açıklamış bulunuyor.


Gıda yetersizliği söz konusu olduğunda içilebilir su konusu büyük önem taşıyor. Öncelikle, içilebilir su ve sanitasyon konusunda insan hakları metinlerinde yer alan hükümlere bakalım. 10 Aralık 1948'de BM Genel Kurulu'nda kabul edilen İnsan Hakları Evrensel bildirgesinde "yaşamak... herkesin hakkıdır" ifadesi yer alıyor,, ama açlığa karşı korunma ve temiz içme suyu'ndan söz edilmiyor. Bildirge'nin 25 inci  maddesinde ise "Herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır"deniyor. Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmenin 11nci maddesinde ise " beslenme giyim ve konut dahil yeterli bir yaşam düzeyi ve yaşam koşullarını sürekli olarak geliştirme hakkı" tanınıyor.

İçilebilir temiz suyun, Yaşam hakkının doğal gereği olduğu özellikle gelişme yolundaki ülkeler ve Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF başta olmak üzere, bir çok kuruluş tarafından gündemde yer almasına karşın, temel bir insan hakkı olarak tanınması 2010 yılına kadar Birleşmiş Milletler kararı haline getirilemedi. Bu gecikmede, ABD ve diğer gelişmiş ülkelerin içme suyunun "temel hak" değil, "normal bir ihtiyaç" olduğu görüşü, bir başka deyimle suyun  satın alınabilen bir meta gibi takdim edilmesi rol oynadı. Nihayet, 28 Temmuz 2010 günü BM Genel Kurulu, Bolivya tarafından sunulan karar tasarısının 122 lehte ve 41 çekimser oyla kabul edilmesiyle, salubre ve temiz içme suyunun ve sanitasyonun yaşam hakkı ve tüm insan hakları için temel bir hak olduğu resmi literatüre geçti. Çekimser oy kullanan 41 ülkenin temsilcileri 35'i bu tutumlarını çeşitli gerekçeler öne sürerek açıklamaya çalıştılar.      

Su ve sanitasyon (tuvalet ve hijyen) ihtiyacı dünyanın özellikle çatışma ya da kriz bölgelerindeki 180 milyon insan için yaşamsal bir sorun. Bu durumdan en çok etkilenen kadınlar ve çocuklar. Ayrıca, su kaynaklarının yetersizliği toplulukların zorunlu göç etmelerinin en önemli nedenlerinden biri. Bu göç olayları, silahlı çatışmaların neden olduğu göç dalgalarından bir kaç kat daha fazla. Diğer yandan, su kaynaklarının rasyonel kullanımı da öncelikli. Kirlenme, aşırı kullanım, israf, iklim değişikliğinin sebep olduğu sel baskınları ve kuraklıklar karamsar bir tablo çiziyor. Birleşmiş Milletler'in 2020 yılı raporunda, dünya nüfusunun yarısının 2050 yılına değin su kaynaklarının kıtlığına maruz kalacağı öngörülüyor.

Ne yapmalı?

Her devletin sürdürülebilir kalkınma hedefleri strateji belgesindeki önerileri ve yöntemleri, Birleşmiş Milletler sistemindeki ihtisas kuruluşları ile disiplinli ve etkili biçimde uygulaması, yoksulluk ve açlığın azalmasına katkıda bulunabilecektir. Bu yeterli mi? Büyük olasılıkla hayır. Toplu bir seferberlik gerektiğini düşünüyorum. Özellikle, ABD'nin Bezos, Musk, Zuckenberg, Gates gibi, Rusya'nın Abramovich, Kerimov, Timchenko gibi ve diğer ülkelerdeki aşırı zenginlerin planlı bir kampanya çerçevesinde katkıda bulunmalarının ve ekonomik açıdan güçlü devletlerin silahlanmaya ve uzay araştırmalarına daha az kaynak ayırmalarının yoksulluğu, susuzluğu ve açlığı önemli ölçüde giderilebileceğini /azaltabileceğini ümit ediyorum.


No comments:

Post a Comment