Monday, April 27, 2026

AVİM Bülteni - 27 Nisan 2026 - Selenay Erva Yalçın - 24 NİSAN MÜNASEBETİYLE ARMENPRESS’TE YAYINLANAN ANMA YAZISI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

24 NİSAN MÜNASEBETİYLE ARMENPRESS’TE YAYINLANAN ANMA YAZISI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Yorum No : 2026 / 51

Selenay Erva YALÇIN27.04.20265 dk okuma 

 Ermeni İddiaları - Türkiye-Ermenistan Normalleşmesi - Sevk ve İskan Kânunu



Geçtiğimiz günlerde Ermenistan’ın devlet ajansı olan ArmenPress 24 Nisan dolayısıyla internet sitesinde bir mesaj yayınlamıştır.[1] Söz konusu mesaj tarihi ve hukuki hatalar içermesinin yanı sıra, hâlihazırda büyük bir çaba ile yürütülen normalleşme sürecinin sosyolojik altyapısı ile de oldukça çelişir durumdadır. ArmenPress’in bir devlet ajansı olduğu internet sitesinde açıkça belirtilirken[2], Ermenistan’ın güncel politikaları ile uyuşmayan ilgili yazının ne amaçla yayınlandığı bir soru işaretidir.


Yazıda sözde “Ermeni soykırımı”, dönemin Osmanlı hükümeti tarafından Pantürkizm politikası ışığında 1.5 milyon Ermeninin sistematik ve önceden tasarlamak suretiyle katledilmesi olarak tanımlanmıştır. Yıllardır süregelen bu karalama kampanyasının ve gerçeklerden uzak propagandanın önemli bir süreçten geçtiğimiz günlerde, Başbakan Paşinyan’ın önünü açtığı sorgulayıcı tavrı zedeleyen bir niteliği haiz olduğunu söylemek mümkündür. Tanımdaki unsurlar Sevk ve İskân Kanunu’nu, yazıda da atıf verilen 1948 Sözleşmesi’ne uygun kılmak için ortaya atılmış ve ilgili hukuki kalıba neredeyse zorla sığdırılmaya çalışılmıştır. Bu sebeple AVİM olarak ilgili tanımdaki her bir unsurun hem tarihi hem de hukuki gerçeklerle uyuşmadığının; arşiv belgeleri, maddi çıkar taşımayan uzmanların görüşleri ve dönemin koşulları defaatle incelendiğinden, izahtan vareste olduğu kanaatindeyiz.


İlgili yazıda sözde “katliama” tepki veren ilk ülkelerden birinin “Rusya” olduğu belirtilmiştir. Birinci Dünya Savaşı döneminde Osmanlı Devleti’nin topraklarını işgal etmek için Ermenileri kullanan, Sovyet döneminde onları bir soykırım masalı ile uyutan ve günümüzde de bağımsız Ermenistan’ın içişlerine karışmayı hak gören Rus devleti düzenli olarak devlet medyası tarafından eleştirilmektedir. Ne var ki söz konusu sözde soykırım olduğunda Rus devleti; uzun yıllardır süregelen dostluğun ayrılmaz bir parçası olarak nitelendirilmekte, barış sürecine karşıtlığı ve çatışma yanlısı tavrı ile bilinen Fransa ile birlikte övgüye mazhar olmaktadır. Gerçek Ermenistan idealinin en büyük karşıtları olan bu gibi ülkeler; Ermenistan’ın refah, barış ve istikrar halinin göz ardı edilmesini ve devamlı bir çatışma durumunun varlığını arzulayan muhalefet ve diasporanın da en büyük destekçileridir. Bahsi geçen kesimler mevcut Ermenistan devletinden ziyade yalanlar üzerine inşa edilmiş sahte bir Ermeni kimliğini öncelemektedir. Bu tercih bağımsızlığını kazandığından beri Ermenistan’a hiçbir fayda sağlamamıştır, süregelen barış ve normalleşme süreçlerinin ortaya çıkardığı olumlu etkiler bunun en büyük örneğidir.


Yazı, sözde soykırımın dünyada tanındığı ve tanınmaya devam edildiği fakat Türkiye’nin bir inkâr içinde olduğu iddiası ile devam etmektedir. Soykırım, 1948 Sözleşmesi ile tanımı yapılmış bir suçtur, bir hukuki terimdir. Sözde soykırımın amacı belli olan devletlerin parlamentoları tarafından tanınması bir yargı kararı niteliği taşımaz. AİHM’in Perinçek içtihadında parlamento kararlarının niteliği tereddüde yer bırakmayacak açıklıkla ifade edilmiştir. İlgili yazıda 1948 Sözleşmesi’ne de atıf yapılmıştır. Fakat Sevk ve İskân Kanunu’nun sözleşmenin soykırım suçunu düzenleyen ikinci maddesi ile uyuştuğu iddiası detaylandırılmamış, açıklamaya muhtaç şekilde bırakılmıştır. Türklerin Birinci Dünya Savaşı’nda yaşanan olayların konuşulması, araştırılması, karşılıklı bir anlaşmaya varılması ve bu yolla Ermeniler için bir yapıştırıcı görevi üstlenen mesnetsiz iddiaların açıklığa kavuşturulması isteği daima cevapsız bırakılmıştır. Bu gibi örnekler göstermektedir ki iddia sahiplerinin istediği adalet değil; Ermenileri bir arada tutan ortak nefret unsurunun devamlılığının sağlanmasıdır. Ermenilerin onlarca asır sonra bağımsız bir ulus devlete sahip olmasına rağmen söz konusu sahte bağa duyulan ihtiyaç şüphe uyandırmaktadır. Ermenilerin uzun zamandır neredeyse bir dini metin gibi kutsallaştırılan sözde soykırım öğretisine olan bağlılıkları bir afyon olarak pazarlanmakta, tarihin her döneminde olduğu gibi yine büyük devletlerin habis amaçlarına hizmet etmektedir. Unutulmamalıdır ki, komşu iki ülkenin ve genel itibarıyla Güney Kafkasya bölgesinin barış, refah ve istikrarının anahtarı Gerçek Ermenistan düşüncesi ve iyi komşuluk ilişkileridir.


Sonuç olarak bir devlet ajansı olan ArmenPress’te yayınlanan yazı düşmanca ifadelerin yanı sıra gerçekleri çarpıtan bir temaya sahiptir. Daha önce defaatle belirtildiği gibi, normalleşme süreci hassas ve çaba gerektiren, aynı zamanda karşılıklı güvenene dayanan bir iyileşmenin çok önemli bir adımıdır. Bu büyük adım atılırken toplumsal entegrasyonu zedeleyecek yayınların özellikle devlet organlarından yapılması kuşku yaratmakta, taraflar arasındaki güven ilişkisini olumsuz etkilemektedir.   


*Görsel: ArmenPress


[1] “April 24 Marks the 111th Anniversary of the Armenian Genocide”, ArmenPress, 24 Nisan 2026, https://armenpress.am/en/article/1248304.


[2] “About Us”, ArmenPress, Erişim Tarihi: 27 Nisan 2026, https://armenpress.am/en/about.






No comments:

Post a Comment