Prfof. Dr. Esfender Korkmaz'ın dizi yazısı : Türkiye kimin Türkiyesi?
06 Ocak 2023 Yeniçağ Gazetesi
Gerçekten de bugün Türkiye, 20 yıl önceki halkın Türkiye'si değil, önce bir kişinin sonra da partizan ve yandaşların Türkiye'sidir.
Türkiye'nin AKP iktidarında ve özellikle tek yetkili başkanlık sisteminden sonra nereye geldiğini hepimiz biliyor ve yaşıyoruz; ama bunu verilerle ve tespitlerle de yapabiliriz. Kaldı ki yapmak zorundayız. Özellikle muhalefetin inandırıcı olması gerekir. Bunun için herkesin bildiğini kürsülerden daha heyecanlı söylemek yetmiyor. Onun için muhalefetin bu yazı dizimi dikkatle takip etmesi gerekir.
2003 yılı başında Türkiye'nin durumu şöyledir;
1.Devlet, kurumlar ve yönetim krizi oluştu.
2.Ekonomik yapı ve istikrar bozuldu.
3.Kronik yapısal sorunlar devam ediyor.
Devlet parti devleti oldu.
Kurumsal devlet, demokrasi, hukuk ve güven, ekonomik istikrarın altyapısını oluşturur. Maalesef Türkiye'de son 20 yılda tüm yönetimde ve tüm kurumlarda gerileme oldu.
AKP iktidarı, ilk günden beri kamuoyu önünde devlet mallarını parti malları gibi gördü. 15 Temmuz 2015 darbe girişiminden sonra, Başbakan ve sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fetullah Gülen cemaatine ''ne istediniz de vermedik'' demesi, bu cemaatin desteğine karşı her türlü devlet malının ve devlet imtiyazının verilmiş olduğu anlaşılıyor.
Gerçekte ise, millet siyasi iktidarlara kamu mallarını ve devlet imtiyazını hukuka uygun, objektif ve etkin yönetmek üzere yetki verir. Bu imkânları siyasi amaçlı ve parti devleti gibi kullanmak, halkın verdiği yetkiyi kötüye kullanmaktır. Dahası Türkiye'de bu anlayış her zaman var olmuştu. Demirel de ''verdimse ben verdim'' demişti. Ama AKP pervasızca ve fazlasını yaptı.
Söz gelimi; 2007 yılında gerçekleştirilen ihale sonucu atv ve Sabah gazetesi Turkuvaz A.Ş.'ye satıldı. Buraya kadar sorun yok. Ama 750 milyon dolar krediyi Halk Bankası ve Vakıfbank verdi. Bu kredi TBMM'de tartışıldı.
Doğan Medya Grubu'nun satışında da Ziraat Bankası'nın verdiği kredinin faizi ve ödenip ödenmediği halen tartışılıyor ve bilinmiyor.
Önce siyasi iktidarın destek verdiği Fetullah Gülen cemaati, askerî okullara girişte soru çaldı, dağıttı. Polis kadrolarını kontrol altına aldı. Devlette liyakati engelledi. Devlet ve belediyelerden işe gitmeyen ama bankamatik kartları ile her ay maaşını alanlar olduğu anlaşıldı. Başkanlık sitemi ile de kamuda işe girişte mülakat yöntemi getirildi. Devlette liyakat esası kaldırıldı. Devlet mülki amirinden memuruna kadar parti devleti oldu. Laik devlet, tarikatların paylaştığı ve kaynakları diyanete çalışan bir devlet haline geldi.
AKP öncesi devlette memurlar kurumsal devletin bir ayağı idi. Bu nedenle her bakanlıkta bakanlar siyasi iktidarı, müsteşarlar memurların başı olarak kurumsal devleti temsil ederlerdi. AKP iktidarı müsteşarları kaldırdı, siyasi atamalarla partiyi temsil eden bakan yardımcılarını getirdi. Bunlar bakanlık içinde yetişmemiş oldukları için ve devlete değil siyasi iktidara bağlı oldukları için; kamu hizmetleri sosyal fayda anlayışına göre değil, parti popülizmi doğrultusunda yapılmaya başlandı.
21. asırda Türkiye'de, Cumhurbaşkanı Erdoğan hem başkan hem de iktidardaki AKP'nin genel başkanıdır. 2018'de Cumhurbaşkanı olduktan sonra Devleti tamamıyla kendi kontrolüne aldı. Kurumsal devlet vasıfları tamamı ile kaldırıldı. Hatta, daha önce aynı parti veya ortağı MHP ile birlikte çalışmış suç örgütü liderleri, şimdi Türkiye'de devleti çete devleti olarak suçluyorlar.
YARIN: Devlet nasıl parti devleti oldu?
-------------------------------------------
Esfender KORKMAZ
Yeni Türkiye kimin Türkiye'sidir? (2)
YAZARIN SAYFASI
7 Ocak 2023 Cumartesi
Türkiye'de özellikle başkanlık sisteminden sonra, AKP iktidarı devleti kurumsal devlet olmaktan çıkardı ve parti devleti yaptı.
1.Devlette denetim kısıtlandı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin denetim yetkisi, hem yasal olarak ve hem de uygulamada bütçe verilerinin açılımına ulaşmayı zorlaştırırdı. Meclis'e bağlı Sayıştay'ın denetimine de sınırlama getirildi.
İhale yasası yüzlerce defa değişti. Muhalefet sık sık, Devlette keyfi ihale yapıldığını, büyük ihalelerin kamuoyunda çok tartışılan ve herkesin bildiği beş müteahhidin tekeline verildiğini açıklıyor.
2.Devlet kaynakları ve imkânları, tüm bürokrasi kadrosu, bütçe giderleri, seçim popülizmi olarak kullanıldı.
Cumhurbaşkanı her seçimde devletin bütün kaynaklarını, tüm kadrolarını seferber ediyor. Bütçeden hane halkına yardım I ve II başlıkları altında para dağıtılıyor. Bu durumda kamu görevi aksıyor, hizmet arzı daralıyor ve hizmet arzının maliyeti artıyor.
3.Devlette liyakat kalktı.
Bir kısım kamu personeli, sınava tabi olmayan kurum olan Diyanet'e atanıp veya bakan özel kalem müdürlüğünde görevlendirildi oradan sınavsız olarak dağıtıldı. Yazılı sınava mülakat sistemi getirildi ve taraftar olmayanlar elendi. Çalışanlar liyakat esasına göre değil, AKP'li olmalarına göre değerlendirildi. Mülakat sistemi, personel alımında partili seçme tekeline dönüştü. Bu yollarla Devlette liyakat esası kaldırıldı.
4.Devlette şatafatın fırsat maliyeti yüksek oldu.
Fırsat maliyeti, ister özel sektörde olsun ister kamu sektöründe olsun, bir mal ve hizmet üretimini bir birim artırmak için başka bir mal ve hizmet üretiminden vazgeçmek gerekir. Kamuda bir harcama yapılırken ikinci bir hizmet üretiminden zorunlu olarak vazgeçiliyor. Söz gelimi saray yapılırken okul yapmaktan vazgeçiliyor. Oysa ki aynı hizmet için zaten Çankaya Köşkü vardı. Orada da aynı hizmet yapılırdı. Bu durumda Beştepe iktisadi anlamda atıl yatırımdır.
2015 yılında İstanbul'da Yıldız Sarayı Mabeyn Köşkü'nde yapılan Erdoğan-Merkel görüşmesi, Avrupa'nın en büyük yayın organları tarafından "Şatafat ve şaşaa, altın koltuklar, Boğaz'daki lüks saray, otoriter Erdoğan" başlıkları ile çıkmıştı. 7 Temmuz 2021'de Meclis'te, Okluk Koyu'nda 750 milyon liraya mal olan Cumhurbaşkanı yazlık sarayı tartışıldı. AKP'li vekil "Bu saray, Cumhurbaşkanının şahsi malı değil, devletin sarayı'' diye hem sanki cumhurbaşkanın da olabilirmiş gibi akla zarar ve normal insanlarla alay eden bir savunma yaptı.
Beştepe sarayının nominal maliyetini hesaplamak mümkün değil. Üç-beş milyar arasında tahmin yapılıyor.
Van Gölü'nde de saray yapılıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın camiye gidiş konvoyu, tüm dünyada sosyal medyada ''aman Allah'ım'' dedirtiyor. Yüzlerce araç, akrep ve helikopterlerin eşliğinde, saatlerce trafik kesiliyor. Söz gelimi videoyu çeken; ''konvoydan dolayı cadde kapalı, 20 dakikadır tramvay gelmiyor.'' Diyor.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cumhurbaşkanının kullanımında 8 uçak olduğunu söylüyor. Muhalefet ise 8 uçak sadece Cumhurbaşkanı'na tahsisli bulunurken, Bakanlıklar, Genelkurmay, Emniyet'e ait VIP uçaklarla birlikte uçakların sayısının 15 olduğunu söylüyor. Kaldı ki bir Cumhurbaşkanı için diğer ülkelerde olduğu gibi bir veya iki uçak yeter.
Cumhurbaşkanının ''itibardan tasarruf olmaz'' anlayışı nedeni ile Devlette lüks ve trafik polisi çakarlı Mercedes furyası oluştu.
Cumhurbaşkanının kurduğu kurulla, danışmanların kullandığı ve park halindeki binlerce resmî araç Ekim 2022 ayı sonunda basında yer aldı. Bürokraside ve belediyelerde tüm makam araçları ithal pahalı araçlardır.
Beştepe yerine Türkiye'nin birçok ilinde devlet yatırım yapabilir ve istihdam yaratabilirdi. O zaman bu yatırımlar büyüme ve kalkınmaya sürekli katkı yapardı. Demek ki Beştepe'nin toplumsal maliyeti yapılan nominal harcama değerinden daha yüksek oldu. Dahası Atatürk Orman Çiftliği'nde çok sayıda ağaç kesildi ve çevre maliyeti oluştu. Yani ülkeye fırsat maliyeti çok daha yüksek oldu.
Basında dolaylı olarak fırsat maliyetini vurgulayan başlıklar yer alıyor; bir örnek; ''Sarayın camları 701 milyon lira, bu parayla 6 tane baraj yapılırdı.''
Bugün ekonomide yaşamakta olduğumuz ağır bunalımın temel nedenlerinden birisi Cumhurbaşkanının ''itibarda tasarruf olmaz'' anlayışı doğrultusunda bütçeden yapılan şatafat harcamalarıdır.
Yarın devam edecek...
--------------------------
Esfender KORKMAZ
Yeni Türkiye kimin Türkiye'sidir? (3)
YAZARIN SAYFASI
8 Ocak 2023 Pazar
2023 seçimlere giderken Türkiye'nin önünde acil çözülmesi gereken, iktisadi istikrar sorunu-kronikleşen TL krizi var. Ayrıca kalkınmasının önünde engel teşkil eden yapısal sorunlar var. Bu sorunları doğru tespit etmeden, çözüm üretmenin de imkansız olduğu çok açıktır. AKP iktidarının ne tespit etmeye, ne de çözüm üretmeye vakti ve kadrosu vardır.
Ekonomik sorunların başında, 2018-2021 TL krizinin ekonomik krize dönüşmüş olması geliyor.
Ekonomik krizi yalnızca GSYH'de daralma olarak dar bir kalıba sokamayız. Büyüme sorunu kadar, fiyat istikrarı, işsizlik, iflaslar, iç ve dış borç temerrütleri ve aşırı yoksulluk da büyüme kadar önemli kriz göstergeleridir.
Dünyada üreteci ister devlet ister özel sektör olsun, ister piyasa ekonomisi, ister sosyalist ekonomi olsun, ekonomik istikrar sorunu ve krizler her zaman ve her sosyo-ekonomik sistemde olmuştur. Ancak 1980'lerden itibaren uygulanan liberalizasyon politikaları, küreselleşme ve bu paralelde sermaye hareketlerinin artması ve finans sektöründe spekülatif artışlar; dünyada kriz aralığını daralttı.
1992/1993 Avrupa para sistemi krizi ile başlayan 30 yılda, 1994/1995 yıllarında Meksika'da "tekila" krizi, 1997/1998 yıllarında Asya'da, 1998 yılında Rusya'da ve ardından 1998/1999 yıllarında Brezilya'da, 2001 yılında ise Türkiye'de ve Arjantin'de ciddi finansal krizler yaşandı.
2008 yılı Eylül ayında etkileri hissedilmeye başlanan ABD Mortgage sistemindeki aksaklıklar nedeniyle; tüm dünya ekonomisini etkisini altına alan bir finansal kriz yaşandı. Bu krizin ardından, Yunanistan'da borç krizi yaşandı.
2018'de Arjantin'de enflasyon yükseldi ve Arjantin Pesosu yüksek oranda değer kaybetti. Arjantin IMF'ye gitti.
Türkiye'nin içinde bulunduğu ''Kronik Kriz''e girmesinde, 2008 dünya finansal krizinin de etkisi var. Zira bütün dünya bu krize karşı önlem aldı ve fakat o zamanki Türk hükümeti 'kriz teğet geçti' dedi. Anlaşılan hükümet devlet kurumlarının yayınladığı resmî verilere ve istatistiklere bakmamış veya doğru okuyamamıştır. Doğrusu, Türkiye 2008 krizinde dünyada en fazla daralan ülkelerden birisi oldu.
Bugün yaşamakta olduğumuz kriz de önceki krizlerden farklıdır.
2018 yılından beri Türkiye'nin yaşadığı TL krizi, ekonomik anlamda derinleşti ve kronikleşti. Krizin ömrü uzadı.
Önceki krizler tek yönlü ekonomik krizlerdi. Bugün ekonomik kriz yanında, otokrasi sorunu, teokrasi riski; insan hakları sorunu, basın özgürlüğüne müdahale, hukuk dışı uygulamalar ve güven bunalımı, siyasi kamplaşma krizleri yaşıyoruz. İstikrar için, ekonomik sorunların altyapısını oluşturan bu sorunları da çözmek gerekir.
Geçmişte bütün krizlerde hükümetler istikrar programı hazırlamış ve Türkiye kısa sürede bu krizlerden çıkmıştı. Bugünkü kriz ise adeta yanlış yönetim ile yaratıldı ve sürekli hâle geldi.
İktisat literatüründe Türkiye'de yaşadığımız bugünkü kriz, 2018 ve 2021 TL krizi, ya da Türkiye ekonomik krizi olarak geçiyor. Gerçekte ise dünyada ve Türkiye'de geçmiş krizler birkaç yıl içinde çözülmüştür. Kriz ikizleri denilen Arjantin'de ve 2018 yılından beri bizde yaşanan kriz ''Kronikleşmiştir.'' Türkiye'nin kronik yapısal sorunları ''kronik kriz"e dönüşmüştür.
(Yarın devam edecek.)
------------------------------
Esfender KORKMAZ
Yeni Türkiye kimin Türkiye'sidir? (4)
9 Ocak 2023 Pazartesi
Enflasyon ekonomik istikrarın barometresidir. Fiyatlar genel düzeyinin sürekli ve hissedilir artışını ifade eder. Belli bir veya birkaç malın fiyatının artması değil, fiyatlar genel düzeyinin artmasıdır. Ayrıca herhangi bir şok veya geçici bir nedenle bir veya birkaç defa fiyatlar genel düzeyi artıp, orada sabit kalırsa bu da enflasyon değildir. Fiyatlar genel düzeyinin sürekli artması gerekir.
Durgunluk gibi durumlarda, iktisadi faaliyetlerin canlanması için hükümetler düşük seviyeli bir enflasyon tercih edebilir.
Bugün Türkiye'de artan TÜFE ile ilgili şu tespiti yapabiliriz: Türkiye'de 2018 Ağustos kur şokuna kadar yapısal nedenlere dayanan yüzde 8 ile yüzden10 arasında bir kronik enflasyon vardı. 2018 seçimleri ile Türkiye tek adama dayanan Cumhurbaşkanlığı sistemine geçince güven sorunu oluştu ve yabancı sermaye girişi geriledi, yerli sermaye çıkmaya başladı. Washington ile Ankara arasında yaşanan Rahip Brunson gerilimi de, kur şokunu tetikledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tek haneli faiz hedefi ve bu nedenle MB ve kadrolarına aşırı müdahale etmesi yeni bir kur şoku yarattı. 2021 Aralık ayında bir aylık enflasyon yüzde 14 oldu. 2022 yıllık enflasyonu da yüzde 64,3 oldu.
Aslında Enflasyonun tek nedeni Sayın Cumhurbaşkanının tek haneli faiz ısrarıdır. Dahası enflasyondan sonra bir istikrar politikası niyetinin de olmamasıdır. Oysa ki önceden bir tecrübesi de var. 2018 kur şokundan sonra Eylül ayında TÜFE oranı yüzde 25'e çıkmıştı. Merkez Bankası faizleri artırdı, Eylül 2019 da TÜFE yüzde 8,5'a geriledi ve kurlar kur şokunun başladığı Ağustos 2018 ayının altında kaldı.
ABD'de FED ve Avrupa Birliği Merkez Bankası yüzde 8 dolayındaki enflasyonla mücadeleyi, büyümeye tercih edip faizleri artırıyor. Türkiye'de tersine yüksek enflasyon varken, MB faizleri tek haneye indirdi. TL'den kaçış hızlandı.
Türkiye'de enflasyon dünya ve gelişmekte olan ülkeler ortalamasına göre ve üyesi olduğu OECD ülkelerine ve G-20'lere göre çok yüksektir. Türkiye'nin kriz ikizi olarak tarif edilen Arjantin seviyesindedir.
Dahası, enflasyon düzeltmesinde çalışanların hakkı yeniyor çünkü TÜİK, TÜFE oranı çalışanlara hitap etmiyor. İTO geçinme endeksi ve gıda fiyat artışı ile TÜFE arasında 15-20 puan fark var.
----------------------------------------
Esfender KORKMAZ
Yeni Türkiye kimin Türkiye'si (5)
10 Ocak 2023 Salı
Küreselleşme sürecinde, gelişmekte olan ülkelerde gelir dağılımı bozuldu, ülke içinde bir kısım halk yoksullaştı ve çoğunda da cari açık arttı.
Cari açık sürdürülemez...
Gelişmekte olan ülkelerde bozulan gelir dağlımı istikrar programları ile düzelebilir. Ama bir ülke yatırım ve teknoloji malı ithalatı dışında bir nedenle cari açık vermişse, telafisi yoktur. Zira cari açık, bugün borçla finanse dilmişse yarın, doğrudan kaynak kaybı demektir.
Bir ülke eğer, yatırım malı ve teknoloji ithal etmek için cari açık veriyorsa, zaten bir süre sonra bu açık cari fazlaya dönüşür. Ama eğer ara malı ve tüketim malı için cari açık veriyorsa, cari açıkla büyüme sürdürülemez. Zira bu durumda cari açık yoluyla ülkeden kaynak çıkışı olur. Potansiyel büyüme sağlanamaz.
Cari açığa neden olan ithalatın finansmanı önceden; ya doğrudan yabancı yatırım sermayesi ile veya dış borçlanmayla yapılır. Genel olarak, iç politika, hukuk ve demokrasi zaafı nedeni ile gelişmekte olan ülkelerde yabancı sermaye uzun süre kalmıyor. Cari açık dış borçla finanse ediliyor.
Türkiye 2003 yılından 2022 yılına kadar 2019 yılı dışında, sürekli cari açık verdi. 2022 sonunda cari açığın GSYH'daki payı yüzde 6 dolayındadır.
Kaynak: Trading Economics
Türkiye'de 2022 yılı Ocak-Ekim döneminde 10 ayda cari açık 38,2 milyar dolar oldu. Cari açığın yüzde 55'i yani 21 milyar dolarlık kısmı, kaynağı belli olmayan net hata ve noksan kalemi ile kapatıldı. Bu para girişi, cari açığın finansmanı için bir çözümdür ve fakat Türkiye'nin kırılgan ilan edilmesinin de başta gelen nedenlerinden birisidir. Dahası net hata ve noksanla cari açığın finansmanı sürdürülemez. Çünkü bu döviz girişinde bu kadar hata muhasebe zaaflarından oluşmaz. Belli ki kayıtsız girişler var. Bu girişler yeraltı ekonomisi yoluyla da olabilir. Zaten uluslararası platformlarda Türkiye'de uyuşturucu ticaretinin arttığı vurgulanıyor. Net hata ve noksan kaleminin bu kadar yüksek olması bu olasılığı artırıyor. Kaldı ki, yarın bu giriş kadar çıkışta olabilir.
Cari açıkta bir diğer sorun; Türkiye'nin dış ticaret politikasının olmamasıdır.
Söz gelimi 2022 yılı Rusya'ya karşı olan dış ticaret açığı Türkiye'nin bir yıllık turizm gelirinden daha fazla, 51 milyar dolardır. Yine 2022 yılında Çin'e karşı olan bir yıllık dış ticaret açığı da 38,5 milyar dolardır.
Çin'den yapılan ithalat içinde yatırım malı ve teknoloji ithalatı çok düşüktür.
Dış açığımız devam edecek. Çünkü dış ticaret hadleri de aleyhte gelişti.
TÜİK, 2015 baz yılı birim değer endeksine göre; 2015 yılında 100 dolara ihraç ettiğimiz bir malı 2022 Ekim ayında 107,1 dolara ihraç ediyoruz. 2015 yılında 100 dolara ithal ettiğimiz bir malı da 143,9 dolara ithal ediyoruz.
Öte yandan; Bir ülke dış borç stokunu sürekli artıramaz. Özellikle cari açık nedeniyle borç ödeme kapasitesi düşük olan ülkelerde, dış borç temerrüt riski doğar.
Dış basın ve uluslararası kuruluşlar; Türkiye'de dış borçlarda risk olduğunu yazıyor, söylüyor.
*Almanya'da yayımlanan "Global Debt Monitor 2022" Asya, Afrika, Latin Amerika ve Doğu Avrupa'da 135 ülkenin borçlarının kritik (kriz sınırına çok yakın) bir düzeyde olduğunu yazdı. 39 ülkede durum çok kritik olduğunu belirtti. Türkiye de söz konusu ölçütlere göre kritik ülkeler arasında yer alıyor.
*Bu sene Mart ayında Dünya Bankası internet sayfasında bir analiz "gelişmekte olan ülkelerin borç krizleri dalgasına" karşı uyardı.
·*Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşu Fitch'in Banka Notlarından Sorumlu yetkilisi, Ekim 2022 ayında, EMEA (Avrupa, Orta Doğu ve Afrika) bölgesi ve BDT (Bağımsız Devletler Topluluğu-Azerbaycan, Belarus, Ermenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Moldova, Özbekistan, Rusya ve Tacikistan) ülkelerinde kur riskinin kırılganlığı artırdığını açıklamıştı.
*Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın (UNDP) düşük ve orta gelirli 120 ekonominin borç kırılganlık göstergelerini inceleyerek hazırladığı bir rapor, 19'u çok kritik düzeyde olmak üzere 72 ekonominin temerrüt riski açısından 'kırılgan' olduğunu ifade ediyor. Türkiye listede yüksek spekülatif 5 ülke içinde yar alıyor.
Özet olarak Türkiye'nin dış borç temerrüt riskini artıran gelişmeler;
*Üretimde ithalat girdi bağımlılığı yüksektir.
*Türkiye cari sürekli cari açık veriyor ve dış borçla finanse ediyor. Dış borç maliyetleri (CDS artı faiz) yüksektir.
*Bir yıl içinde çevirmesi gereken kısa vadeli dış borç stoku 186 milyar dolar. Ayrıca 2023 cari açık beklentisi 50 milyar dolardır.
*MB rezervleri eksidedir.
*Türkiye'ye yabancı sermaye gelmiyor, mevcut olanlar da çıkıyor. Dahası yerli sermaye de çıkıyor.
(Yarın devam edecek.)
-----------------------------
Esfender KORKMAZ
Yeni Türkiye kimin Türkiye'si (6)
11 Ocak 2023 Çarşamba
Türkiye'de cari nominal ABD doları olarak fert başına GSYH, 2007 yılında 9 bin doların üstüne çıktı, 2013'te 12.519 dolar oldu ve fakat sonrasında düşmeye başladı ve en son 2021 yılında 9 bin 599 dolar olarak 2007 yılının altında kaldı.
Yoksullaşma;
Fert başına GSYH'nın dolar olarak hesap edilmesinde, dolar kuru da etkilidir. Ancak Türkiye'de fiyatlar, sözleşmeler dolara endekslidir. Piyasada tüm vadeli işlemler dolar üstünden yapılıyor. Yani halkın geçinme ve refah seviyesini TL değil, dolar gösteriyor.
Türkiye'de fert başına gelir, 2000 yılında dünya ortalamasının altındadır. Şili seviyesindedir. Arjantin'den yüksektir. 2021'de, kriz yaşayan Arjantin dahil, hepsinin altına gerilemiş durumdadır. 2021 dünya ortalaması ile farkı da negatif yönde artmıştır
TÜİK, verilerine göre;
2005 yılında Gini Katsayısı 0,38 iken 2021'de 0,39 olmuş. Katsayının büyümesi gelir dağılımının önceki yıllara göre bozulduğunu gösteriyor.
Nüfusun ikinci, üçüncü ve dördüncü yüzde 20'lik kısmının gelirden aldığı pay azaldı, beşinci en zengin yüzde 20'lik kısmının aldığı pay arttı. Gelir dağılımı bozuldu.
Yapısal sorunlar;
Türkiye'nin kısa dönemde istikrar sorunu var ve fakat asıl sorun yapısal sorunlardır.
Yapısal sorunlardan bazıları ortama 50 yıllık, bazıları ise son 20 yılda ortaya çıktı.
IMF programlarında yapısal sorunlar yer almadı. Zira yapısal sorunlar IMF'nin işi değil. Zira IMF kısa dönemli istikrar programları ile krizin dünyaya yayılmasını hedefler. Ekonomi yönetimleri son 20 yılda yeni nesil reformlar ve yapısal reformlar dedi ve fakat içi boş kaldı.
Türkiye'nin yapısal sorunları;
*İthalata bağımlı üretim yapısıdır.
*Piyasada oligopol yapı,
*Faktör verimliliğinin düşük olması,
*Sektörel dengesizlik ve sanayide düşük kapasite;
Son 20 yılda ortaya çıkan yapısal sorunların başında; üretimin ithal girdiye bağımlı olması geliyor.
1.Üretimde ithal girdi oranı arttı.
Merkez Bankası uzmanları Mayıs 2019'da yaptıkları bir araştırmada; 2012 verilerini baz alarak 2017 yılı için tahminlerde bulunmuş ve imalat sanayisi de ithal girdi oranını elektronik üretiminde yüzde 55, taşıtlarda yüzde 48 ve tarımda yüzde 11 olarak bulmuşlardır. (Yasemin Erduman - Okan Eren-Selçuk Gül-219)
Ümit Özlale ve Alper Karakurt, Türkiye'de tasarruf açığı ile ilgili bir çalışmalarında, imalat sanayisinde ithal girdi oranını, gübre sektöründe yüzde 72, demir çelikte yüzde 69, kimyasallarda yüzde 67 olarak bulmuşlardır.
İthalata bağımlı üretim yapısı 2005-2012 yılları arasında TL'nin değerli olması nedeniyle, ithal girdi maliyetinin, üretim maliyetinden düşük olması nedeni ile oluştu.
(Devam edecek.)
---------------------------
Esfender KORKMAZ
Yeni Türkiye kimin Türkiye'si (7)
12 Ocak 2023 Perşembe
Dün yapısal sorunlardan üretimde ithal girdi payının arttığını yazmıştım.
2. Oligopol piyasa yapısı.
Piyasa yoğunlaşması herhangi bir piyasadaki pazar payının az sayıdaki firma tarafından kontrol edilmesi anlamına gelmektedir.
Oligopol piyasası, genelde 2, 3 veya 4 oyuncunun (üretici, aracı veya satıcı) hakimiyetindedir.
Telekom bir kamu tekeli iken 2021 yılına kadar özel tekel oldu. Tüketici, internet gibi araçları daha zor ve daha pahalı kullanıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) İmalat sanayiinde yoğunlaşma oranı verilerine göre 2015 yılında İmalat sanayinin yüzde 24,6'sında yüksek oranlı yoğunlaşma var. Ulaştırma ve depolama sektöründeki sınıfların yüzde 9,1'inde ise yüksek derecede yoğunlaşma var.
Toptan ve perakende ticaret sektöründeki sınıfların yüzde 65,9'unda, Toptan ve perakende ticaret sektörü sınıflarının yüzde 20,9'unda, Madencilik ve taş ocakçılığındaki sınıfların yüzde 14,3'ünde orta derecede yoğunlaşma var.
İnşaat sektöründeki sınıfların yüzde 81,8'inde düşük derecede yoğunlaşma gözlemlenirken, Madencilik ve taş ocakçılığındaki sınıfların yüzde 35,7'sinde, Ulaştırma ve depolama sektöründeki sınıfların yüzde 31,8'inde çok yüksek yoğunlaşma gözlemlendi.
Bazı malların üretimi, büyük sermaye gerektirir. Söz gelimi otomobil, demir çelik gibi malların dünya çapında üretimine dev firmalar hakimdir.
Türkiye'de bazı mal ve hizmet üretiminde tek veya az sayıda firma hakimdir. Söz gelimi kağıt hamuru imalatı, motorlu el aletleri imalatı sektörlerinde tek firma var. Temel eczacılık ürünleri imalatında iki firma var.
Oligopol piyasa yapısında, çoğu kere firmalar anlaşarak fiyat belirliyor. Rekabet şartları çalışmadığı için, tüketici zarar görüyor.
Öte yandan Bankalar arasında da, Merkez Bankasının teşvik ettiği bir kartelleşme var. Banka ve kredi kartlarında MB azami yasal ve gecikme faizlerini belirliyor. Tüm bankalar aynı oranı kullanıyor.
3. Düşük Faktör verimliliği
Toplam Faktör Verimliliği (TFV), GSYH'da istihdam, sermaye stoku gibi girdi olan faktörlere göre hesaplanan katma değer üstünde meydana gelen ve açıklanamayan artı katma değerdir.
Toplam faktör verimliliğini, teknolojik yenilikler, bilgi birikimi, işçi verimliliği, rekabet şartları, demokratik ve hukuki altyapı etkiler.
Firma içi faktör verimliliğinde ise firma içi ve firma dışı faktörler etkilidir.
Firma içi faktörler, yeni teknoloji ve üretim teknikleri, Ar-ge, yönetimde etkinlik, işgücü verimliliğidir. Dışsal faktörler ise, rekabet ortamında iyileşme, girdiye ulaşım imkânları, altyapı kalitesi, finansmana erişim imkânları, hukuki, siyasi ve demokratik altyapıdır.
Betam Araştırma Merkezi, Türkiye'de İşgücü verimliliği, 2013 sonrasında Tarım sektöründe artmış, Sanayi, İnşaat ve Hizmetler sektörlerinde azalmıştır.
Sanayi sektöründe ilk dönem düşük kur nedeniyle ucuzlayan teknoloji ithali, yabancı sermaye ortaklıkları etkili olmuştur. 2014 ve sonrasında TL'nin değer kaybetmesi ithalat imkânlarını ve finansmanını zorlaştırmıştır. Demokratik ve hukuki altyapı bozulmuş, haksız rekabet şartları ortaya çıkmıştır.
4. Sektörel Dengesizlik ve düşük kapasite kullanım oranı
Merkez Bankası Kasım 2022 ''iktisadi yönelim istatistikleri anketine katılanların geçen yılın aynı dönemine göre, son üç ayda;
- Üretim hacminin düştüğünü,
- Toplam sipariş miktarının azaldığını,
- İhracat sipariş miktarında düşme olduğunu,
- Ortalama birim maliyetin arttığını; söylüyor.
Ankete katılanlar aynı şekilde önümüzdeki üç ay içinde de, benzer şekilde üretim ve siparişlerin azalacağını ve birim maliyetlerin artacağını bekliyor.
Merkez Bankası İmalat sanayiinde kapasite kullanım oranı anket sonuçlarına göre de İmalat sanayiinde kapasite kullanım oranı yüzde 74 ile yüzde 79 arasında değişiyor. Aralık ayı itibariyle imalat sanayiinde toplam kapasite kullanım oranı;
2019 : 77.0
2020 : 75,6
2021 : 78,7
2022 : 76,4 oldu.
Düşük kapasite kullanım oranı üretim faktörlerinin atıl kalmasına ve maliyet artışlarına neden oldu.
2022 üçüncü çeyrek GSYH büyüme 3,9 oldu, sektörler olarak finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 21,6 ve sanayi yüzde 0,3 oranında büyüdü. Son 20 yılın tablosu aşağı- yukarı finans sektörünün reel sektör aleyhine büyümesi şeklindedir.
Sonuç olarak; Fiyat istikrarı yok. Halk yoksullaştı. Dış borçlarda temerrüt riski var. Üretim yerli değil. Sermaye birilerinde ve bir kesimde birikti. O zaman yeni Türkiye'nin kimin olduğu açık değil mi?
No comments:
Post a Comment