Friday, August 28, 2026

Milliyet - Melih Aşık -27 Ağustos 2026 - Büyük Taarruz

 

Melih Aşık

Melih Aşık

m.asik@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Tarih 26 Ağustos 1922... Seher vakti… Toplar gümbürdüyor. Başkumandan Mustafa Kemal komutasındaki ordumuz işgalci Yunan ordusuna karşı büyük taarruzu başlatıyor. Ölümcül çatışmalar Başkumandanlık Meydan Muharebesiyle 30 Ağustos’ta sonuca ulaşacak, kazanılan zafer tarihe altın harflerle kazınacaktır.

Zafer, Mustafa Kemal’in strateji dehası, komutanların ustalığı, ordumuzun kahramanlığı, halkın büyük özverisi ile kazanılmıştır.

Büyük Taarruz’dan sonra Yunan orduları İzmir’e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtarılmasıyla Anadolu işgalcilerden temizlenmiş oldu.

Haberin Devamı

Ülkemiz halkı Birinci Dünya Savaşı’nı yenik bitirmiş, 400 bin şehit vermiş, silahları alınmış, yakılmış, yıkılmış, ancak teslim olmamış, en zor koşullarda savaşarak bağımsızlığını tekrar kazanmıştır.

Falih Rıfkı Atay 30 Ağustos’u şöyle anlatır:

“Nemiz varsa; bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batı’nın, vicdanımızı Doğu’nun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcağını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak; hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferi’ne borçluyuz.”

Bu savaşı kazanmasaydık çok çok İç Anadolu’da Sevr antlaşmasının çizdiği sınırlara tıkılıp kalmış güdük bir ülke olacaktık. 

OLMAYAN ÖRGÜT 

200 sanıklı “Aziz İhsan Aktaş suç örgütü davası”nda kararlar açıklandı...

Mahkeme “örgüt yok“ dedi.

Örgütün lideri denilen İhsan Aktaş beraat etti.

Rıza Akpolat, Zeydan Karalar, Oya Tekin, Utku Caner Çaykara ve Kadir Aydar gibi belediye başkanları ise rüşvet almak suçundan çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.

Rüşveti verdiği iddia edilen müteahhit Aziz İhsan Aktaş “etkin pişmanlık nedeniyle” cezadan muaf tutuldu.

TCK 254’e göre...

Rüşvet veren kişi, rüşvet olayı resmi makamlarca öğrenilmeden önce durumu yetkili makamlara bildirirse bu suçtan ceza görmeyebiliyor.

Rüşvet alanlar ise bu maddeden yararlanamıyor.

Tabii rüşvet aldığı iddia edilen kişinin suçu ihale belgeleri, kayıtlar, tanıklarla ayrıca kanıtlanmak zorunda.

Haberin Devamı

Peki kanıtlandı mı?

Ceza alanların ifadelerine bakıyoruz...

Her biri “Bu kararlar üst mahkemeden döner çünkü elle tutulur kanıt yok” diyor. Bakalım üst mahkeme ne diyecek? 

KÜÇÜK BALIK 

Bir yolcu akşam vakti dağ yollarında giderken, arkadan gelen bir başka yolcu kendisine yetişmiş, yol arkadaşı olmuşlar. Geç vakit bir hana varmışlar... Hancıdan yiyecek bir şeyler istemişler:

- Sadece iki balığım kaldı. Onları pişirip getireyim, demiş hancı.

Getirdiği balıklardan biri büyük, öteki küçükmüş. Yolculardan biri hemen büyük balığı alıp tabağına koymuş. Doğal olarak, öteki suratını asmış.

Büyük balığı alan sormuş:

- Niye surat ediyorsun?

- Balık seçimini beğenmedim.

- Sen olsan hangisini alırdın?

- Ben olsam küçüğünü alırdım, diye cevap vermiş beriki.

- İyi ya işte, demiş adam, küçük balık yine sana kaldı.

Sonra da iç huzuruyla önündeki balığı yemeye devam etmiş...

Hayatın her alanında böyle nezaketten ve zarafetten nasipsiz hödükler vardır. 

PİŞKİN 

Ligin daha ikinci haftasındayız...

Hakemlerden yakınmalar başladı.

Haberin Devamı

Efendim her yenilen takım suçu hakemlere atıyor, diyebilir miyiz?

Eskiden diyebilirdik

Artık diyemeyiz.

Çünkü bizim hakemlerin yetersizliği FİFA tarafından tescil edildi.

Nasıl mı?

Siz de biliyorsunuz...

Son dünya kupasına Afrika’nın küçücük ülkelerinden...

Gabon’dan, Moritanya’dan, Somali’den turnuvaya hakem davet edildi.

Türkiye’den var hakemi bile çağırılmadı.

Bu tablo bu ülkede hakem olmadığının tescilinden başka nedir?

Bu aşağılamaya rağmen Merkez Hakem Kurulu Başkanı’nın istifa etmemesi, hakemlik kurumunun iflas ettiğinin bir başka göstergesi değil midir?

BİTAP...

Okullarda yeni dönem için kitap fiyatları 200 bin liraya kadar çıkıyor, bu masraf velileri düşündürüyormuş...

Benim okuduğum Fransız Saint Benoit Lisesi’nde olsun...

Kimi benzer kolejlerde olsun

Sınıf geçen öğrenciler bir önceki yılın kitaplarını bir sonraki yılı okuyacak öğrencilere küçük fiyatlarla satarlardı.

Bizler az yıpranmış kitapları bir yaş büyük ağabeylerden küçük paralarla alır bir yıl okurduk.

Tabii bu kitaplar genelde iyi kâğıda basılmış, iyi ciltli kitaplardı. Temiz kullanılmışsa sıkıntısız şekilde bir yıl daha kullanılabilirdi.

Haberin Devamı

Tasarruf etmenin böyle yolları da vardı.

KARAR gazetesi - Mehmet Ocaktan - 28 Ağustos 2026 - Türk'e hukuk değil çadır mı yakışır diyelim

 Bugünkü Yazarlar Tüm Yazarlar

Türk’e hukuk değil çadır mı yakışır diyelim

Bu makaleyi dinle

00:00
05:24

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Osman Kavala’nın 2019 tarihli AİHM kararının ardından, devam eden tutukluluğu ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla sonuçlanan ceza yargılamasına ilişkin ‘hak ihlali’ kararı vererek serbest bırakılmasını istedi.

Kısacası AİHM diyor ki:

-Osman Kavala’nın İfade özgürlüğü, toplantı ve örgütlenme özgürlüğü ihlal edilmiştir.

-Adil yargılama hakkı ihlal edilmiştir.

-Gezi Parkı gösterilerine ve sivil toplum faaliyetlerine verdiği destek nedeniyle cezalandırılması da toplantı ve örgütlenme özgürlüğünün ihlalidir.

-10 Aralık 2019’dan sonraki özgürlükten yoksun bırakılmasının tamamı keyfîdir, siyasi nedenlerle tutuklanmıştır.

-Hakkında verilen ve koşullu salıverilme imkânı bulunmayan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı ihlal edilmiştir.

AİHM’nin 2019’da Kavala ile ilgili verdiği “derhal serbest bırakın” kararına uymadık, şimdi yeni bir ihlal kararı daha verdi. Muhtemelen iktidar, bu karara da uymayacaktır.

Nitekim Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanı Mehmet Uçum, AİHM’in Kavala hakkında verdiği kararın ardından değerlendirmelerde bulunan Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor’u hedef alarak “AİHM de Amor da haddini bilsin!” şeklinde bir tehdit açıklamasında bulundu.

Uluslararası sözleşme ve kararların ulusal yargının bağımsızlığını ortadan kaldıracak biçimde yorumlanamayacağını belirten Uçum, AİHM kararına öylesine öfkelenmiş ki “AİHM siyasi proje kararlar verdikçe Türkiye için hiçbir kıymeti kalmıyor” diyerek adeta AİHM’ye meydan okudu.

Cumhurbaşkanının danışmanı ya AİHM’nin Türkiye için ne anlam ifade ettiğini bilmiyor ya da bile bile Türkiye’nin demokratik dünyadan tümden kopuşu için özel bir görevi yerine getiriyor.

Oysa bizzat AK Parti iktidarı 2004 yılında CHP’nin de desteği ile anayasanın 90. Maddesinde değişiklik yaparak AİHM’yi iç hukukumuzun bir parçası haline getirerek devrim niteliğinde bir hukuksal değişimin altına imza atmıştı.

Ama talihsizliğe bakın ki şimdi o AK Parti iktidarı, hukuk alanında kendi yaptığı devrim niteliğindeki işleri yerle bir ederek Türkiye’yi adeta ‘vesayet’ dönemlerine geri götürüyor.

Türkiye her ne kadar kağıt üzerinde hala bir ‘hukuk devleti’ olsa da son yıllarda hukukun yok edildiğini, neredeyse bütün toplum kesimlerinin adalete hasret bırakıldığını yazmaktan o kadar yorulduk ki…

Hukuku ve adaleti yok ettiğimiz için iç barışı tahkim etmeyi başaramadık ama iktidarın hiç umurunda olmadı, üstelik adaletsizliğin zirve yapmasından da hiç yorulmadı…

Hukuk ve adaleti yok ettiğimiz için ülke olarak ‘güven’ duygusunu kaybettik, bu yüzden de ekonomik krizden kurtulamıyoruz, fukaralık giderek derinleşiyor.

Doğrusu bu tabloyu görünce gayri ihtiyari “acaba Orta Asya’da bir bakıma hayatın temelini oluşturan çadır yaşamına geri dönmeye mi çalışıyoruz” diye sormak geliyor insanın içinden…

Malum çadır, Türklerin at sırtında taşıdıkları evleriydi. Yani göçer hayat yaşayan Türklerin evleri, obaları, şehirleri çadırlarıydı. Çadırların taşındığı veya üzerinde çadır kurulu olan yüksek arabaları vardı. Keçe, hayvan derileri veya dokumadan yaptıkları çadırların büyüğüne yurt denirdi. Yurt kelimesi günümüzde anlam genişlemesine uğrayarak vatan anlamına dönüşmüştür. Ve eski Türklerin en önemli yaşam alanını çadırlar oluşturuyordu.

Herhalde henüz medeniyete intikal edemediğimiz o çadırlı hayatı özlüyor olamayız. Kaldı ki o günlerde bile toplum hayatını tanzim eden kurallar ve yasalar vardı. Mesela büyük ordularla fetihten fetihe koşan Cengiz Han, aynı zamanda kurduğu düzenle de efsaneleşmiştir.

Cengiz Han Moğol kabilelerini birleştirirken sadece askeri güce değil, adalete de dayandı. Kurduğu hukuk sistemi rastgele emirlerden oluşmuyordu. Her kural, bozkır hayatının gerçek ihtiyaçlarına göre belirlenmişti. Emirleri yazılı hale getirerek herkesin uyması gereken ‘Cengizhan Kanunları’nı oluşturdu. Cengiz Han’ın kurduğu bu düzen, tarihin en etkili sistemlerinden biri olarak kabul edilir. Eğer Orta Asya’daki çadır hayatına özlem duyanlar varsa, hemen hatırlatalım o günlerin bile kuralları, kanunları vardı.

Ama talihsizliğe bakın ki Orta Asya steplerinden gelen bir millet olarak hala “AİHM kararlarını tanımayız da uymayız da…” diyerek efelenmekten bir türlü vazgeçemiyoruz.

Unutmayalım şanlı tarih masalları eşliğinde hukuku ve adaleti yok ederek ülkemize barış ve refah getiremeyeceğimiz gibi, dünyada saygın bir devlet olmayı da başaramayız. Ayrıca ‘bir Türk dünyaya bedeldir’ hamasetiyle büyük devlet olunmuyor…

CUMHURİYET gazetesi - Murat Ağırel - 28 Ağustos 2026 - 30 bin Avro sermayeden iki yılda milyonlarca Avro’ya: Gökçek ailesinin Almanya dosyası

 

Murat Ağırel
Son Köşe Yazıları

30 bin Avro sermayeden iki yılda milyonlarca Avro’ya: Gökçek ailesinin Almanya dosyası

28.08.2026 04:00
Güncellenme:

Türkiye’nin bir Melih Gökçek sorunu vardır. Bu sorun hem Türk adaletinin hem de Türk demokrasisinin önünde adeta bir sınav gibi duruyor.

Sırf cumhurbaşkanının, Refah Partisi döneminden bu yana yol arkadaşı diye giydiği dokunulmazlık zırhı kabul edilemez.

Hakkında onlarca belgeli, kanıtlanmış faturalarla sabitlenmiş suç duyuruları olan bir insanın hakkında en azından bir soruşturma açılması gerekirdi.

Keza FETÖ’ye olan sevgisini sahnelerden haykıran bir siyasetçi olması da cabası.

Bugün herkese uzanan Türk yargısı nedense Melih Gökçek’e bir türlü ulaşamıyor.

Dönemin hükümet sözcüsü Bülent Arınç’ın açık itiraflarına rağmen “Gelin en azından bir ifadenizi alalım” bile denemiyor.

Öyle ki yeni bir araştırma dosyasında Gökçek ailesinin Almanya bağlantılarına ulaştım.

Bu dosya bir ihbarla başladı.

İhbar, Gökçek’in ailesinin Almanya’da önemli miktarda gayrimenkul yatırımı yaptığı iddiasını içeriyordu.

Masa başından teknolojinin nimetlerinden yararlanarak araştırmamı yapabilirdim ancak kafamda oturmayan yerler olduğu için yerinde görmek istedim ve Almanya’ya gittim.

Tarih: 17 Ağustos 2022.

Hülya Gökçek, Türkiye’de düzenlenen noter vekâletnamesiyle Filiz Polat Isler’i Almanya’da “HAMAG” isimli bir şirket kurmakla yetkilendiriyor.

Beş gün sonra vekâletname apostil işleminden geçiriliyor.

Ve 30 Ağustos 2022’de Almanya’daki düğmeye basılıyor.

Şirket 30 Ağustos 2022’de Almanya’da kuruluyor.

Tek sahibi Melih Gökçek’in gelini Hülya Gökçek.

Yani oğlu Ahmet Gökçek’in eşi.

Şirketin sermayesi 30 bin Avro.

HAMAG ismi nereden geliyor?

Hülya

Ahmet

Melih

Ahmet

Gökçek başharflerinden oluşuyor.

Şirket ilk başta Köln’de kuruluyor sonra Düsseldorf’a taşınıyor.

İlk yıl tablo son derece mütevazı: Sıfır ciro, sıfır çalışan.

Sermayenin de 15 bin Avro’su ödenmiş, diğer kısmı ise ödenmemiş hatta ödensin diye çağrı yapılmış. Buraya kadar olağandışı bir şey yok.

Asıl mesele sonrasında başlıyor. 2023 bilançosunda şirketin gayrimenkul varlığı hâlâ sıfır ancak şirkete para girmeye başlıyor. Şirket evraklarında yaklaşık 849 bin Avroluk “hissedar finansmanı” bulunuyor.

Bir yıl sonra ise tablo tamamen değişiyor.

2024 bilançosunda şirketin yaklaşık 3 milyon 857 bin Avroluk gayrimenkul varlığı görünüyor.

Image

Yani 30 bin Avro sermayeyle kurulmuş bir şirketin iki yıl içerisinde bilançosunda yaklaşık 3.86 milyon Avroluk taşınmaz taşıması elbette tek başına suç anlamına gelmez.

Fakat ortada sorular var: Bu büyümenin finansmanı nedir? Para Türkiye’den mi geldi?

Cevabını 2024 bilançosunu incelerken buldum. Mali tablodaki en dikkat çekici iki kelime: “Bank Türkei” Yani para Türkiye’den gelmiş.

Hemen şirket adresinin ve taşınmazların olduğu adrese Hohenzollernstraße 30, Düsseldorf’a gittim.

Gerçekten kapıda HAMAG GMBH GÖKÇEK yazıyordu.

Çevredekiler ile konuştum. Zira sokak da çok enteresan.

Sokak başında kilise var, Yahudi cemaatine ait bina var, Hıristiyan vakfı var, Evanjeliklere ait bina var. “Dinlerarası Diyalog” sokağı gibi...

İşte bu sokakta Hülya Gökçek bir bina almış. 15 daire iki dükkan var ve yurt yapılmış. İçine epey de para harcanmış.

Şirketin yetkilisi de İbrahim Melih Gökçek oluyor. Bizim bildiğimiz Başkan Melih Gökçek değil, torunu İbrahim Melih Gökçek. Yani oğlu Ahmet Gökçek’in oğlu.

Dosyanın ikinci önemli ayağı Kuzey Ren-Vestfalya eyaletindeki Velbert kentinde yeni bir gayrimenkul işlemi...

Bu kez konu bir apartman değil.

Büyük bir ticari kompleks: “Thomascarree.”

Ve bu kez elimde doğrudan noter belgesi var.

Hülya Gökçek, 25 Şubat 2025’te bu ticari gayrimenkul için satın alma sözleşmesine şahsen alıcı olarak giriyor.

Thomascarree yaklaşık 6 bin 524 metrekare kiralanabilir alana sahip. İçerisinde mağazalar, restoranlar, bürolar, muayenehaneler ve konutlar bulunuyor.

Dosyadaki kira geliri yıllık yaklaşık 636 bin Avro.

Daha çarpıcı rakam ise şu: Satıcının banka yükünün kapatılması için gereken miktar 6 milyon 174 bin Avro. Bu rakam satış bedelinin tamamı değil. Yani gerçek satın alma bedeli 8.5 milyon Avro!

Ancak noterden satış sözleşmesi yapılmasına rağmen Hülya Gökçek burayı satın almaktan vazgeçiyor. Satıcı ve aracılar sözleşme gereği ceza ödemesini istiyor. Gökçek vazgeçtiği yer için 170 bin Avro aracıya, diğer aracıya 100 bin Avro, 300 bin Avro yer sahibine ceza ödüyor ancak dava açılmasını engelleyemiyor.

İşte burada bir başka soru ortaya çıkıyor: Bu büyüklükte bir satın almanın finansmanı nasıl sağlanacaktı?

İki buçuk ay sonra HAMAG’ın yapısı değişiyor. Şirketin adı “HAMAG Holding GmbH” oluyor. Bu sefer merkez değişiyor.

Yeni rota Lüksemburg...

Ahmet Gökçek ile Hülya Gökçek yanlarında Prof. Dr. Ali Rıza Töngür ile birlikte Massen alışveriş merkezinin satın alınmasına yönelik görüşmeler için Lüksemburg’a gidiyor. Bu alışveriş merkezini inceliyorlar ve fiyat teklifi alıyorlar. 180 milyon Avro bedeli olan bu yer için beklemek istiyorlar.

Bakın 30 bin Avro sermaye, sıfır ciro, sıfır çalışan ile başlayan şirket birkaç yılda ne noktaya geliyor!

Gazetecilikte bazı sorular cevabından güçlüdür.

3.86 milyon Avroluk gayrimenkul tam olarak nasıl finanse edilmiştir?

Thomascarree’nin gerçek satış bedeli nedir?

Ve en önemlisi: Bu paranın ilk çıktığı yer neresidir?

Cevaplanmayı bekleyen çok ciddi bir para hikâyesi var.

Ve o hikâyenin sonuna kadar gidilmesi gerekiyor.

Çünkü paranın kaynağı ortaya çıktığında, bugün yalnızca soru işareti olan pek çok şeyin cevabı da kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

Gökçek ailesine tekrar soruyorum; 30 bin Avro ile başlayan bu milyonların kaynağı neresi?