Friday, April 3, 2026

Önder Özar (E. Büyükelçi) - 3 Nisan 2026 - İran halkına yazık olmuyor mu?

 İRAN halkına yazık olmuyor mu?

 3 Nisan 2026 

Önder Özar (E. Büyükelçi)


Dışişleri Bakanlığı'nda 40 yıla yakın aktif  hızmetimin yaklaşık 10 yılında İran'la ilgili değişik  görevler yüklendim. Bunun altı yılı Merkez'de, dört yılı da Tahran'da geçti. Dışişleri'nde yazılı olmayan bazı kurallar var. Buna  göre, iyi bir diplomasi eğitimi almak için iki komşumuz Yunanistan ve İran'da görev yapmak tavsiye olunur. 1974 -79 döneminde yani Kıbrıs barış harekatından hemen sonra Atina Büyükelçiliğimizde beş yıla yakın, 1996 - 2001 döneminde ise Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri olarak dört yıl Tahran'da görev yaptım.

Bu kısa girişten sonra, komşumuz İran'ın, Mart 2026 başından bu yana ABD ve İsrail'in  ortak  hava saldırılarına maruz kalmasının yarattığı yıkım ve felakete geçebiliriz. Büyük üzüntü ve kaygı ile izlediğimiz savaşla ilgili gelişmeleri bu sayfada anlatmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Ancak ayrıntılara girmeden, bu savaşın patlak vermesinde İran İslam devrimi yönetimlerinin özellikle dış politika anlayışının ve uygulamalarının önemli bir payı olduğunu belirtmek istiyorum. 

1979'da Şah Rıza Pehlevi ülkeyi terketmek zorunda kalınca, Paris'te sürgünde olan Ayetullah Humeyni  Tahran'a döndü. Bir milyona yakın bir insan topluluğu Humeyni'yi karşıladı. Bunu takiben,  halk oyuna sunulan yeni anayasa ile dünyada benzeri olmayan "İslam devrimi" rejimi kabul edildi. İslami rejimin en yetkili makamı olan Rehberlik, Humeyni ve onun ölümünden sonra 1989'da Hamaney tarafından üstlenildi. 'İslam devrimi'nden Şii'lik mezhebinin  kastedildiğini ve bu hususun büyük çoğunluğu sünni olan Arap ülkelerinde tedirginliğe yol açtığını belirtmeliyim. 

Son İsrail saldırısında yaşamını yitiren Hamaney 37 yıl Rehberlik yaptı. Humeyni döneminde çıkan ve sekiz yıl süren İran - Irak savaşı, büyük çapta insan kaybına ve yıkıma sebep olmasına karşın, halkın  büyük çoğunluğunun ABD karşıtlığını körükledi ve  rejim etrafında kenetlenmesi sonucunu doğurdu. 

Bu gelişmeler, ABD ve İsrail karşıtlığını güçlendirdi. İslami Devrim'in amacı "Şah'ın baskıcı rejimi"ni devirmek iken, yön değiştirerek "büyük ve küçük şeytan" olarak nitelendirilen ABD ve İsrail karşıtlığına dönüştü. Bu konuda İsrail'in haritadan silinmesi gerektiği görüşünü öne süren İranlı aşırı çevreleri de kaydetmek yerinde olur. İran İslam devrimi yönetiminin, ABD ve İsrail karşıtlığının yanı sıra, tepki çeken bir başka olgu da, "devrim ihracı"dır. İslami Devrim anayasasında, "mazlumların zalimlere karşı haklı mücadelelerini dünyanın neresinde olursa olsun himaye etmek" ve"bütün müslümanların haklarını korumak" ifadeleri yer aldı. (Madde 152 ve 154) Bu husus, komşu ülkelerde ve bölgede huzursuzluğa  yolaçtı

İran islami yönetiminin tepki çeken bir diğer faaliyeti, yandaş, yasa dışı bazı silahlı grupları desteklemesi ve bu düzen dışı birliklerin (Yemen'deki Husiler, Lübnan'daki Hizbullah, Filistin'deki Hamas gibi)  yasa dışı eylemlerini kendi amaçları için kullanmasıdır.  "Vekalet savaşları" adıyla bilinen istikrar bozucu bu faaliyetler de İran İslam yönetimini dünya kamuoyunda aklamayan bir başka alandır.

İran rejiminin olumsuz bir diğer yönü, ülke içinde rejim aleyhtarı gösterilere katılan vatandaşlarına  ölümlere yol açan şiddet uygulanmasıdır. Geçen Ocak ayında ülkenin bir çok kentinde yapılan nümayişlerde bazı kaynaklara göre altı bin, resmi makamlara göre üç bin kişinin öldürülmesi tüm dünyada infial uyandırmıştır. 

ABD ve İsrail karşıtlığı,  "devrim ihracı" , yandaş yasa dışı silahlı grupların desteklenmesi ve halk gösterilerinde aşırı  şiddet kullanılması   gibi uygulamalar İran'ın eleştirilmesine ve yalnızlaşmasına yol açan başlıca etkenler olarak uzun yıllar devam etti. Daha sonra, İran'ın barışçı nükleer enerji çalışmaları ve bu örtü altında nükleer silah üretme kuşkusu gündemde ön planda  yer almaya başladı. Özellikle, İsrail bu konuda ABD liderliğini etkilemeye yönelik ısrarlı bir  kampanya sürdürdü.  

iki yıla yakın süren müzakereler sonucunda 14 Temmuz 2015'te İran ile BMGK'nin beş daimi üyesi ve Almanya arasında JCPOA ( Türkçe kısaltması KOEP) kısa adıyla bilinen İran'ın  nükleer çalışmalarını kısıtlama anlaşması imzalandı.   IAEA ( Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı) Anlaşmada  öngörülen kısıtlamaları yerinde denetleyecekti. Donald Trump'ın birinci başkanlık döneminde ABD  anlaşmadan çekilince ( 8 Mayıs 2018), iran'ın nükleer silah üretme konusu gündemde kalmaya devam etti. Trump'ın JCPOA anlaşmasından çekilme kararında İsrail'in etkili olduğunu belirtmek yerinde olur. 

İran İslam Cumhuriyeti'nin  kurulduğu 1979 yılından bu yana ülke içinde barış ve huzuru sağlamakta zorlandığı gibi, dış ilişkilerinde de sağlıklı ve güvenilir bir rota izlediğini ifade etmek pek gerçekçi olmaz. Trump'ın birinci Başkanlık döneminde, IAEA'nın İran'ın anlaşma hükümlerine uyduğunu belirtmesine karşın,  JCPOA anlaşmasından çekilmesinden sonra  İsrail'in kışkırtıcı davranışlarının artış gösterdiği görüldü. Nitekim, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun son bir yılda (Şubat 2025- Mart 2026)  Washington'u altı kez ziyaret etmesi bunun en somut göstergesidir. 

 12 gün savaşı

İsrail, 13 Haziran 2025 tarihinde İran topraklarında çok sayıda hedefe ani hava saldırıları düzenledi. Saldırıda, aralarında İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakiri, üst düzey kuvvet komutanları ve nükleer bilim insanları öldürüldü, nükleer ve savunma tesisleri bombalandı; İran hava savunma sistemleri etkisiz hâle getirildi. Buna karşılık İran, İsrail'deki askerî hedeflere ve sivil yerleşim alanlarına füze saldırılarıyla misillemede bulundu. 22 Haziran'da ABD İsrail'in yanında savaşa katıldı. Fordow, Natanz, İsfahan'daki nükleer tesisler vuruldu. 12 gün süren bu savaştan bir gün önce, ABD - İran arasında İran'ın nükleer faaliyetlerini kısıtlamayı öngören bir anlaşma için görüşmeler yapılıyordu.

Benzer ilginç bir rastlantı, daha sonra 1 Mart 2026 günü başlayan ve halen ( 12 mart) devam eden ABD + İsrail ortaklığının İran'a karşı savaşından kısa süre önce, ABD ve İran, önce Oman'da  daha sonra Cenevre'de dolaylı müzakereler yürütüyor idiler. ABD, İran'ı uranyum zenginleştirme oranını sıfırlaması için ısrar ediyor, petrol zengini olan İran'ın nükleer enerjiye ihtiyacı olmadığını öne sürüyor, İran ise barış amaçlı nükleer enerjiye hakkı olduğunu söylüyor, ayrıca nükleer tesislerini korumak için garanti talep ediyordu. 

İran yetkilileri, ABD'nin müzakere süreci devam ederken saldırıya geçmesi karşısında "güvenilir bir ortam olmadan nasıl masaya oturacağız" derse- ki Tahran'da bu endişe ifade edildi - haksız mı olacaklar?

Trump faktörü

February 28, 2026 10:56 AM

ABD Başkanı Donald Trump, İran'a "Epic Fury"saldırısını başlatma talimatını verdiğinde, haklı bir gerekçe öne sürebildi  mi? Iran'dan ABD'ne yönelik bir saldırı tehdidi var mıydı? Nükleer enerji konusunda İran'la yürütülen müzakereler çıkmaza mı girmişti? Bu sorulara olumlu yanıt vermek için ortada inandırıcı bir neden yok. Trump,  28 Şubat günü yaptığı açıklamada, İran'da 47 yıl boyunca "Amerika'ya Ölüm" sloganı atıldığını, ABD askerlerine ve masum sivillere yönelik cinayetler işlendiğini söylemiş ve somut bir delil öne süremeden İran'ın Amerika'yı vurabilecek uzun menzilli füzelere sahip olduğunu ve nükleer silah imalatını tamamlamak üzere olduğunu iddia  etmişti.

Konuya bu açıdan yaklaşınca, ister istemez, Rusya'nın dört yıl önce Ukrayna'ya saldırısı akla geliyor. Rusya Devlet başkanı Vladimir Putin de, Ukrayna savaşını başlatmak için haklı bir gerekçe gösteremedi. Dünyamızda hüküm süren üç süper güçten ikisinin uluslararası hukuku ihlal eden bu eylemleri 21nci yüzyılın kara sayfaları olarak tarihte yer alacak.  

ABD Başkanının bu satırların kağıda yansıtıldığı 13 Mart 2026 tarihine kadar, birbiri ile çelişen beyanları dikkat çekiyor. İki gün önce, İran'da "vurulacak hedef kalmadı, savaş yakında sona erecek" diyen Trump, " önümüzdeki hafta İran'ı çok sert vuracağız" diyerek dönüş yapmakta beis görmedi. 

Trump'ın İran'a savaş açmasında eleştirilecek çok konu var. Savaşın sona ermesi için "İran'ın teslim olması" gerektiğini, İran halkının islami rejimi devirmesini ve yerine işbirliği yapılabilecek bir liderin geçmesini açıkça söylemesi, niyetini belirlemekle beraber, cehaletini de ortaya koymakta. İran tarihini bilmediği ve İran halkını tanımadığı bir yana, Washington'daki akademisyen ve uzman kişilerden yararlanmadığı da anlaşılıyor. Ben, sadece Brooking Enstitüsü Başkan Yardımcısı Suzanne Maloney'i örnek olarak zikretmek istiyorum. Şayet, Trump, Suzanne Maloney ve diğer uzmanların  görüşlerini zamanında alsaydı, belki de İran'a savaş açmakta acele etmezdi diye düşünüyorum. Oysa, Trump başta Netanyahu olmak üzere İsrail lobisinin etkisi altında hareket etti. 

Benim İran'da görev yaptığım dört yılda müşahade ettiğim şudur :  tarihi mirası, gelenekleri ve edebiyatı zengin bir ülke,  genel anlamda gururlu ve  Vatan sevgisi güçlü bir halk. 

Diğer konular

İran savaşı, bölgesel bir çatışma niteliğinde görülmekle birlikte, yayılma tehlikesi de var. Bu aşamada, Çin ve Rusya'nın aktif bir müdahalesi olmadı. Rusya, petrol fiyatının varil başına 100 doları geçmesinden memnun. Çin ise, ABD'nin savaştan zayıflayarak çıkacağını düşünüyor ya da öyle bir izlenim veriyor.

Avrupa, İran'dan önemli bir göç dalgası olasılığına karşı dikkatli. AB Komisyon Başkanı Ursula von den Leyen'in Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesinde bu konuya odaklandığını sanıyorum. Avrupa Birliği dış politika yetkilisi Kaja Kallas'ın ise, ABD'nin Avrupa'yı bölmek istediğini açıkça ifade etmesi dikkat çekiyor.

ABD'nin savaş harcamaları giderek yükseliyor. Pentagon'un tesbitine göre, 13 Mart 2026 itibariyle savaş harcamaları 18 milyar 750 milyon doları geçiyor. 

Petrol fiyatının 100 doların altına çekilmesi için Uluslararası Enerji Ajansı'na (IEA) üye devletler rezervlerini piyasaya sürme kararı aldılar. 

Türkiye

Ülkemize savaş devam ederken ayrı tarihlerde yöneltilen üç füze , doğu Akdeniz'de konuşlu NATO bataryaları tarafından havada infilak ettirildi. Bu konuda İran yetkilileri nezdinde diplomatik girişim yapıldı. İran'dan , Türkiye'ye füze gönderilmediği Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan tarafından Ankara'ya bildirildi.

Türkiye'nin, İran savaşı ile ilgili gelişmeleri dikkatle izlediğini ve  "Cumhuriyet'imizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten miras kalan 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesini" proaktif, atılgan ve girişimci bir anlayışla yoğurarak, dış politikamızın odağında tutmayı sürdürdüğünü, Cumhurbaşkanı Erdoğan  BM Genel sekreteri Guterres'e  "Uluslararası Barış Ödülü"nün takdim edilmesi vesilesiyle ifade etti.

Son söz

ABD ve İsrail'in İran'a karşı sürdürdükleri savaşın biran önce sona erdirilmesi, ABD'nin yakın gelecekte İsrail'in peşinden gitmekten vazgeçmesi  ve  başta büyük devletler olmak üzere BM üyesi her devletin uluslararası hukuka ve yerleşik düzene saygı göstermesi temenni olunur.


No comments:

Post a Comment