Friday, June 26, 2026

İlter Turan (Prof.Dr.) - Türkiye'ye hakiki bir büyükelçi gönderiniz; işler iyi yürümüyor! 23 Haziran 2026

 

Ekonomim

Türkiye’ye hakiki bir büyükelçi 

gönderiniz; işler iyi yürümüyor!

İlter TURAN
İlter TURANSİYASET PENCERESİ

Tom Barrack’ın görevi Türkiye ve Amerika’nın yakınlaşmasına katkıda bulunmak

 ise, bunu yaptığı çok tartışmalıdır. Tam tersine Barrack, ülkedeki Amerikan 

aleyhtarlığını güçlendirmeye önemli katkılarda bulunmaktadır.

Bay Trump’la iyi geçinmekle övünen ve ilişkisinin bozulmasını istemeyen 

Türkiye Cumhurbaşkanı; Bay Barrack’ı, Bay Trump’a şikayet etmemekte direniyor

 Herhalde Amerika ile ilişkilere daha az değer veren bir hükümet görevde 

olsaydı, Bay Barrack’ı istenmeyen adam bile ilan edebilirdi.

Türkiye’ye hakiki bir büyükelçi gönderiniz; işler iyi yürümüyor! - Resim : 1

             Günümüzde büyükelçi rütbesine ulaşmış diplomatlar çeşitli yöntemlerle

 korunuyor. Tutuklanmamak dahil birçok konuda ayrıcalıklı bir konumları var. 

Böylece kendilerine verilen görevi değişik grupların, hatta ev sahibi ülkenin 

kurumlarının baskısından korunmuş olarak yerine getirmeleri bekleniyor. Siz 

de bileceksiniz, daha önceleri durum böyle değildi. Bazı deneyimli kimseler 

ülkeler arasındaki sorunları çözmek için ücreti mukabili hizmet verirlerdi. 

Bunların temsil ettikleri ülke ile güçlü bağlantıları bile bulunmayabilirdi. 

Bazen kendilerine kızan yöneticilerin hışmına uğramaları, hatta kellelerini 

kaptırmaları dahi mümkündü. Günümüzde diplomatlar korunuyor. Ancak ev 

sahibi ülke onlardan ülkenin iç işlerine karışmamalarını bekliyor. Bu durumda, 

bir ülke başka bir ülkenin büyükelçisinin görevini devletler hukukunun kurallarını

gözetmeden yerine getirmek istediğine kanaat getirirse,  onu persona non grata,

 yani istenmeyen adam ilan ederek ülkesine gönderebilir. Bu işlem çoğu zaman 

24 ila 48 saat içinde gerçekleştirilir, 72 saate kadar uzaması istisnadır.

Bir önceki paragrafta size bir büyükelçinin nasıl davranması gerektiğini genel 

hukuk çerçevesinde anlatmaya çalıştım. Tabii, bir büyükelçinin nasıl davrandığı, 

neyi yapıp neyi yapamayacağı ve benzeri konuların belirlenmesinde ülkelerin 

birbiri ile olan ilişkilerinin güçlü bir etkisi bulunmaktadır. Örneğin, sizinle 

müttefik olan bir ülkenin büyükelçisini evine göndermeyi arzularsanız, onu 

istenmeyen kişi ilan etmeniz biraz ayıp olur, müttefikinizden elçisini bir an önce 

çekmesini talep etmeyi tercih edebilirsiniz. Keza, böyle bir büyükelçiyi geri 

göndermek veya kamuoyu önünde azarlamak yerine, özel görüşme yapmak 

yoluyla bazı konularda daha dikkatli davranmasını isteyebilirsiniz. Bazı durumlar

 ise anlattıklarıma da istisna teşkil edebiliyor. Örneğin, bir büyükelçi sizin ülkeniz

 üzerinde yoğun nüfuzu olan bir ülkeyi temsil ediyorsa, bazen bir sömürge valisi

 gibi dahi davranabiliyor. Varlığını sürdürmek için ana ülkeye bağımlı eski sömür-

ge ülkelerinde ya da iktisaden bir başka ülkeye fazlasıyla muhtaç duruma gelmiş

 ülkelerde bu tür davranışlara rastlanması muhtemel. Tabii, iki ülke arasındaki 

ilişkilerin eşitlikçi olduğu ortamlarda, böyle davranmaya elverişli bir ortam 

oluşmaz.

 Diplomaside sınırlar ve büyükelçinin sorumluluğu

Birçok ülke, büyükelçiliğin gayet ince bilgi gerektiren bir iş olduğunun bilincinde

 olarak dış işleri hizmetlerinde profesyonelliği tercih ediyor. Genç diplomatlar 

liyakate bağlı olarak terfi ediyor, bu süreç içinde mesleğin nasıl icra edileceğini 

veya “sırlarını” öğreniyor ve sonradan bu kişilerden bazıları büyükelçi olarak 

görevlendiriliyor. Bu titri iktisap etmeyenler de devlet hizmetine devam ediyorlar

Atandıkları yeri beğenmeyen büyükelçiler de olabiliyor. Ya uygun bir yere atan-

mayı bekliyorlar ya da hizmetten ayrılıyorlar. Ancak bu tür bir uygulamaya her 

ülkede rastlanmıyor. Bazı ülkelerde başka alanlarda şöhrete ulaşan kişiler de 

büyükelçi olarak görevlendirilebiliyor. Ülkemizin ilk dönemlerinde yetişkin 

diplomat olmayınca bu uygulamaya başvurulmuştur. Ya da büyükelçilikte 

yürütülen sosyal faaliyetin masraflarını karşılayabilecek mali kaynaklara sahip 

kişilere büyükelçilik veriliyor. Bir siyasi liderin seçiminde önemli rol oynayan 

kişiler de büyükelçi yapılabiliyor. Tabii meslekten diplomat olmayan bir kişinin 

saydığım niteliklerin tümünü veya bir kısmını bir araya getirmesi de mümkün. 

Örneğin, çok tanınmış, aynı zamanda maddi imkanları geniş, başkan veya 

başbakan seçimine önemli katkı yapmış bir kişiye de bir büyükelçilik nasip olabilir. 

Büyükelçi tayin ederken, tayini yapacak ülke ev sahibi ülkenin bu atamaya rıza 

göstermesini agreman ya da “olur” isteyerek belirlemektedir. Eğer atanması 

öngörülen kişi daha önce gideceği ülkeye ilişkin olumsuz görüşler bildirmiş 

veya değerlendirmeler yapmışsa, ev sahibi ülkenin kendisine agreman vermeme-

si adiyedendir. Bazı durumlarda ev sahibi ülke atanma teklifini bir saygısızlık 

olarak da telakki edebilir. Pek sık rastlanan bir durum olmasa da, akla gelen 

örnekler arasında Reagan yönetiminin  Trinidad-Tobago’ya tek meziyeti Reagan 

kampanyasına bolca para vermek olan Washingtonlu bir garaj işletmecisini  

önermesi vardır. Bilmem bu kişinin adaylığı-nın geri çekildiğini eklememe gerek 

var mı?

Bilindiği gibi, yapmak istediklerine siyasetin sınırlar koymasını kabullenemeyen 

kişilerin ülke yönetimine egemen olması olayı giderek yaygınlaşmaktadır. Siyasal

 gücün kişiselleştirilmesine yönelen bu kişiler kendi yoldaşlarına profesyonel 

diplomatlardan daha fazla güvenmektedirler. Bu eğilimin tabii bir sonucu olarak,

 günümüzde diplomatik geçmişi olmayan büyükelçilerin sayısında ve bunun 

sonucu olarak da oranında ciddi bir artış görülmektedir. Gerek Amerika’da gerek

 Türkiye’de aynı temayülün gözlendiğine şahit oluyoruz. Nitekim, Bay Trump 

New York kenti gayri menkul piyasasında yükselmiş ve söz sahibi olmuş Tom 

Barrack’ı Türkiye’ye büyükelçi olarak atamıştır. Aynı kişi Amerika’nın Suriye özel 

temsilcisi sıfatını da taşıdığı gibi, son zamanlarda basında yer alan haberlere 

inanmak gerekirse, Irak’ta da Amerika’yı temsil görevini üstlenmiştir. 

Anlaşıldığına göre Bay Barrack, hem Trump’ın kampanyasına bağışta bulunmuş 

hem de seçimi kazanması için gayret göstermiştir. Buna karşılık, daha önce 

herhangi bir diplomasi tecrübesi olmadığı bilinmektedir.

 Barrack, hakaret ettiğinin farkında bile değil

Bay Trump’ın ayrıntıdan hoşlanmadığı, dış siyaset alanından ise hiç hoşlanmadığı

 yakınen bilinmektedir. Lübnan kökenli olması ve Orta Doğu’ya ilişkin bir veya iki

 kitabı kısmen okumuş olması dolayısıyla Bay Barrack, Trump yönetiminde birden

bire Orta Doğu uzmanı olarak ortaya çıkmıştır. Hazret, kıt bilgi dağarcığına 

dayanarak kendisini Türk devletine ve kamuoyuna nasihat edecek konumda

görmektedir. Büyükelçi’ye göre, Orta Doğu’da Osmanlı döneminde barış 

hüküm sürmekteydi, bölgenin tekrar huzura kavuşması için bölgeye hizmet 

veren yumuşak bir monarşik sistemin ihdası faydalı olacaktır. İmparatorluğu 

dağıtan gücün bölgeye gelen milliyetçilik akımı olduğu hususu Sayın Büyükelçinin dikkatinden kaçmıştır. Tabii, dikkatinden kaçan hususlar sadece biri bu. Daha önemlisi, Arapların Türklere 

fazla hayranlık duymadıkları ve eski günlere dönmeyi pek de arzulamadıklarıdır 

ki, bu husus da Sayın Büyükelçi’nin dikkatinden kaçmıştır. Sayın Büyükelçi, bu 

sözleriyle Türkiye Cumhuriyeti’ne, onun kurucusuna, cumhuriyetten gurur duyan

 vatandaşlara hakaret ettiğinin farkında bile değildir. Görevi Türkiye ve Amerika’

nın yakınlaşmasına katkıda bulunmak ise, bunu yaptığı çok tartışmalıdır. 

Tam tersine, ülkedeki Amerikan aleyhtarlığını güçlendirmeye önemli katkılarda

 bulunmaktadır.

Bay Trump’la iyi geçinmekle övünen ve ilişkisinin bozulmasını istemeyen Türkiye 

Cumhurbaşkanı; Bay Barrack’ı, Bay Trump’a şikayet etmemekte direniyor. 

Herhalde Amerika ile ilişkilere daha az değer veren bir hükümet görevde 

olsaydı, Bay Barrack’ı istenmeyen adam bile ilan edebilirdi. Ama ne de olsa 

mütefikiz. Dolayısıyla Bay Trump’tan rica edelim, bu büyükelçiyi bir an önce 

buralardan çeksin ve yerine ülkemize daha fazla saygı gösteren profesyonel 

bir diplomat atasın. İşler pek iyi yürümüyor.

No comments:

Post a Comment