- Ekonomim
- Yazarlar
- İlter TURAN
- Türkiye’ye hakiki bir büyükelçi gönderiniz; işler iyi yürümüyor!
Ekonomim
Türkiye’ye hakiki bir büyükelçi
gönderiniz; işler iyi yürümüyor!

Tom Barrack’ın görevi Türkiye ve Amerika’nın yakınlaşmasına katkıda bulunmak
ise, bunu yaptığı çok tartışmalıdır. Tam tersine Barrack, ülkedeki Amerikan
aleyhtarlığını güçlendirmeye önemli katkılarda bulunmaktadır.
Bay Trump’la iyi geçinmekle övünen ve ilişkisinin bozulmasını istemeyen
Türkiye Cumhurbaşkanı; Bay Barrack’ı, Bay Trump’a şikayet etmemekte direniyor
Herhalde Amerika ile ilişkilere daha az değer veren bir hükümet görevde
olsaydı, Bay Barrack’ı istenmeyen adam bile ilan edebilirdi.
Günümüzde büyükelçi rütbesine ulaşmış diplomatlar çeşitli yöntemlerle
korunuyor. Tutuklanmamak dahil birçok konuda ayrıcalıklı bir konumları var.
Böylece kendilerine verilen görevi değişik grupların, hatta ev sahibi ülkenin
kurumlarının baskısından korunmuş olarak yerine getirmeleri bekleniyor. Siz
de bileceksiniz, daha önceleri durum böyle değildi. Bazı deneyimli kimseler
ülkeler arasındaki sorunları çözmek için ücreti mukabili hizmet verirlerdi.
Bunların temsil ettikleri ülke ile güçlü bağlantıları bile bulunmayabilirdi.
Bazen kendilerine kızan yöneticilerin hışmına uğramaları, hatta kellelerini
kaptırmaları dahi mümkündü. Günümüzde diplomatlar korunuyor. Ancak ev
sahibi ülke onlardan ülkenin iç işlerine karışmamalarını bekliyor. Bu durumda,
bir ülke başka bir ülkenin büyükelçisinin görevini devletler hukukunun kurallarını
gözetmeden yerine getirmek istediğine kanaat getirirse, onu persona non grata,
yani istenmeyen adam ilan ederek ülkesine gönderebilir. Bu işlem çoğu zaman
24 ila 48 saat içinde gerçekleştirilir, 72 saate kadar uzaması istisnadır.
Bir önceki paragrafta size bir büyükelçinin nasıl davranması gerektiğini genel
hukuk çerçevesinde anlatmaya çalıştım. Tabii, bir büyükelçinin nasıl davrandığı,
neyi yapıp neyi yapamayacağı ve benzeri konuların belirlenmesinde ülkelerin
birbiri ile olan ilişkilerinin güçlü bir etkisi bulunmaktadır. Örneğin, sizinle
müttefik olan bir ülkenin büyükelçisini evine göndermeyi arzularsanız, onu
istenmeyen kişi ilan etmeniz biraz ayıp olur, müttefikinizden elçisini bir an önce
çekmesini talep etmeyi tercih edebilirsiniz. Keza, böyle bir büyükelçiyi geri
göndermek veya kamuoyu önünde azarlamak yerine, özel görüşme yapmak
yoluyla bazı konularda daha dikkatli davranmasını isteyebilirsiniz. Bazı durumlar
ise anlattıklarıma da istisna teşkil edebiliyor. Örneğin, bir büyükelçi sizin ülkeniz
üzerinde yoğun nüfuzu olan bir ülkeyi temsil ediyorsa, bazen bir sömürge valisi
gibi dahi davranabiliyor. Varlığını sürdürmek için ana ülkeye bağımlı eski sömür-
ge ülkelerinde ya da iktisaden bir başka ülkeye fazlasıyla muhtaç duruma gelmiş
ülkelerde bu tür davranışlara rastlanması muhtemel. Tabii, iki ülke arasındaki
ilişkilerin eşitlikçi olduğu ortamlarda, böyle davranmaya elverişli bir ortam
oluşmaz.
Diplomaside sınırlar ve büyükelçinin sorumluluğu
Birçok ülke, büyükelçiliğin gayet ince bilgi gerektiren bir iş olduğunun bilincinde
olarak dış işleri hizmetlerinde profesyonelliği tercih ediyor. Genç diplomatlar
liyakate bağlı olarak terfi ediyor, bu süreç içinde mesleğin nasıl icra edileceğini
veya “sırlarını” öğreniyor ve sonradan bu kişilerden bazıları büyükelçi olarak
görevlendiriliyor. Bu titri iktisap etmeyenler de devlet hizmetine devam ediyorlar
Atandıkları yeri beğenmeyen büyükelçiler de olabiliyor. Ya uygun bir yere atan-
mayı bekliyorlar ya da hizmetten ayrılıyorlar. Ancak bu tür bir uygulamaya her
ülkede rastlanmıyor. Bazı ülkelerde başka alanlarda şöhrete ulaşan kişiler de
büyükelçi olarak görevlendirilebiliyor. Ülkemizin ilk dönemlerinde yetişkin
diplomat olmayınca bu uygulamaya başvurulmuştur. Ya da büyükelçilikte
yürütülen sosyal faaliyetin masraflarını karşılayabilecek mali kaynaklara sahip
kişilere büyükelçilik veriliyor. Bir siyasi liderin seçiminde önemli rol oynayan
kişiler de büyükelçi yapılabiliyor. Tabii meslekten diplomat olmayan bir kişinin
saydığım niteliklerin tümünü veya bir kısmını bir araya getirmesi de mümkün.
Örneğin, çok tanınmış, aynı zamanda maddi imkanları geniş, başkan veya
başbakan seçimine önemli katkı yapmış bir kişiye de bir büyükelçilik nasip olabilir.
Büyükelçi tayin ederken, tayini yapacak ülke ev sahibi ülkenin bu atamaya rıza
göstermesini agreman ya da “olur” isteyerek belirlemektedir. Eğer atanması
öngörülen kişi daha önce gideceği ülkeye ilişkin olumsuz görüşler bildirmiş
veya değerlendirmeler yapmışsa, ev sahibi ülkenin kendisine agreman vermeme-
si adiyedendir. Bazı durumlarda ev sahibi ülke atanma teklifini bir saygısızlık
olarak da telakki edebilir. Pek sık rastlanan bir durum olmasa da, akla gelen
örnekler arasında Reagan yönetiminin Trinidad-Tobago’ya tek meziyeti Reagan
kampanyasına bolca para vermek olan Washingtonlu bir garaj işletmecisini
önermesi vardır. Bilmem bu kişinin adaylığı-nın geri çekildiğini eklememe gerek
var mı?
Bilindiği gibi, yapmak istediklerine siyasetin sınırlar koymasını kabullenemeyen
kişilerin ülke yönetimine egemen olması olayı giderek yaygınlaşmaktadır. Siyasal
gücün kişiselleştirilmesine yönelen bu kişiler kendi yoldaşlarına profesyonel
diplomatlardan daha fazla güvenmektedirler. Bu eğilimin tabii bir sonucu olarak,
günümüzde diplomatik geçmişi olmayan büyükelçilerin sayısında ve bunun
sonucu olarak da oranında ciddi bir artış görülmektedir. Gerek Amerika’da gerek
Türkiye’de aynı temayülün gözlendiğine şahit oluyoruz. Nitekim, Bay Trump
New York kenti gayri menkul piyasasında yükselmiş ve söz sahibi olmuş Tom
Barrack’ı Türkiye’ye büyükelçi olarak atamıştır. Aynı kişi Amerika’nın Suriye özel
temsilcisi sıfatını da taşıdığı gibi, son zamanlarda basında yer alan haberlere
inanmak gerekirse, Irak’ta da Amerika’yı temsil görevini üstlenmiştir.
Anlaşıldığına göre Bay Barrack, hem Trump’ın kampanyasına bağışta bulunmuş
hem de seçimi kazanması için gayret göstermiştir. Buna karşılık, daha önce
herhangi bir diplomasi tecrübesi olmadığı bilinmektedir.
Barrack, hakaret ettiğinin farkında bile değil
Bay Trump’ın ayrıntıdan hoşlanmadığı, dış siyaset alanından ise hiç hoşlanmadığı
yakınen bilinmektedir. Lübnan kökenli olması ve Orta Doğu’ya ilişkin bir veya iki
kitabı kısmen okumuş olması dolayısıyla Bay Barrack, Trump yönetiminde birden
bire Orta Doğu uzmanı olarak ortaya çıkmıştır. Hazret, kıt bilgi dağarcığına
dayanarak kendisini Türk devletine ve kamuoyuna nasihat edecek konumda
görmektedir. Büyükelçi’ye göre, Orta Doğu’da Osmanlı döneminde barış
hüküm sürmekteydi, bölgenin tekrar huzura kavuşması için bölgeye hizmet
veren yumuşak bir monarşik sistemin ihdası faydalı olacaktır. İmparatorluğu
dağıtan gücün bölgeye gelen milliyetçilik akımı olduğu hususu Sayın Büyükelçinin dikkatinden kaçmıştır. Tabii, dikkatinden kaçan hususlar sadece biri bu. Daha önemlisi, Arapların Türklere
fazla hayranlık duymadıkları ve eski günlere dönmeyi pek de arzulamadıklarıdır
ki, bu husus da Sayın Büyükelçi’nin dikkatinden kaçmıştır. Sayın Büyükelçi, bu
sözleriyle Türkiye Cumhuriyeti’ne, onun kurucusuna, cumhuriyetten gurur duyan
vatandaşlara hakaret ettiğinin farkında bile değildir. Görevi Türkiye ve Amerika’
nın yakınlaşmasına katkıda bulunmak ise, bunu yaptığı çok tartışmalıdır.
Tam tersine, ülkedeki Amerikan aleyhtarlığını güçlendirmeye önemli katkılarda
bulunmaktadır.
Bay Trump’la iyi geçinmekle övünen ve ilişkisinin bozulmasını istemeyen Türkiye
Cumhurbaşkanı; Bay Barrack’ı, Bay Trump’a şikayet etmemekte direniyor.
Herhalde Amerika ile ilişkilere daha az değer veren bir hükümet görevde
olsaydı, Bay Barrack’ı istenmeyen adam bile ilan edebilirdi. Ama ne de olsa
mütefikiz. Dolayısıyla Bay Trump’tan rica edelim, bu büyükelçiyi bir an önce
buralardan çeksin ve yerine ülkemize daha fazla saygı gösteren profesyonel
bir diplomat atasın. İşler pek iyi yürümüyor.

No comments:
Post a Comment