Showing posts with label Kıvrıkoğlu. Show all posts
Showing posts with label Kıvrıkoğlu. Show all posts

Saturday, June 11, 2016

Bahçeli neden üçlü koalisyon hükümetini düşürdü?

BAHÇELİ NEDEN ÜÇLÜ KOALİSYON HÜKÜMETİ’Nİ DÜŞÜRDÜ?
 
Yıl 2002…
ABD Irak’a müdahaleye hazırlanıyor…
 
Birleşmiş Milletler Silah Denetçileri Irak’ta uygun bir çalışma ortamı bulamıyor, dolayısıyla Saddam’da böylesi bir silahın varlığı da kanıtlanamıyordu.
 
8 Kasım 2002’de alınan 1441 Sayılı Karar’la BM, Irak’ı koşulsuz işbirliğine çağırıyor, ayrıca bu işbirliği için bir takvim sunmasında ısrar ediyordu.
 
Irak, 7 Aralık’ta söz konusu takvim çerçevesinde elindeki kitle imha silahlarının listesini BM’e göndermiş ancak bu kez de ABD bunu tatmin edici bulmamıştı.
 
27 Ocak 2003’te, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı(IAEA) Başkanı Muhammed El-Baradai ile silah denetçilerinin(UNMOVİC) Şefi Hans Blix, 60 günlük incelemenin ardından ilk raporlarını BM’e sunmuş ancak bu da yeterli görülmemişti.
 
Kriz büyüyordu…
 
Bu arada dönemin ABD Dışişleri Bakanı Powell’ın, Güvenlik Konseyi üyeleri başta olmak üzere dünya kamuoyunu etkilemek için 6 Şubat’ta BM’de sunduğu kanıtlar tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştı. Daha sonra açıklamak zorunda kaldıkları gibi aslında rapor ve belge diye sunulanların hepsi uydurmaydı.
 
Aslında dünya kamuoyunda Amerikan karşıtı duyguları ateşleyen asıl gelişme, 1441 sayılı karar doğrultusunda UNMOVIC ve IAEA’nın ortaklaşa yürüttüğü çalışmalar sonucunda, 14 Şubat 2003’te BM’e sunulan ikinci raporları oldu.
 
Raporda, henüz kitle imha silahlarıyla ilgili bir bulguya, dolayısıyla ABD’nin olası Irak işgalini haklı kılacak bir kanıta ulaşılamadığı ifade ediliyordu; 115 gözlemci, 300’den fazla tesiste 400’ün üzerinde denetim yapmıştı[1].
 
Uluslararası kamuoyu Irak’la görüşmelerin sürdürülmesi, henüz varlığı kanıtlanmamış bir silah meselesi yüzünden bir savaşa gidilmemesinden yanaydı…
 
 
Bu sırada Türkiye’de neler oluyordu?
Türkiye’de Bülent Ecevit’in başbakanlığındaki koalisyon hükümeti Irak krizini endişeyle karşılamıştı ama sorun sadece bu değildi…
 
Kriz bir yana, Başbakan Ecevit üç ayrı sorunla daha karşı karşıyaydı, başta Ecevit’in gittikçe ağırlaşan sağlık durumu geliyor ve bunu da ABD’den gelen Kemal Derviş’in öncülüğünde hız kazanan DSP içindeki parti içi çekişmeler izliyordu.
 
İkinci önemli sorun, koalisyon ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli’nin ‘AB’ye uyum yasaları’ adı altında Meclis’e getirilen ‘Kürtçe eğitim’,’idamın kaldırılması’ ve ‘Kürtçe yayın’ konularına karşı bir tavır almasıydı.
 
Ve nihayetinde Ağustos ayı yaklaşıyordu, yeni komuta heyeti şekillenecekti; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun görev süresinin uzatılması meselesini Başbakan Ecevit’in çözmesi gerekiyordu.
 
Bu üç ana noktada yığılan sorunları da ABD’nin olası bir Irak harekatında Türkiye’den talepleri izliyordu.
Hepsi üst üste gelmişti…
 
MHP Lideri Bahçeli ne istiyordu?
 
PKK örgütü başı Abdullah Öcalan 1999’da Türkiye’ye teslim edilmiş, yargılanması tamamlanarak hakkında idam cezası verilmişti. Bahçeli, idama ilişkin dosyanın Meclis’e getirilmesini ve onaylanmasını istiyordu.
 
Öte yanda AB ile katılım müzakereleri sürüyordu; AB yetkilileri ön koşul olarak ‘idamın kaldırılması, Kürtçe eğitim ve yayın serbestliğinin yasal düzenlemeyle çözülmesinde ısrar ediyordu ve Bahçeli buna karşıydı.
 
7 Temmuz 2001’de, Bursa/Keles’te düzenlenen 11’nci Kocayayla Türkmen Kurultayı’nda Bahçeli kesin tavrını ortaya koydu; 1 Eylül’de Meclis’in olağanüstü toplanmasını ve 3 Kasım’da erken seçime gidilmesini istedi.
Bu noktada Bahçeli’nin tavrından anlaşılan, siyasi Kürt hareketine ivme kazandırması kuvvetle muhtemel AB’ye uyum düzenlemelerine siyasi ortak olmamaktı ve yine bu noktada Bahçeli haklıydı.
 
Ancak bu tavrın karşısında ortaya çıkacak sonuçlar Bahçeli’nin ısrarla erken seçime gidilmesi nedenleriyle uyuşmayacak; Meclis’teki MHP varlığına rağmen AB uyum yasalarının geçmesine engel olamayacaktı.
 
31 Temmuz’da erken seçim kararı alınırken, 3 Ağustos 2002’de Meclis’te AB uyum paketi görüşülecek ve Bahçeli’nin ‘hayır’ oyuna karşılık Meclis’te geçip yasalaşacaktı.[2]
 
Öyleyse Bahçeli neden erken seçim istemişti? Öyle ya mesele, bu yasaların Meclis’ten geçmesini önlemek değil miydi?
 
Oysaki baştan beri AB uyum yasalarına, haklı olarak karşı olan Bahçeli 3 Kasım’da erken seçim çağrısı yapacağı yerde, Öcalan’ın idamını kaldıran bu yasa teklifi Meclis’e geldiğinde Meclis’te fiilen çekilip hükümeti düşürmüş ve bu yasanın geçmesini engellemiş olsaydı, belki durum çok daha farklı olabilecekti…
 
Bahçeli’nin böylesi bir siyasi tavrıyla MHP iktidara dahi gelebilecekti ama bu hiç olmayacak, yapılacak erken seçimde MHP barajı dahi aşamayacaktır…
 
DSP’nin parti içi sorunlarına gelince…
 
Bülent Ecevit parti içi sorunlarla da boğuşuyordu; ekonomik sorunlara bir çözüm bulacağı umuduyla ABD’den getirilen Kemal Derviş önce İsmail Cem’e Yeni Türkiye Partisi(YTP)’ni kurdurarak iktidardaki DSP’den kopmalara yol açmış, ardından CHP’ye geçerek hem DSP’yi hem de YTP’yi 3 Kasım’da yapılacak seçimlerde büyük bir zora düşürmüştü.
 
Gerçekten de 3 Kasım seçimi sonuçları DSP ve YTP’nin silindiğini gösterecek, erken seçime ülkeyi zorlayan MHP barajı aşamayacak ve bu çarpık siyasi tabloda AKP tek başına iktidar olacaktır[3].
 
Gittikçe sağlık durumu ağırlaşan Başbakan Bülent Ecevit, yaklaşan Yüksek Askeri Şura’da yeni komuta heyetinin oluşturulması meselesiyle de yüz yüzeydi; Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun görev süresinin bir yıl uzatılmasını istiyor, ancak Meclis’teki siyasi denklem ve koalisyon sorunları buna izin vermiyordu.
 
Sonuçta, bugün dahi adından sıkça bahsettiren Orgeneral Hilmi Özkök Genelkurmay Başkanlığına atanacak, Orgeneral Ataç Yalman Kara Kuvvetleri Komutanı, Şener Eruygur ise Jandarma Genel Komutanlığına atanarak yeni komuta heyeti şekillendirilecektir.
 
Ecevit Hükümeti neden peş peşe dizilen bu sorunlarla aniden karşı karşıya gelmişti?
 
Tam böylesi bir süreçte, gazeteci Cengiz Çandar’ın Yeni Şafak Gazetesinde bir yıl önce dillendirmiş olduğu bir siyasi analiz gündeme damgasını vuruyordu.
Çandar’a göre ABD Ecevit’i istemiyordu.
 
Çandar bunu Ecevit’in ABD politikalarına körü körüne itaat etmeyişine bağlıyordu;
 ‘Tüm yazılarda Ecevit'in Saddam'a ve diğer Irak yöneticilerine 'sevecen', Amerika ve İngiltere'ye ilişkin olarak ise 'kuşkucu' bir dil kullandığı dikkatlerden kaçmıyor. Körfez Savaşı'ndan önce 'iktidarda olmadığı' için 'ilk defa üzüldüğünü' Saddam'a açıklayan Ecevit'e bir 'ilahi el' yardım etmiş olmalı. Irak'ta Saddam Hüseyin rejimini hedef alan bulutların Washington'da koyulaşmaya başladığı sırada Ecevit iktidarda. Tarih, Ecevit'e içinde ukde kalmaması için cömert davranmış olmalı.
 
Bu neyi ifade ediyor?
Bülent Ecevit, Türkiye'de Başbakan kaldığı sürece, Türkiye'nin Amerikalıların girişmek istediği Saddam Hüseyin’i devirme operasyonuna dahil olmasının pek zayıf bir ihtimal olduğuna…
 
Bir başka 'şey'e daha işaret ediyor:
Eğer, Afganistan'daki Taliban rejimine yönelik olarak başlatılan 'terörü ve terörist barındıran ve üreten rejimleri hedef alan 'kampanya'nın içine -her ne pahasına olursa olsun- Irak'ı alarak genişlemesi bir 'Amerikan politikası' halini alırsa; o gün geldiğinde Bülent Ecevit, Türkiye'de Başbakan olarak bırakılmayacaktır’[4].
 
Cengiz Çandar böylesi kesin bir yargıda bulunma cüretini nereden almıştı?
Şimdi biraz geriye gidelim…
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Katar Emiri Halife El-Tani onuruna 25 Aralık 2001 günü verdiği yemekte Genelkurmay Başkanı Org. Kıvrıkoğlu ile görüşmüştü.
 
Ecevit, ABD’nin Irak’a müdahalesi ve doğabilecek sonuçlarının ne olduğunu sorduğunda Kıvrıkoğlu’nun verdiği yanıt aynen şöyleydi[5];
‘ABD’nin müdahalesi halinde Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti gündeme gelebilir. Böyle bir şeyi hazmedemeyiz. Türkiye buna kayıtsız kalamaz. Irak zaten fiilen üçe ayrılmış durumda. Irak’ın resmen üçe ayrılmasını Türkiye, Rusya, İran, Suriye, kısaca tüm Araplar kabullenemez. Arap topraklarında etnik başka bir ülkenin kurulmasını kimse hazmedemez’.
 
Yani Genelkurmay, ABD’nin Irak’a müdahalesiyle ortaya çıkması güçlü bir olasılık olan bir Kürt devletini Türkiye’ye yönelik bir tehdit olarak algılıyordu.
 
Öte yanda, ABD’ye giderken Fikret Bila’ya verdiği şu beyanattan Başbakan Ecevit’in de Kürt devleti fikrine sıcak bakmadığı anlaşılıyor;
Başkan Bush’a söyleyeceğim şu olacak; Irak işini çözersek büyük başarı olur. Ayrıca Kuzey Irak’ta Kürt devletini kabul edemeyeceğimizi, Türkmenlerin haklarını gözeteceğimizi, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini ve müdahale halinde ulusal güvenlik ve çıkarlarımız doğrultusunda askeri açıdan da seyirci kalamayacağımızı ileteceğim.’
 
Ecevit, 16 Ocak 2001 Başkan Bush’la görüşmeden önce de bu tavrını ABD Dışişleri Bakanı Grossman’a bildirmişti;
Irak parçalanmamalı. Bu Türkiye için çok olumsuz sonuçlar doğurur. Irak’taki çözülme bölgede büyük istikrarsızlığa sebep olur. Bu bakımdan Irak’ın toprak bütünlüğü çok önemli. Türkmenler ezilebilir. Güneyde Şiiler İran’ın etkisine girebilir.’.
 
Yani Başbakan Ecevit, olası bir ABD harekatına destek vermeyecekti.
Çandar’ın, ‘ABD Ecevit’in başta olduğu bir Türk Hükümeti ile Irak’a savaş açamaz’, sözünün altında neyin yattığı artık anlaşılmıştı; Ecevit devrilecekti…
 
Peki nasıl?
Ecevit Hükümeti’nin devrilmesi sürecini bir yanda MHP liderli Bahçeli’nin amacı dışında yaptığı erken seçim çağrısı, öte yanda Kemal Derviş’in iktidarın temelini oluşturan DSP’yi parti içi sorunlara çekmesi tetikleyecektir.
 
Gerçekten de 3 Kasım’da erken seçime gidilecek ve tarihler 20 Mart 2003’ü gösterdiğinde ABD Saddam’a karşı harekete geçerken Ecevit başbakanlıktan düşmüş olacaktır.
 
Türk tarihi böylesi hassas bir süreçte ortaya çıkan Bahçeli’nin erken seçim çağrısı ile kemal Derviş’in DSP’ye karşı almış olduğu pozisyonu elbet değerlendirecektir…
 
 (Sarızeybek haber - 11 Haziran 2016 )
 
 

Tuesday, March 22, 2016

Kıvrıkoğlu paşaya suikast girişimi

Facebook'tan alıntıdır. ( 22 MART 2016)

BAŞIMIZA NE ÇORAPLAR ÖRÜLMÜŞ DE HABERİMİZ YOKMUŞ
Wolfowitz 'Kürt devletine izin vermeyiz' diyerek odasından kovan hangi paşa için 'derhal ortadan kaldırın' talimatı verdi?.
Wolfowitz, Kıvrıkoğlu'nun kendisini azarlamasını hiç unutamadı. Önce Süleymaniye'deki çuval olayını tezgahladı. Ardından Paşa için ölüm emri çıkarttı. Ancak metresinin düşük çenesini hesaba katmadı.
Öyle konular vardır ki sadece bir kere yazabilirsiniz. Zamanın ruhuna uymayıp ertelediğinizde ya da öne aldığınızda yazdığınızın bir anlamı olmaz. Ama doğru zamanda kaleme alındığında daTSUNAMİ etkisi gösterir. Genelkurmay eski Başkanı Hilmi Özkök, Ergenekon mahkemesine gidip ifade verinceye kadar birazdan yazacaklarımı paylaşmayı düşünmüyordum. Ancak Paşa salonda "ABD, Wolfowitz aracılığı ile bana 'Tezkerenin geçmesi için baskı yap' dedi. Ancak ben dinlemedim" diye konuşunca daha fazla bekleyemezdim. İşte size sadece filmlerde görebileceğimiz müthiş bir hikaye... Filmden tek farkı, buradaki her şey gerçek! Okuyun siz karar verin... Tarih 16 Temmuz 2002... Türkiye'yi ziyareti daha önce üç kez ertelenen ABD Savunma Bakan Yardımcısı
Paul Wolfowitz, resmi temaslarda bulunmak üzere gece geç saatlerde Ankara'ya indi.
Dönemin Cumhurbaşkanı A.Necdet Sezer, Başbakan'ı Ecevit, Genelkurmay Başkanı ise Hüseyin Kıvrıkoğlu'ydu. Gezi basında günler öncesinden köpürtüldü.
Ziyaretin hayati önem taşıdığı sayfa sayfa anlatıldı.
Uçaktan inen Wolfowitz'in canı sıkkındı. Görüşmek istediği tüm isimlerden randevu almış ancak biri kendisini kabul etmemişti.
Kara Kuvvetleri Komutanıyken Kıbrıs'taki çadırda suikasttan kurtulanKıvrıkoğlu bir türlü kendisini kabul etmiyordu. ABD Büyükelçiliği ve diğer makamlar araya girdiyse de Paşa,"Nuh" diyor, "Peygamber"demiyordu!
Çıkış yolu bulamayan Washington devreye girip Başbakan Ecevit'ten "aracı olmasını" rica etti. Kıvrıkoğlu Paşa, Ecevit'e de kibarca "Hayır" diyerek görüşmeye yanaşmadı. Kriz giderek büyüyünce rahmetli Ecevit tekrar telefona sarılarak "En azından iki-üç dakika görüşün bari"teklifini iletti. Paşa hiç de istemeyerek"Peki" cevabını verdi.
Randevu baskıyla alınmıştı. Paşa sinir küpüydü. Görüşme başlamış ama suratlar asıktı. Birkaç dakika içinde elektriklenme tüm odaya yayıldı. ABD'li konuk Irak işgalini masaya getirmişti.Peşpeşe akıl almaz istekler sıralıyordu. Silah arkadaşlarının "Hacı" diye andığı Paşa, Wolfowitz'in GENEL VALİ gibi konuşması üzerine çok sert tepki verdi. "Kerkük'ü de içine alan bir Kürt Devleti kurulması söz konusu olursa, doğrudan ve açıkça oraya, bölgeye gireceğimizi, müdahale edeceğimizi biliniz" diye çıkıştı.
Wolfowitz neye uğradığını şaşırdı.
Ne yapacağını bilemez hale gelen Wolfowitz "Ben, ABD Savunma Bakan Yardımcısıyım, benimle böyle konuşamazsınız"dedi. Orgeneral Kıvrıkoğlu da "Ben de Türk ordusunun başıyım ve üstelik de Türkmen asıllıyım" diye karşılık verdi.
Şaşkına dönen ABD'li sinirli bir şekilde salonu terk etti. Görüşmek için can attığı toplantı kabusu olmuştu. Irak işgalini Ankara'ya en net anlatan ABD'li olan Wolfowitz ülkesine döndü. Kısa bir süre sonra Kıvrıkoğlu, çok sevdiği Hilmi Özkök'e yerini bıraktı.
Birkaç ay sonra da Türkiye'nin gündeminde 1 Mart Tezkeresi vardı. Herkes ne olacağını merakla bekliyordu.
Amerikalılar aradaki pürüzlere rağmen karardan emindiler.
Ancak sonuç öyle olmadı. Tezkere, Meclis'e takıldı.
Wolfowitz'e göre, "Türk Ordusu, siyasiler üzerinde gerekli baskıyı yapmamıştı.
Tezkere'nin geçmemesinin arkasında da Kıvrıkoğlu'nun parmağı vardı." Ankara'da kovulmaktan beter olan Wolfowitz, Pentagon'da sık sık "Türkler, ABD'ye kafa tutmanın ne demek olduğunu anlamalı" diyordu. Bunu hiç çekinmeden her yerde dile getiriyordu. Kini hiç bitmiyordu. Öfkesi hiç dinmiyordu. Bu aşağılanmanın faturasını ödetmek için çırpınıyordu. Aradığı fırsatı tam bir yıl sonra yakaladı... 4 Temmuz 2003 günü, Kuzey Irak'taki Türk Birliği basıldı. ABD askerleri ve çok sayıda Peşmerge karakolun etrafını sardı. Silahlarını kullanmayan 11 Türk askerinin başına çuval geçirildi. Operasyonun emrini Wolfowitzvermişti.
İntikamını geç de olsa almıştı!
Aradan iki hafta geçmişti... ABD'deki bir büyükelçilikteki kutlamaya seçkin isimler katılmıştı.Dönemin ABD Genelkurmay Başkanı Richard Myers da bunlardan biriydi. Orada olan 4 kişilik TÜRK EKİBİ harekete geçmek için fırsat kolluyordu. Sivil ama önemli Türk o anın geldiğini anlayınca arkadaşlarına dönerek "Ben şimdi Myers'a yaklaşacağım, siz bizi perdeleyin, kimseyi yaklaştırmayın, rahat rahat görüşeyim" dedi.
Diğer üç Türk görevlerini kusursuzca yaptı.
Kimse oraya yaklaşamadı...
O Türk, Myers'ın yanına giderek derhal Çuval olayını açtı ve "Bu işin arkasında Wolfowitz'in olduğunu biliyoruz" dedi.
Myers şaşkına dönmüştü; "Bunu siz nereden biliyorsunuz" diye kısık sesle sordu.
Sivil Türk "Sayın Başkan inanın başka şeyleri de biliyoruz" cevabını verdi ve başladı sırlamaya.
Wolfowitz, küçük özel bir ekiple bir takım örtülü operasyonlar hazırlığındaydı. Myers, duyduklarına inanmıyordu, "Hayır, bunlar olamaz" diye karşı çıkıyordu. Konuyu daha fazla uzatmak istemeyen sivil Türk elini ceketinin cebine atarak ilgili belgeleri çıkardı.
Myers'ın gözleri büyümüştü.
Sivil Türk "Sayın Başkan, ordunuzun içindeki küçük bir klik, iki ülke arasında kriz çıkarmak istiyor, buna müsaade etmeyin" dedi.
Myers biraz düşündü "Size samimiyetimle söylüyorum ki, bunlardan (Siyonistleri kastediyor) Dışişleri'nde bolca bulunur, ama Pentagon'a giremezlerdi. Ancak son yıllarda bir kaçı orduya sızmayı başardı. Fakat ben gereğini yapacağım" diyerek garanti verdi. Sivil Türk, teşekkür edip giderken Myers öylece kalakalmıştı! Kıvrıkoğlu ne kadar canını yakmışsaWolfowitz o günü bir türlü unutamıyordu.
Evinde Erhan Göksel ve Cengiz Çandar gibi isimleri ağırlayacak kadar Türkler'le arası iyi olan Amerikalı'nın acısı büyüktü. Elindeki gücü kullanarak son kararını verdi: Kıvrıkoğlu'nu ortadan kaldırın! Wolfowitz'in verdiği emir Türkiye'ye kadar gelmişti.
Hazırlıklar başlamıştı. Sinsi plan alttan alta işlerken çılgın Amerikalı'nın o dönem ki METRESİçok sevdiği bir arkadaşıyla İtalyanlar'ın işlettiği bir lokantaya gitti. Masaya gelen garson İtalyanca selam verip isteklerini almaya başladı. Hanımefendi İtalyan garsonu tehlike görmemiş olacak ki yanındaki okul arkadaşına ŞİFRELİ olarak planı anlatıyordu.ODTÜ'den mezun olan genç hiç bozuntuya vermeden siparişleri alıp İtalyanca selam verip uzaklaştı! Birkaç dakika sonra masaya siparişler geliyor ancak garson görünmüyordu! Lokantayı terk eden genç Ankara'ya mesaj geçiyordu: "SanırımHüseyin Kıvrıkoğlu ile ilgili kötü bir gelişme olacak. Koruma altına alırsanız iyi olur!" Wolfowitz'in ekibi Ankara'daki dostlarına "düğmeye basın" talimatı verdi. Ancak Kıbrıs'ta kurşunun sıyırdığı Kıvrıkoğlu'na kimse yanaşamıyordu. Etten duvar örülmüştü.Kimse nerede ne yapacağını kestiremiyordu. Bir süre sonra oluşturulan güvenlik halkasıTEHLİKEYİ fark etti. İki şüpheli sınırdışı edildi. Yakalanan yerli işbirlikçilere ne olduğu ise hiç bilinmedi! (Ergün Diler)