Sunday, October 12, 2025

E. Büyükelçi Önder Özar'ın ANA dergisinin Eylul-Ekim 2025 tarihli sayısında yayınlanan yazısı : Dünyamızın Hal-i Pür Melali

 Dünyamızın Hal-i pür melali


Geçen yıl ( 2024) Aralık ayında ANA dergimizin imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü Şaheste Günday tarafından, üyelerin desteği ile düzenlenen geleneksel sohbet toplantısında, dünyamızın "hal-i pür melali"ni, günümüz Türkçesiyle, dünyamızın iç açıcı olmayan, kaygılandıran ve bıkkınlık veren üzüntü verici durumunu anlatan bir söyleşi yaptım. ANA dergisi aboneleri ve dostlarının ilgi ile izledikleri bu toplantının benim açımdam bir başka özelliği , dergimizin en önemli destekçilerinden ve yazarlarından biri olan, çok yönlü Cumhuriyet kadını Özcan Karabelen Atamert'in, kızı Prof. Dr. İlknur Koray ile birlikte dinleyiciler arasında yer almasıydı. Geçen Temmuz ayında aramızdan ayrılan bu değerli insanı rahmetle ve sevgiyle yad'ediyor, kendisinin her vesileyle şükranla anılacağını vurgulamak istiyorum.

Dünyamızın kanayan yaraları bu yıl (2025) da insanlığın birer utanç tablosu olmayı, ne yazık ki sürdürüyor.Rusya'nın 2022 yılı Şubat ayında uluslararası hukuku hiçe sayarak başlattığı savaş yaklaşık üç yıl yedi ayı geride bıraktı. Diğer yandan, 7 Ekim 2023 'de Hamas örgütünün İsrail'e baskın saldırısı ile başlayan ve İsrail'in, sözde "meşru savunma" hakkını öne sürerek, Gazze'deki savunmasız Filistin halkına reva gördüğü savaş, açlık ve sefalet tabloları yaratmayı sürdürüyor. İsrail, iki milyon Filistinlinin yaşam alanı olan Gazze'yi harabeye dönüştürdüğü yetmiyormuş gibi, komşuları Lübnan ve Suriye'ye, ayrıca Yemen ve Iran'a hava saldırıları düzenlemekten geri kalmıyor.

Dünyamızda insanların sorumlu olduğu afetler bu iki savaştan ve diğer silahlı çatışmalardan ibaret değil, maalesef. Örneğin, Sudan'daki iç savaşta milyonlarca insan açlık, sefalet ve çeşitli sağlık sorunlarıyla karşı karşıya. Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, uluslararası kuruluşlar ve çeşitli örgütlerin yardım girişimleri yetersiz. Uluslararası hukuk ve insan hakları devre dışı kalıyor, sivillerin ve çocukların, hastanelerin ve dini ibadet yapılarının savaş koşullarından etkilenmemesi gerektiği çeşitli ortamlarda dile getiriliyor, ancak tüm çabalar ve çağrılar sonuç vermiyor. (Aslında, bu noktada bir parantez açmak ve 21nci yüzyılda bu acıklı durumun nedenlerini ve sorumlularını bulmak, gerekli sonuçları çıkarmak lazım. Ancak, bu bir başka yazıda ele alınacak karmaşık bir sorun.)

Gazze'de açlık ve kıtlıkla, en temel sağlık hizmetlerinden yoksun olarak yaşam mücadelesi veren Filistinlilerin durumu, başta Avrupa ve ABD olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinde gençlerin ve halkın gösterileri ile protesto ediliyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres, 22 Ağustos 2025  günü yaptığı açıklamada "İsrail'in işgalci güç olarak, uluslararası hukuk yükümlülüklerini" anımsattı, bu bağlamda sivil halka gıda ve sağlık kolaylıklarının sağlanmasının zorunlu olduğunu vurguladı. Bu yazının kaleme alındığı 5 Eylul 2025 tarihine değin Gazze'de açlıktan ölenlerin sayısı- 185'i çocuk olmak üzere, 382'yi bulmuştu.  
Gazze'deki bu trajik gelişmeler, İsrail'in büyük destekçisi ABD'nin başkanı Donald Trump'ın da dikkatini çekmiş olmalı ki,  adıgeçen İsrail Başbakanı Netanyahu'ya gecikmiş de olsa serzenişte bulundu. İşi pişkinliğe vuran Netanyahu, Gazze'deki Filistinlilere gıda ve diğer ihtiyaç maddelerinin ulaştırılmasında sorun olmadığını ileri sürerek, yalan söylemekte beis görmedi. Oysa, BM destekli ihtisas kuruluşu "Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması - IPC Integrated Food Securiety Phase Classification" tarafından hazırlanan rapor ve BM Genel Sekreterinin bu rapora atfen yaptığı uyarılar, İsrail hükumetinin Gazze'de uyguladığı soykırımcı politikanın neden olduğu felaketin boyutlarını bir kez daha ortaya koyuyordu.

Dışişleri Bakanlığımızca 23 Ağustos 2025 günü yapılan açıklamada, işlediği  savaş suçlarının ve uluslararası hukuk ihlallerinin cezasız bırakılmış olmasının, İsrail'in bu pervasız tutumunu sürdürmesinin başlıca nedeni olduğu açıklıkla belirtildi.

Gazze'de İsrail ile Hamas arasında sürekli bir ateşkes sağlanamamasında en önemli engel, sanıldığı gibi Hamas'ın elindeki esirler mi? Hamas'ın, 7 Ekim 2023 baskınında ele geçirilen esirlerin bir kısmı karşılıklı değişimlerle serbest bırakıldı, ancak halen elinde 20'ye yakın esir bulunan Hamas açısından önemli bir koz söz konusu. Oysa, sürekli ateşkes'i istemeyen İsrail. ( Başbakan Netanyahu ve onu destekleyen silahlı kuvvetler (IDF)  komuta kademesi ve aşırı siyasi gruplar) . Nitekim, 3 Eylul 2025 çarşamba günü  İsrail Genelkurmay başkanı Eyal Zamir'in, " Gazze'nın tam işgal planının ikinci aşamasına geçildiğini, bu bağlamda yedek personel seferberliği başlatıldığını"  basın haberlerinden öğrenmiş bulunuyoruz. 5 Eylul tarihi itibarile Gazze'nin yüzde 40'nın IDF kontroluna geçtiği, bölgede bulunan Filistinlilerin güneye doğru göçe zorlandıkları bildiriliyor.  Diğer yandan, İsrail'in saldırgan tutumunu sürdürmesinin ana dayanağının, Başkan kim olursa olsun, ABD'nin sağladığı destek olduğu biliniyor. Ayrıca, Netanyahu'nun Başbakanlık koltuğunu bırakmak istememesinin kişisel bir yönü olduğu da unutulmamalı. İsrail parlamentosu Knesset'te kırılgan bir çoğunluğa sahip Netanyahu, savaş sona erdiğinde kendisini çeşitli yolsuzluk suçlamalarıyla yargı önünde bulacak. Bir önceki yazımda belirtildiği üzere, Netanyahu aynı zamanda, Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC)' nce tutuklanması talep edilen bir hükümlü.  

Kendisini "barış havarisi" gibi göstermeye meraklı Başkan Donald Trump, Gazze'deki insanlık faciasının sona ermesi için İsrail üzerinde neden güçlü bir baskı politikası uygulamıyor?  Ukrayna konusundaki duyarlılığını Gazze ve Filistin halkının yaşam hakkını korumak için neden göstermiyor?  Bu çifte standart anlayışı ile herhalde özlemini çektiği Nobel barış ödülünün kendisine verilmeyeceğini anlamış olsa gerek.
İsrail'in Gazze savaşındaki tutumunu eleştiren Batılı ülkelerin sayısında son dönemde dikkat çeken gelişmeler oldu. Başta Fransa olmak üzere önemli bazı batılı devletler (Birleşik Krallık, Kanada ve Avustralya) ,  Eylul 2025 BM Genel Kurul toplantı döneminde Filistin Yönetimini tanıyacaklarını açıkladılar. Filistin, 2012 yılından bu yana "üye olamayan gözlemci devlet" statüsüne sahip. Filistin'i tanıyan ülkelerin sayısı Eylul 2025 BM Genel Kurul toplantısında 152'yi geçmesi bekleniyor. Aslında, bazı Batılı devletlerin Filistin'i devlet olarak tanıma kararları çok gecikmiş olmakla birlikte, iki devletli çözüm formülünü rafa kaldırmayı amaçlayan İsrail'e  mesaj olarak yorumlanabilir. Batılı Devletler, Filistin'i devlet olarak tanımanın iki koşulun yerine getirilmesine bağlı olduğunu belirtiyorlar. Birinci koşul, Hamas'ın tüm esirleri serbest bırakması, ikinci koşul ise Hamas'ın savaş sona erdikten sonra, Gazze ve Filistin'in yönetiminde hiç bir şekide yer almaması.  İkinci Trump yönetimi ise,  çok eleştirilen bir kararla , bu yıl Mahmut Abbas dahil, Filistin Yönetimi üyelerine New York vizesi verilmeyeceğini açıkladı. ABD'nin bu kararı, Birleşmiş Milletler New York merkezinin ayrıcalıkları hakkında ABD Yönetimi ile zamanında yapılmış olan anlaşmaya aykırı olduğu açık  değil mi?

Rusya'nın 2022 Şubat ayında Ukrayna'ya saldırmasıyla başlayan savaş, dünyamızın zaten kırılgan olan dengesini tehdit etmeyi sürdürüyor. Seçim kampanyasında "bu savaşı 24 saat içinde sonlandıracağı" vaadinde bulunmuş olan ABD Başkanı Donald  Trump ikinci başkanlık döneminde altı ayı geride bıraktıktan sonra, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile 15 Ağustos 2025 cuma günü Alaska yarımadasının Anchorage yerleşkesinde gösterişli bir zirve toplantısı düzenledi. Putin'e kırmızı halı serdiren ve havaalanından toplantı yerine gidişte  makam otomobilinde konuğu ile yanyana oturan Trump, üç saat süren görüşmeden istediği sonucu alamadı. Trump'un, Putin'in bugüne kadar reddettiği Zelensky ile ikili ve Trump'ın da katılacağı üçlü görüşmeleri kabul ettiğini söylemesi beklentileri karşılamadığı gibi, "dağ fare doğurdu" tekerlemesine benzer yorumlara yol açtı. Bu  arada, Trump'ın Putin'in ısrarı üzerine, "önce sürekli ateşkes, sonra barış antlaşması"formülünden çark ettiğini de kaydetmek gerekir. Putin'in, "önemli olan barış antlaşmasıdır, bununla ilgili müzakereler ateşkes olmasa da müzakereler sürdürülebilir" mealindeki yaklaşımı  Zelensky'yi ve Alaska Zirvesinden hemen sonra Washington'a davet edilen Avrupa liderlerini tatmin etmedi. Zirveden bir kaç gün sonra, Rusya'nın savaşın başlangıcından bu yana başkent Kiev'e şiddetli bir  hava bombardımanı  gerçekleştirmesi, deyim yerinde ise, ortama "tuz- biber ekti" . Avrupalı liderler, 18 Ağustos 2025 günü Washington'da Beyaz Saray'da Trump'un oturum başkanlığını yaptığı ve televizyonla dünyaya yansıtılan toplantıda,  "önce uzun süreli ateşkes" hususunda ısrarlı olduklarını vurguladılar. Trump'ın son sözü "15 gün bekleyelim, sonra geregini yaparım" oldu. 
Trump'ın, birinci başkanlık döneminden tanıdığı Putin'le, başarı şansı düşük olan Alaska buluşmasından beklenti ya da beklentileri nelerdi? Zelensky'yi muhatap kabul etmeyen Putin, neden Trump'ın Alaska'da  ikili ve hatta üçlü görüşme önerisini kabul etti; daha doğrusu kabul eder gibi göründü? Uluslararası ilişkiler alanında ünlü bazı yorumcular, - örneğin Trump'a birinci başkanlık döneminde danışmanlık yapmış olan Fiona Hill - Trump'ın Putin'le görüşmesinin baş başa tasarlanmasının, bir başka deyimle, tercüman ve danışman almamasının doğru olmadığını ifadeyle, Trump'ın, bu kritik görüşmeye iyi bir ön hazırlık yapmadan gitmesini eleştiriyorlar.  

Trump, Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC)'nce  hakkında tutuklama kararı verilmiş olan Putin'e bir anlamda iade-i itibar sağladı, Rusya'yı büyük devlet statüsüne yeniden kavuşturmuş oldu. Avrupa Birliği dış ilişkier ve güvenlik yüksek komiseri Kaja Kallas (Estonya eski Başbakanı) Putin'in Trump tarafından sağlanan avantajlara karşılık, Ukrayna konusunda  "hiç bir şey vermediğini" 22 Ağustos 2025'de BBC'ye verdiği mülakatta belirtti. Aynı mülakatta Kallas,  "Rusya ayak sürüyor, Rusya'nın barış istemediği çok açık" diyerek, Ukrayna'nın toprak tavizinde bulunmasına karşı çıktı ve Putin'in "tuzağına " düşmemek konusunda uyarıda bulundu. AB yetkilisi Kallas, Rusya'ya ağır yaptırımlar uygulanması, Ukrayna için etkili güvenlik garantileri sağlanması için çağrıda bulundu. Kallas sözlerini şöyle sürdürdü : " Tartışmalar, Ukrayna'nın vereceği tavizler üzerinde cereyan ediyor.  Rusya'nın tek bir taviz vermediği ortada. Oysa, bir başka ülkeye vahşice saldırıda bulunan ve insanları öldüren onlar."

3 Eylul 2025 günü bir Endonezya gazetesine mülakat veren Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov,  Kallas'ın öngörülerini ve eleştirilerini teyit edercesine, şu görüşleri ifade etti:

⦁     Ukrayna ile barış, ancak "yeni toprak gerçekliklerinin tanınması ile mümkündür. Bu bağlamda, Kırım, Sivastopol, Donetsk, Luhansk, Zaporojye ve Herson bölgelerinin Rusya'ya aidiyetinin uluslararası hukuk açısından tanınması gereklidir.
⦁     Yeni bir güvenlik garantileri sistemi oluşturulmalıdır.
⦁     Ukrayna için tarafsız, bağlantısız ve nükleer silahsız bir statü tanınmalıdır.

Peki, Trump  bütün bu olumsuzlukları Putin'le görüşmeden önce düşünmedi mi? Bu konuda Trump'ın arka planda bazı tasavvurları olduğunu ileri süren yazarlar  var. Örneğin, Brahma Challaney, ABD'nin "The Hill" gazetesinde 20 Ağustos 2025 günü yayınlanan makalesinde, "Trump'ın Alaska'daki saklı amacının Çin - Rusya eksenini kırmak " olduğunu ileri sürdü.  Çin'in Tiencin kentinde 31 Ağustos - 1 eylul tarihlerinde yapılan Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİO) Zirve toplantısında, Çin  lideri Şi Cinpin ile Putin'in "düşman çatlatan"  dostane görüntüleri  ile, Trump'ın bu olası beklentisi de bir bakıma yanıtlanmış oldu.
Putin, Zelensky ile ikili görüşmeyi  "uzun sürecek hazırlıklar gerektirdiği" bahanesiyle erteleme taraftarı görünürken, daha sonra 180 derecelik bir dönüş yaparak, basın aracılığıyla "Zelensky Moskova'ya gelsin" dedi.  Zelensky ise,  " Putin Kiev'e gelsin" yanıtını vermekte gecikmedi.  

Ukrayna savaşını fiilen başlatan Putin'in barış anlaşmasına  ilişkin katı tutumunun, psikolojik  tahlil gerektiren bir nitelik de taşıdığını düşünüyorum. Büyük Sovyet imparatorluğunu yeniden canlandırmak fikri yakın tarihin, özellikle 20nci ve 21nci yüzyıllarının gerçekleri ile bağdaşır mı? Birleşmiş Milletler Kurucu Antlaşması ve uluslararası hukuk böyle bir macera uğruna yok  sayılabilir mi? Konu dünya barışı olunca, ABD'nin sorumluluğuna da değinmek yerinde olur. İkinci kez Başkan seçilen Donald Trump'un " peace through strength" (barış güçlü olmakla sağlanır) düsturunu bahane ederek İran'daki nükleer tesisleri bombalaması ve  Gazze'deki soykırımı çağrıştıran tahribatı karşısında İsrail'e sesini çıkarmayarak "çifte standart" uygulaması tarih sayfalarında nasıl yer alacak?

Çin lideri Şi Cinping'in "bende güçlüyüm" anlamına gelen çıkışlarını, örneğin İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80nci yıldönümünde Tiananmen meydanında düzenlenen üstün teknoloji ürünü silahların geçit resmini de unutmamak gerek. Bu törende Şi Cinping, Putin ve Kuzey Kore lideri Kim il Sung'un aynı karede yer alması dikkat çekmiyor mu?

Günümüzde, yeni bir dünya savaşını tetiklemek sorumluluğunu göze alabilecek yöneticiler var mı, gerçekten?


Yazıma son verirken, Putin ve Netanyahu gibi hukuk dışı, bencil kurgularını - fantezileri de diyebiliriz -  ön plana çıkaran liderlerin insanlığın yeni bir felaketine sebep olmamaları ümidini muhafaza etmek   istiyorum. Yurtta barış, dünyada barış hayal olmamalı.

Not :  Bu yazı 5 Eylul itibariyle elde edilen verilere göre yazıldı. Avrupa Birliği'nin ve İngiltere'nin Ukrayna ve Gazze savaşları ile ilgili politikaları hakkında ayrı bir yazı kaleme almayı düşünüyorum.

No comments:

Post a Comment