The New York Times
THOMAS L. FRİEDMAN
05.01.2024 04:30
Thomas L. Friedman
Dünyamıza neler oluyor?
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve Gazze savaşının sonuçları küresel. En cahil argümanlardan biri, Hamas’ın ya da İsrail’in başka seçeneği olmadığı iddiası. “Tom, bunların sırası değil” diyenleri duyunca çıldırıyorum
1995’ten beri The New York Times dış haberler yazarıyım. Aldığım en önemli ve kalıcı derslerden biri şu oldu: İyi ve kötü zamanlar vardır ve bunların iyi mi kötü mü olacağı büyük aktörlerin büyük tercihlerine göre belirlenir.
İlk on yılımda yeterince kötü tercih gördüm. Bunların çoğu Amerika’nın 11 Eylül’e tepkisi bağlamındaydı. Ama umut verenler çok daha fazlaydı: Mihail Gorbaçov’un tercihleri sayesinde Rusya ve Doğu Avrupa’da demokrasi doğdu. İzak Rabin ve Yaser Arafat’ın tercihleri sayesinde Oslo Barış Süreci yaşandı. Deng Şiaoping’in tercihleri sayesinde Çin’in dünyaya açılması hızlandı. Manmohan Singh’in önayak olduğu tercihler sayesinde Hindistan küreselleşmeyi benimsedi. Hem liderlerin hem de yönetilenlerin iyi tercihleri sayesinde Avrupa Birliği genişledi, ABD ilk siyahi başkanını seçti ve Güney Afrika intikam yerine uzlaşmaya odaklanan çok-ırklı demokrasiye geçti. Dünyanın nihayet iklim değişikliğini de ciddiye alacağına dair emareler bile vardı.
Her şeyi hesaba katınca bu tercihlerin dünya siyasetini daha olumlu bir rotaya yönlendirdiğini düşünüyorum. Daha fazla insanın birbiriyle bağ kurup potansiyelini barış içinde gerçekleştirebileceği hissi güçlendi. Bir yazar olarak her sabah uyanıp bu trendlerden hangisinin öne çıkacağını beklemek heyecan vericiydi.
Dünyayı dengede tutan üç sütun
Ama son yıllarda tam tersini düşünmeye başladım. Artık çoğu yazım büyük aktörlerin kötü tercihlerini anlatıyordu: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in giderek sertleşen diktatörlüğü ve saldırganlığı Ukrayna’ya yönelik acımasız işgali getirdi. Şi Cinping Çin’in açılımını tersine çevirdi. İsrail tarihindeki en sağcı hükümeti seçti. İklim değişikliğinin etkileri artıyor. Amerika’nın güney sınırında kontrol kayboldu. En yaygın trend ise sadece Türkiye, Polonya ve Macaristan gibi Avrupa ülkelerinin değil ABD’li Cumhuriyetçilerin de otoriterliğe kaymasıydı.
Başka bir deyişle, 1978’de gazeteciliğe başladığımdan beri dünyayı stabil tutan üç sütun olduğunu söyleyebilirim: NATO gibi sağlıklı, çok-taraflı kurumların yardımıyla liberal global düzeni korumaya kararlı güçlü bir Amerika, düzenli büyüyerek dünya ekonomisini her zaman destekleyen Çin, hem Avrupa’da hem de gelişmekte olan ülkeler arasındaki çoğunlukla istikrarlı sınırlar. Ama son on yıldır bu üç sütun da büyük aktörlerin yaptığı büyük tercihler yüzünden sarsılıyor. Neticede ABD-Çin soğuk savaşı tetikleniyor, güneyden kuzeye kitlesel göç var ve Amerika vazgeçilmez olmaktan ziyade güvenilmez görünüyor.
Fakat bu daha hiçbir şey değil. İHA gibi ileri askeri teknolojiler kolayca erişilebilir hale geldiğinden küçük aktörler de ilk kez bu kadar rahat güç kullanıp geniş etki yaratabiliyor. Artık onların kötü tercihleri de dünyayı sarsabiliyor. Yakın zamana kadar kimsenin adını bile duymadığı Yemenli kabile güçleri Husileri düşünün. İHA ve roketler edinip Kızıldeniz çevresinde ve Süveyş Kanalı boyunca deniz trafiğini aksattılar. Neticede birçok global nakliye şirketi yeni rotalar belirliyor, daha yüksek sigorta ücreti ödüyor.
Rusya’nın Ukrayna işgali için “ilk gerçek dünya savaşımız” dememin sebebi buydu. Yine aynı sebeple Hamas’ın İsrail’le girdiği çatışmayı bazı açılardan ikinci gerçek dünya savaşımız olarak görüyorum. İki savaş da hem fiziksel hem dijital meydanlarda yaşanıyor ve muazzam küresel etki ve sonuçlar getiriyor. Mesela Arjantin’de çiftçiler şaşkın çünkü Ukrayna ve Rusya’dan gübre tedariki kesildi. Ya da dünya genelindeki genç TikTok kullanıcılarını düşünün. Gazze Şeridi’nde yaşanan olaylardan 15 saniyelik bir kesit gördükleri için öfkelenip gözlem yapıyor, görüş bildiriyor, tepki gösteriyor ve Zara ve McDonald’s gibi global zincirleri boykot ediyorlar. Ya da muhtemelen İran’ın Hamas’a verdiği desteğe misilleme olarak geçtiğimiz günlerde İran’daki akaryakıt istasyonlarının yüzde 70’ini kapatmakla övünen İsrail yanlısı hacker grubunu düşünün. Böyle birçok örnek var.
Seçenekleri var mıydı?
Gerçekten de bugünün birbirine sıkı sıkıya bağlı dünyasında, Washington D.C.’nin iki katı büyüklüğündeki Gazze Şeridi için verilen bir savaşın Washington D.C.’de oturacak yeni başkanı belirleme ihtimali var. Bazı genç Demokratlar İsrail’i desteklediği gerekçesiyle Biden’ın safından ayrılıyor.
Ancak karamsarlığa kapılmadan önce bu tercihlerin ne olduğunu hatırlayalım: Adı üzerinde, bunlar birer tercih. Kaçınılmaz veya önceden kesin olarak belirlenmiş değiller. İnsanlar ve liderler her zaman belli sebeplerle harekete geçer. Gözlemci olarak bizler “İyi de başka seçenekleri yoktu” diyen korkak ve yalancı kalabalığa asla kanmamalıyız.
Gorbaçov, Deng, Enver Sedat, Menahem Begin, George H. W. Bush ve Volodimir Zelenski gibi isimler çok zorlu seçimlerle karşı karşıyaydı. Ama yol ayrımına geldiklerinde en azından bir süreliğine bizi daha güvenli ve müreffeh bir dünyaya götürecek rotayı seçtiler. Diğerleriyse maalesef tam tersini yaptı.
İsrail-Hamas savaşı kaçınılmaz mıydı?
Yılın sonunda 7 Ekim’den beri beni ve dünyanın büyük bölümünü tüketen olayı, İsrail-Hamas savaşını tercihler perspektifinde yeniden ele almak istiyorum. Bazıları olayın kaçınılmaz olduğunu düşünmenizi istese de öyle değil.
Refah’ta yıkılan bir binanın enkazının önündeki bir çocuk, şaşkın bir kedi yavrusuyla oynuyor.(AFP via GETTY IMAGES)
Bunu birkaç hafta önce, Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi için Dubai’ye gittiğimde düşünmeye başladım. Gitmeyenler için söyleyeyim, Dubai Havalimanı dünyadaki en uzun hollerden birine sahip. Emirates uçağıyla yere indiğimizde B holünün bir ucuna yakın bir yerde durduk. Camdan dışarı bakınca tam 15 Emirates uzak mesafe yolcu uçağının kusursuz bir simetriyle göz alabildiğine sıralandığını gördüm. Aklıma şu soru düştü: Dubai’de olup Gazze’de olmayan ne? Çünkü ikisi de dünyanın hayati kesişim noktalarında kum ile denizin bir araya geldiği yerlerde kurulmuştu.
Yanıt petrol değil. Petrol Dubai’nin bugünkü çeşitlilik içeren ekonomisinde ancak küçük bir rol oynuyor. Demokrasi de değil. Dubai de demokrasi değil ve olma niyeti de yok. Ancak dünyanın her yerinden insanlar burada yaşamak için akın ediyor. Dubai’nin nüfusu Covid başladığından beri en az 3.5 milyon arttı. Neden? Cevap, vizyoner yönetim.
Savaş nedeniyle yerlerinden edilip Gazze Şeridi’nin Mısır sınırındaki bölgesi Refah’a sığınan çocuklar Gazze Hayvanat Bahçesi’ndeki aslana meraklı gözlerle bakıyor. BM’ye göre 1.9 milyon Gazzeli, yani nüfusun yüzde 85’i evini terk etmek zorunda kaldı. (AFP via GETTY IMAGES)
Dubai hem Birleşik Arap Emirlikleri’nin hem de kendisinin nasıl olması gerektiğine dair güçlü bir vizyonu bulunan emirlerden oluşan iki kuşağın faydasını gördü. Bu hükümdarların yönetiminde hem ülke hem de şehir Arap, modern, çoğulcu olmayı, globalleşmeyi ve ılımlı İslam’ı benimsemeyi seçti. Söz konusu formülün içinde dünyaya açıklık, serbest piyasa ve eğitime özel vurgu, aşırılıkçı siyasal İslam’a yasak, görece düşük yolsuzluk, tepeden inme de olsa hukukun üstünlüğü, ayrıca ekonomik çeşitliliğe, yetenek istihdamına ve kalkınmaya tavizsiz bağlılık vardı.
Dubai’nin eleştirilecek bir sürü yanı bulunabilir. Çok sayıda yabancı işçinin hakları, emlak piyasasındaki ani yükseliş ve düşüşler, aşırı yapılaşma, gerçek bir basın ve toplanma özgürlüğü olmaması gibi sayısız sorunu var. Ancak Arapların ve diğer insanların burada yaşamayı, çalışmayı, eğlenmeyi ve iş kurmayı istemeye devam etmesi emirlik yönetiminin Basra Körfezi’ndeki bu sıcak bölgeyi dünyanın en çok refah sunan ticaret, turizm, ulaşım, inovasyon, nakliye ve golf rotalarından birine dönüştürdüğünü gösteriyor. Dubai biri 828 metre olmak üzere çok sayıda gökdeleniyle Hong Kong ve Manhattan’ı kıskandıracak bir manzaraya sahip. Üstelik hepsi tehlikeli İran İslam Cumhuriyeti’nin gölgesinde ve kıskançlığına rağmen başarıldı. Dubai’ye ilk kez geldiğim 1980 yılında limanda hala “dhov” olarak bilinen, ahşaptan yapılma geleneksel balıkçı yelkenlileri vardı. Bugün emirliğin lojistik şirketi DP World dünya genelinde kargo lojistiğini ve liman terminallerini yönetiyor. Aslında Dubai’nin yerinde onunla benzer kıyı şeridine sahip Kuveyt, Katar, Umman, Bahreyn, İran ve Suudi Arabistan gibi komşuları olabilirdi. Ama tercihleri sayesinde başarıya ulaşan BAE oldu.
BM Küresel İklim Konferansı’nın yapılacağı bölgeyi BAE Uluslararası İşbirliğinden Sorumlu Devlet Bakanı Reem el-Haşimi ile birlikte gezdim. Üç saatlik yürüyüşümüz sırasında altı yedi kez genç kadınlardan oluşan ikişer üçerli gruplar bizi durdurup bakanla fotoğraf çekilmek istedi. Harvard ve Tufts’ta okuduktan sonra devlet müteahhitliği gibi bir yönetim kademesine gelen, kraliyet dışından bir kadın olan el-Haşimi BAE’li genç kadınlar için bir rock yıldızı konumunda. Bir de Gazze’deki rol modelleri düşünün.
Mevcut İsrail-Hamas savaşına dair en cahilce argümanlardan biri Hamas’ın başka seçeneğinin olmadığıydı.
Yanlış.
Hamas her zaman Filistin devletini kurmaktan ziyade Yahudi devletini yok etmekle ilgilendi ve bundan hiç vazgeçmedi. Çünkü İsrail’i haritadan silme hedefi Hamas’ın süresiz olarak iktidarda kalmasını sağlıyordu. Halbuki Hamas’ın kontrolüne geçtiğinden beri Gazze’de ekonomik sefaletten başka bir şey yaşanmadı.
Böyle değilmiş gibi davranarak gerçekten kendi devletini isteyen ve hak eden Filistinlilere iyilik yapmış olmuyoruz.
Gazze’deki Filistinliler gerçeği biliyor. AFP’nin bildirdiği yeni anket sonuçlarına göre 7 Ekim öncesinde “birçok Gazzeli 7 Ekim saldırısından evvel Hamas’a düşman gözüyle bakıyordu ve bazılarına göre Hamas hakimiyeti aslında ikinci bir işgaldi.”
Hamas’ın Gazze üzerindeki hakimiyeti zayıfladıkça bölgedeki daha fazla kişinin Hamas hakkındaki gerçek fikrini söyleyeceğini düşünüyorum. ABD kampüslerindeki Hamas savunucuları bundan utanç duyacak.
Netanyahu’nun başka seçeneği yok muydu?
Ancak sebepler ve tercihler hakkındaki hikayemiz burada bitmiyor. 16 yılla İsrail tarihinin en uzun süre görevde kalan başbakanı olan Binyamin Netanyahu da tercihler yaptı. Üstelik bugünkü savaştan önce yaptığı tercihler hem İsrail hem de bütün dünyadaki Yahudiler için korkunç sonuçlar getirdi.
Liste uzun: Daha mevcut savaş başlamadan Netanyahu Katar’dan gelen milyarlarca dolarla Hamas’ı güçlendirerek Filistinlileri bölünmüş ve zayıf tutmak için çabaladı. Bu arada Oslo Anlaşmaları’na ve Batı Şeria’da şiddetsizliğe bağlı kalan Ramallah’taki ılımlı Filistin Yönetimi’ni itibarsızlaştırmak ve meşruiyetini bozmak için çalıştı. Böylelikle Netanyahu her ABD Başkanı’na mealen şöyle diyebilecekti: Filistinlilerle ben de barışmak isterdim ama bölünmüş durumdalar. Dahası, en iyileri Batı Şeria’yı kontrol edemezken en kötüleri Gazze’nin başında. Benden daha ne yapmamı bekliyorsunuz?
Netanyahu’nun hedefi en baştan beri Oslo seçeneğini tamamen ortadan kaldırmaktı. Bu konuda Netanyahu ile Hamas her zaman birbirine muhtaçtı. Netanyahu Amerikalılara ve İsraillilere başka seçeneği olmadığını söyleyebilecek, Hamas da Gazze’deki Filistinlilere ve onların dünya genelindeki yeni ve naif destekçilerine Filistinlilerin tek seçeneğinin Hamas önderliğindeki silahlı mücadele olduğunu iddia edebilecekti.
Aslında tam sırası
Bu karşılıklı imhadan tek çıkış yolu var. Batı Şeria’da Filistin Yönetimi’nin yenilenmiş bir versiyonu veya Filistinli teknokratlardan oluşan, FKÖ’nün atadığı yepyeni bir hükümet göreve gelecek. Bu hükümet Mısır, Ürdün ve Suudi Arabistan gibi ılımlı Arap devletleriyle ortaklık yapacak. Ancak bugünlerde konuyu açtığım birçok İsrailli bana “Tom, şimdi sırası değil. Kimsenin bunu dinleyecek hali yok” diyor.
Böyle denince çığlık atasım geliyor. Hayır, şimdi tam sırası. Bunda anlaşılmayacak ne var? Bugüne kadar Netanyahu’nun en büyük siyasi başarısı, ahlaken aşındırıcı işgalden ve İsraillileri bundan alıkoyacak saygın bir Filistinli ortağın inşasına yardım etmekten bahsetmek için asla doğru zamanın gelmediğine İsraillileri ve dünyayı ikna etmek oldu. Genele bakınca bu savaş öyle çirkin, ölümcül ve acı verici ki bunca Filistinli ve İsraillinin sadece hayatta kalmaya odaklanıp kendilerini bu noktaya getiren tercihleri yok sayması şaşırtıcı değil. Haaretz gazetesinden Dahlia Scheindlin son yazılarından birinde durumu çok güzel özetliyor:
“Bugün durum öyle berbat ki insanlar roketlerden kaçtığı kadar gerçeklikten de kaçıyor ve kör noktalara saklanıyor. Parmak sallamanın anlamı yok. Bundan sonra yapılacak tek şey bu gerçekliği değiştirmeye çalışmak.”
Bence bu yolu tercih etmek için her zaman doğru zaman.
© 2024 The New York Times Company
-------------------------------------------------------
No comments:
Post a Comment