AK Parti 25 Yaşında

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), geçtiğimiz günlerde 25’inci kuruluş yıl dönümünü Ankara’da “Milletimizle Çeyrek Asır, Türkiye Geleceğe Hazır” sloganıyla kutladı. Başkent Millet Bahçesi’nde düzenlenen programa Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da katıldı. Parti sloganları ve Erdoğan’ın silüeti dronlarla gökyüzüne yansıtıldı.
Çeyrek asrı geride bırakan AK Parti için herkesin aklındaki temel soru şu:
AK Parti’nin yaklaşık çeyrek asırdır Türk siyasetinin merkezinde kalmasının sırrı nedir?
Türk siyasi tarihinde bir partinin bu kadar uzun süre iktidarını korumasını yalnızca seçim taktikleri, medya gücü veya rakiplerinin hatalarıyla açıklamak mümkün değil. AK Parti’nin başarısında bunların yanında ekonomik ve sosyal politikalar, güçlü teşkilat yapısı, seçmenle kurulan doğrudan ilişki, değişen toplumsal talepleri okuyabilme becerisi, liderlik ve kimlik siyaseti gibi birçok unsur birlikte rol oynadı.
Psikoloji Doktoru Dr. Nil Gönce, AK Parti’nin seçmenle kurduğu güçlü bağı “duygusal manipülasyon, kimlik siyaseti ve lider kültürü inşası” kavramları üzerinden değerlendiriyor.
Ancak AK Parti’nin başarısını yalnızca psikolojik yöntemlerle açıklamak eksik olur.
Seçmenin hayatına dokunmak
AK Parti’nin özellikle ilk iktidar yıllarında gerçekleştirdiği sağlık reformları, ulaşım yatırımları, duble yollar, havaalanları, şehir hastaneleri, konut projeleri ve sosyal yardım politikaları geniş toplum kesimlerinde karşılık buldu.
Seçmen açısından siyasetin ölçüsü her zaman makro ekonomik göstergeler değildir. Hastaneye daha kolay ulaşmak, yaşadığı şehre yol yapılması, ev sahibi olabilmek, sosyal yardım alabilmek veya devlet hizmetlerine daha hızlı erişebilmek de siyasi tercihi belirler.
AK Parti bunu erken fark etti.
Partinin önemli başarılarından biri, devletin büyük projeleriyle vatandaşın günlük hayatına dokunan hizmetleri aynı siyasi hikâyenin parçaları haline getirmesiydi.
Güçlü teşkilat, sürekli saha
AK Parti’nin belki de rakiplerinin en fazla küçümsediği gücü teşkilat yapısıdır.
Mahalle temsilcisinden ilçe ve il teşkilatlarına, kadın ve gençlik kollarından belediye örgütlenmesine kadar uzanan geniş yapı, yalnızca seçim dönemlerinde çalışan bir mekanizma olmadı.
AK Parti seçmeniyle seçimden seçime konuşmadı.
Düğününe gitti, cenazesinde bulundu, mahallesine girdi, esnafını ziyaret etti, evinin kapısını çaldı.
Bu ilişki zaman içerisinde siyasi tercihin ötesinde bir aidiyet duygusu yarattı.
Muhalefet ise uzun yıllar özellikle Anadolu’da ve muhafazakâr seçmen nezdinde aynı örgütsel derinliği kurmakta zorlandı.
Duygusal bağ ve kimlik siyaseti
AK Parti’nin seçmen psikolojisini şekillendirmedeki en güçlü araçlarından biri “mazlum” ve “kurtarıcı” anlatısı oldu.
28 Şubat süreci, başörtüsü yasakları ve İmam Hatip okullarına yönelik uygulamalar muhafazakâr seçmenin hafızasında önemli izler bıraktı. AK Parti kendisini bu kesimlerin yalnızca siyasi temsilcisi değil, geçmişte uğradıkları haksızlıkların karşısındaki güç olarak konumlandırdı.
Dini ve kültürel semboller de bu ilişkinin önemli bir parçası haline geldi.
Böylece parti ile seçmen arasındaki ilişki, klasik “hizmet veren parti-oy veren vatandaş” ilişkisinin ötesine geçerek bir kimlik ve aidiyet ilişkisine dönüştü.
Erdoğan faktörü
AK Parti’nin 25 yıllık hikâyesini Recep Tayyip Erdoğan’dan ayrı değerlendirmek mümkün değil.
Erdoğan’ın Kasımpaşa’dan başlayan siyasi hikâyesi, belediye başkanlığı, hapis süreci ve sonrasında başbakanlık ve cumhurbaşkanlığına uzanan kariyeri, destekçilerinin gözünde güçlü bir lider hikâyesine dönüştü.
“Reis”, “dava adamı” ve “milletin adamı” gibi tanımlamalar bu liderlik anlayışını besledi.
Eleştirenler bunu “lider kültü” olarak tanımlıyor. Destekleyenler ise Erdoğan’ın kararlılığını ve kriz dönemlerinde sorumluluk üstlenmesini güçlü liderlik olarak görüyor.
Gerçek şu ki Erdoğan faktörü olmadan AK Parti’nin uzun süreli başarısını açıklamak mümkün değil.
Yeni Osmanlıcı retorik ve milli gurur
“Ecdad”, “şanlı tarih”, “yerli ve milli” kavramları üzerinden Türkiye’nin geçmişi ile bugünü arasında güçlü bir siyasi bağ kuruldu.
Savunma sanayiindeki gelişmeler, büyük altyapı yatırımları, dış politikadaki iddialı söylem ve Türkiye’nin bölgesel güç olduğu vurgusu aynı hikâyenin parçaları haline getirildi.
Bu söylem özellikle milli gurur duygusunu harekete geçirdi.
Seçmene yalnızca “Bize oy verirseniz daha iyi yönetiriz” denmedi.
“Biz Türkiye’yi yeniden güçlü bir ülke yapıyoruz” mesajı verildi.
İki söylem arasındaki psikolojik fark oldukça büyüktür.
Korku, güvenlik ve istikrar
AK Parti siyasetinin diğer önemli ayağını güvenlik ve istikrar söylemi oluşturdu.
PKK, FETÖ, YPG, 15 Temmuz darbe girişimi, Suriye ve bölgesel savaşlar gibi gelişmeler seçmenin güvenlik algısını doğrudan etkiledi.
Muhalefetin bazı dönemlerde bu konularda ortak ve güçlü bir dil oluşturamaması AK Parti’nin avantajına dönüştü.
Ekonomik sorunların ağırlaştığı dönemlerde bile bazı seçmenlerin tercihini değiştirmemesinin nedenlerinden biri, ekonomik beklentinin yanında güvenlik, devletin devamlılığı ve siyasi istikrar kaygılarının da sandığa yansımasıdır.
Rakibinin hatasını avantaja çevirmek
AK Parti’nin başarısının gözden kaçırılmaması gereken nedenlerinden biri de muhalefetin yıllarca yaptığı hatalardır.
AK Parti yalnızca kendi doğrularıyla değil, rakiplerinin yanlışlarıyla da büyüdü.
Muhafazakâr seçmeni anlamak yerine küçümseyen söylemler, Anadolu ile yeterince güçlü bağ kurulamaması, aday tartışmaları, parti içi çekişmeler ve seçmene “Erdoğan gitsin” dışında güçlü bir gelecek hikâyesi sunulamaması iktidarın işini kolaylaştırdı.
Bir seçmene yıllarca neden yanlış oy verdiğini anlatmak, o seçmeni kazanmanın yolu değildir.
İnsanlar siyasi tercihlerinin küçümsendiğini hissettiklerinde fikirlerini değiştirmek yerine kimliklerine daha fazla sarılabilirler.
Medya ve algı yönetimi
AK Parti döneminde medya yapısının önemli ölçüde değiştiği ve iktidara yakın medya kuruluşlarının güçlü bir alan oluşturduğu da bir gerçek.
TRT ve Anadolu Ajansı gibi kamu kuruluşlarının yayın politikaları ile RTÜK uygulamaları yıllardır tartışılıyor. Muhalefet, medya alanındaki eşitsizliğin siyasi rekabeti etkilediğini savunuyor.
Ancak bugün sosyal medyanın ulaştığı güç düşünüldüğünde, muhalefetin başarısızlığını yalnızca geleneksel medya düzeniyle açıklamak da yeterli değil.
Mesele sadece ekranda kaç dakika göründüğünüz değil, o dakikada seçmene ne söylediğinizdir.
MUHALEFET NE YAPMALI?
Muhalefetin önündeki en büyük engel, haklı olmanın tek başına seçimi kazanmaya yeterli olduğu düşüncesidir.
Siyasette haklı olmak önemlidir; ancak seçmen aynı zamanda güvenmek, inanmak ve geleceğini görebilmek ister.
Muhalefetin öncelikle AK Parti seçmenini anlamaya çalışması gerekiyor.
Onu küçümseyerek değil.
Onun korkularını, değerlerini, ekonomik beklentilerini ve devletten ne beklediğini anlayarak.
AK Parti’ye yıllarca oy vermiş milyonlarca insanı “kandırılmış seçmen” olarak görmek, muhalefetin yapabileceği en büyük hatalardan biridir. Çünkü bu yaklaşım seçmeni iktidardan uzaklaştırmak yerine yeniden iktidara yaklaştırır.
Muhalefetin AK Parti’nin yaptıklarını bütünüyle reddetmek yerine doğru yapılanı teslim edip, yanlış yapılanın yerine ne koyacağını anlatması gerekir.
“Bunların yaptığı her şey yanlış” demek yerine;
“Doğru yapılanı koruyacağız, yanlış yapılanı düzelteceğiz, daha iyisini yapacağız”
diyebilmelidir.
Ekonomide yalnızca enflasyonu eleştirmek yetmez. Vatandaş, “Benim kiram nasıl düşecek, çocuğum nasıl iş bulacak, emeklinin geliri nasıl artacak?” sorularının cevabını duymak ister.
Dış politikada yalnızca eleştirmek yetmez. Türkiye’nin dünyada nasıl daha güçlü olacağının anlatılması gerekir.
Savunma sanayiindeki başarıları küçümsemek yerine sahiplenip daha ileri götürme iradesi gösterilmelidir.
Muhalefetin ayrıca seçimden seçime ortaya çıkan değil, 365 gün çalışan bir teşkilat düzeni kurması gerekiyor. Ankara’dan veya İstanbul’dan hazırlanan mesajların Anadolu’nun her yerinde aynı karşılığı bulacağı düşüncesinden vazgeçilmelidir.
Her bölgenin ekonomik, kültürel ve sosyal beklentisi farklıdır.
Ve belki de en önemlisi:
Muhalefet Türkiye’ye yalnızca “Erdoğan sonrası” bir gelecek değil, insanların heyecan duyacağı yeni bir Türkiye hikâyesi anlatmalıdır.
İnsanlar yalnızca kızgın oldukları için iktidar değiştirmezler.
Yeni gelene güvenmeleri gerekir.
AK Parti’nin uzun siyasi başarısının önemli sırlarından biri bunu yıllarca yapabilmesidir: Seçmene korkularının yanında umutlarını da anlatmak.
Bugün ekonomik sorunlar, hayat pahalılığı ve özellikle gençlerin gelecek kaygısı AK Parti açısından geçmişte olmadığı kadar ciddi bir sınav oluşturuyor. Muhalefet açısından ise bu durum önemli bir fırsat.
Ancak fırsatın oya dönüşmesi kendiliğinden gerçekleşmez.
Seçmenin ekonomik endişelerine uygulanabilir çözümler sunmak, yerelde somut başarı hikâyeleri yaratmak, karmaşık teknik dilden kaçınmak, halkın değerleriyle kavga etmemek, güçlü kadrolar göstermek ve en önemlisi güven vermek gerekiyor.
Siyasetin görünmeyen dinamiklerinden biri psikolojidir.
Ancak psikoloji tek başına yeterli değildir.
Hizmet, ekonomi, örgütlenme, liderlik, iletişim, kimlik, güven ve umut bir araya geldiğinde siyasi başarı ortaya çıkar.
AK Parti’nin çeyrek asırlık hikâyesinin en önemli dersi belki de budur.
Muhalefetin yapması gereken AK Parti’nin seçmenle kurduğu bağı küçümsemek değil, bu bağın neden kurulduğunu doğru anlamaktır.
Çünkü siyasette rakibini yenmenin ilk şartı, onun neden kazandığını anlamaktır.

No comments:
Post a Comment