Elif Soyseven
T-24 yazarı
Sizin evde kararları kim veriyor?
23 Nisan 2026
Bugün yaşanan sorunlar bir "çocuk sorunu" veya "dizi" veya "dijital platformlar" sorunu değil. Bu, üç dünyanın yani ev-okul-ekranın birbiriyle konuşamadığı bir entegrasyon sorunu. Ekran artık ebeveynin yerine geçen bir "düzenleyici" olmuş. Çocuk evde sınır görmüyor, okulda sınırla çarpışıyor, ekranda ise özgür, her türlü dürtüsüne anlık ödül alıyor. Ve elbette, en hızlı dopamin veren, haz aldığı dünyayı, yani dijitali seçiyor
Sizin evde kararları kim veriyor?
Aynı çatının altında, aynı masanın etrafında, aynı yemeği bölüşürken nasıl oldu da birbirimize bu kadar yabancılaştık? Kahramanmaraş’taki korkunç saldırıyı, sadece münferit bir öfke patlaması olarak görmek ne kadar doğru olur bilmiyorum ama aslında evde kurulmayan/kurulamayan, okulda reddedilen, ekranda ise ödüllendirilen o "sınırsızlık" illüzyonunun gerçek dünyaya çarpma anı sanki. Bugün hepimiz en yakınımızdakilerin sessiz çığlıklarını nasıl duyamadık diye kendini sorgulamalı belki de? Sorumlu kim, okul mu aile mi? Peki ya düşman kim sosyal medya mı, diziler mi?
Mesele sadece ekran veya diziler değil ki. Çünkü şu anda ilköğretim çağında olanlar hiç Kurtlar Vadisi izlemedi. 2003 de o diziyi izleyen nesil neredeyse artık ebeveyn oldu. Bizler bugün ekranlarda sevgi ve aile bağlarının "buzlandığı", hatta cezalandırıldığı ancak nezaketsizliğin ve şiddetin "prime-time" ödüllendirildiği bir kültürel iklimi soluyoruz.
Okulda bir sorunla karşılaşan modern ebeveyn, dönüp ne çocuğun davranışına ne de kendi koyamadığı sınırlara bakıyor. Bunun yerine, öğretmene karşı büyük bir öfke besliyor, çünkü o uyarıyı çocuğuna bir rehberlik değil, kendi otoritesine ve kimliğine yönelik bir "yetersizlik ilanı" olarak algılıyor. Sorunla yüzleşmek yerine, sorunu haber veren elçiyi suçlayarak kendi vicdanını rahatlatmaya çalışıyor.
Evde sınırları kim koyuyor?
Jonathan Haidt Kaygılı Kuşak adlı kitabında "ebeveynler çocuklarını parkta tek başına bırakmaya korkarken, onları kendi odalarında internetin en karanlık köşelerine girmelerine izin verdiler", diyor.
Bugünün ebeveyni çocuğuna daha az sınır koyuyor. Ailede rol karmaşası var, karar verici ebeveynler değil çocuklar. Öyle ki 7 yaşındaki çocuk ebeveynlerinin karar vermesi gereken şeylere karar veriyor, nereye tatile gidileceğine, hangi eve taşınılacağını belirliyor. Bu belki de bir önceki nesilde baskıyla büyüyen çocukların ebeveyn olduklarında çocuklarına uyguladıkları sınırsız özgürlük, bir bilinçsizlik değil de bir "kapasite aşımı." Ya da çocuğa fikrini sormak karar vericilik mekanizmasına evrilmiş. Modern hayatın ekonomik baskısı, yalnız ebeveynlik ve sürekli erişilebilir olma zorunluluğu, ebeveyn otoritesini askıya alıyor. "Biraz tablet izlesin de dinleneyim" cümlesi, masum bir mola gibi görünse de otoritenin insandan algoritmaya devredildiği o an aslında.
Bu bizim zamanımızın ebeveynliğinden farkı kritik bir dönüşüm, çünkü sınır koymak bir "zulüm" gibi algılanmaya başlanıyor. Oysa pedagojik gerçeklik çok daha net çizgilerle belirlenmiş yani çocuğun ihtiyacı olan "katı disiplin" değil, "tutarlı ve öngörülebilir sınır"dır. Çocuk için güven, sınırın sertliğinde değil, değişmezliğinde. Sınırın duruma, keyfe veya yorgunluğa göre esnemesi, çocuğun dünyasındaki zemin güvenliğini yok eder. Sınır bulanıklığı çocuğun yönünü kaybetmesine neden olur. Eskiden çocuk, ailenin bir parçasıydı şimdi aile, çocuğun etrafında dönen bir uydu sistemi haline geldi. Karar mekanizmalarının bu denli küçük yaşlara devredilmesi, çocuğa "özgürlük" değil, taşıyamayacağı bir sorumluluk yükü ve beraberinde getirdiği büyük bir kaygı bırakıyor
Varsayılan terbiye
Okul sistemi okula gelen öğrencinin "Bu çocuk temel sosyal kodları evde öğrendi." varsayımı ile çalışıyor. Bir öğrencinin öğretmenle nasıl konuşulacağı, sırasını beklemesi gerektiği veya toplumsal bir alanda dürtülerini kontrol etmesi gerektiğini, derste yemek yenmeyeceğini, uyunmayacağını ailesinden öğrenmiş olması gerekiyor. Evde sınırların belirsiz olduğu bir sistemden gelen çocuk, okulda net bir duvarla karşılaştığında bunu bir "öğrenme fırsatı" olarak değil, bir "hak ihlali" olarak görüyor. İlk tepkisi uyum değil, direnç oluyor. Aile, bu direnci kırmak yerine desteklediğinde, otorite çatışması kaçınılmaz hale geliyor.
El yordamıyla ebeveynlik: Okulu olmayan tek meslek
Bizler her şeyi öğrenmek için okullara gidiyor, kurslar alıyor, yıllarca eğitim görüyoruz. Ancak dünyanın en zor ve sorumluluğu en yüksek işi olan ebeveynliğin bir okulu yok. Aileler bu devasa süreci el yordamıyla, kulaktan dolma bilgilerle veya kendi çocukluk travmalarının gölgesinde yönetmeye çalışıyor. Kendini geliştirmeyen, değişen dünyanın kodlarını okumayan bir aile yapısı, çocuğu yalnız ve dijital okyanusta can yeleksiz bırakıyor.
Dünyadan örnekler: Teknoloji mi, insan mı?
Dünyanın başarılı eğitim sistemleri bu krizi "cihaz" üzerinden değil, "sistem" üzerinden çözüyor mesela Finlandiya'da okul-aile ilişkisi bir ortaklık zeminine oturmuş durumda ebeveyn öğretmenin otoritesini sarsmıyor çünkü öğretmenin itibarının bittiği yerde çocuğun öğrenmesinin de biteceğini biliyor. Estonya teknolojiyi sınıfa sokmadan önce öğretmeni eğitiyor, insan rehberliği olmayan teknolojinin kaosa hizmet ettiğini sistemin kendisi kabul ediyor. Singapur ise dijitalleşmeyi merkezi ve denetimli bir platform üzerinden kurgulayarak çocuğu teknolojiyle baş başa bırakmıyor. Bu ülkelerin ortak paydası teknoloji düşmanlığı değil. Tam tersine, teknolojinin nasıl ve kim eşliğinde kullanıldığına dair net bir pedagojik tutum. İngiltere ve Fransa'da okullarda telefon yasağı uygulamaya girdi. Tartışmalı olsa da bu adımlar, ekran meselesini bireysel iradeye değil kamusal sorumluluğa taşıma çabasının işareti. Türkiye'deki tablo bu açıdan ilginç, TÜİK 2024 verilerine göre 6-15 yaş grubunda internet kullanım oranı yüzde 85'i aşmış durumda. Ortalama ekran süresi ise pandemi sonrasında günde dört saatin üzerine çıktı. Ama asıl mesele süre değil içerik değil, mesele o ekranın arkasında çocuğu kontrol eden bir yetişkinin olup olmadığı.
Entegrasyon ve ortak dil
Bugün yaşanan sorunlar bir "çocuk sorunu" veya "dizi" veya "dijital platformlar" sorunu değil. Bu, üç dünyanın yani ev-okul-ekranın birbiriyle konuşamadığı bir entegrasyon sorunu. Ekran artık ebeveynin yerine geçen bir "düzenleyici" olmuş. Çocuk evde sınır görmüyor, okulda sınırla çarpışıyor, ekranda ise özgür, her türlü dürtüsüne anlık ödül alıyor. Ve elbette, en hızlı dopamin veren, haz aldığı dünyayı, yani dijitali seçiyor.
Çözüm, tableti yasaklamak, dizileri sosyal medyayı kısıtlamak veya okullarda polis görevlendirmek değil. Çözüm ebeveyn otoritesini bir "ceza mekanizması" değil, bir "şefkatli koruma kalkanı" olarak yeniden inşa etmek. Ailenin okulun otoritesini desteklediği, okulun ailenin yükünü anladığı ve dijital dünyanın bu iki yapının kontrolünde bir araca dönüştüğü bir entegrasyonda. Hepsi iç içe geçmiş bir sistem ne tek başına birisi sorumlu ne de suçlu.
Kahramanmaraş’ta ve diğer pek çok yerde yaşanan şiddet olayları bize şunu gösteriyor. Bir çocuğun çığlığını duymak için ekranın sesini kısmak, gözlerine bakmak ve ona en temel gerçeği hatırlatmak zorundayız: "Dünya senin etrafında dönmüyor ve sınırlar seni hapsetmek için değil, güvende tutmak için var.
Çocuklarımızın daha mutlu, daha sağlıklı, daha güvenli bir toplumda yaşadığı bir dünya dileğiyle 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı kutlarım.
------------------------------
Meraklısı için, Kaygılı Kuşak, Jonathan Haidt, Pegasus Yayınları, 2025.
okul saldırılarının nedenleri ebeveyn sorumlulukları dijital platformları ve çocuk eğitimi elif soyseven
Elif Soyseven
Elif Soyseven
r
