Şirketlerin anayasası mı?
Bütün yurtta vatandaşlar, ama zeytin bahçesini, ama su kaynaklarını, ama yaylasını, ama ormanını devleti yönetenlerden korumaya çalışıyor! Perşembe yaylasından, Akbelen ormanı çevresindeki yedi köye kadar vatandaşlar, iktidarın koruması altındaki şirketlere karşı, yaylasına, ormanına veya tapulu arazisine, el koymaya çalışanlara karşı direniyor.
Öyle Akbelen’deki kamulaştırılma için yapılan bilirkişi keşfi sırasında “görevi yaptırmamak için direnmek” suçlamasıyla 30 Mart’ta gözaltına alınan ve 42 gün tutuklu kalan Esra Işık, bu satırların yazıldığı sırada tahliye edilmişti ama yazı yayınlanana kadar tekrar tutuklanmayacağının garantisi yoktu, çünkü savcılık Işık’ın tahliye kararına itiraz etmişti.
Hangi görevi yaptırmamak için direnmiş? Yedi köyün kamulaştırılması görevine karşı... Kamunun elinden köylerini almaya kamulaştırma diyorlar.
***
Esra Işık’ın adli kontrol kaydıyla serbest bırakıldıktan sonra yaptığı açıklama, devlet gücünün vatandaşa karşı nesiller boyu nasıl kullanıldığını da gösteriyor:
“Köyümü, toprağımı, memleketimi savunduğum, sahip çıkmaya çalıştığım için 42 gündür tutukluydum. Bugün günlerdir sürgün edildiğim ailemden, toprağımdan, köyümden ayrıydım ve bugün kavuşacağım. Şunu söyleyebilirim, biz çok acılar çektik. Biz üç kuşaktır mücadele ediyoruz. Benim anneannemin köyü yok edildi. Benim dedemin köyü de yok edildi. Benim babaannemin de köyü yok edildi. Daha nereye kadar yok edeceksiniz bizi? Nereye kadar bizi yoksullaştıracaksınız? Nereye kadar bizi mülksüzleştireceksiniz? Nereye kadar bizi insanlıktan, yurttaşlıktan çıkaracaksınız diye soruyoruz. Beni, aileme, başta aileme ve köylülerime, sonra da bu memlekette hakkını arayan herkese gözdağı olsun diye tutukladığınızı biliyoruz. Ama biz bu yoldan dönmeyiz. Biz haklıyız. Ben sadece toprağımı savundum. Benim için gerçek özgürlük topraklarımın özgürlüğe kavuştuğu gündür."
Işık, “Bugün Esra'yı tutuklarsınız, yarın Necla'yı tutuklarsınız, öbür gün başka birisini tutuklarsınız. Yörük babaannem demiş ki ‘hakkını arayanlara kelepçe dayanmaz, kelepçeler yetmez.’ Hakkını arayanlara, hakkının peşinden koşanlara kelepçeler yetmez bu memlekette. Ne olursa olsun bu yolda yürümeye, topraklarımız özgürlüğüne kavuşuncaya kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. Benim bugünkü tahliyemin esas kaynağı dışarıda verilen bu haklı mücadeledir, bu meşru mücadeledir. Mücadelemiz kaldığı yerden tüm gücüyle devam edecek” diyor.
***
Vatandaşın devleti yönetenlere karşı, toprağını, ormanını, yaylasını suyunu savunmak durumunda kalması, ülkenin işgal edilmiş gibi talan edilmekte olduğunu gösterir. Öyle bir talan ki emekliler, bilinçli olarak açlığa mahkûm edilirken yandaş şirketlerin vergileri siliniyor. Oysa emekliler, kazancından kesilen primlerin karşılığını yani hakkını istiyor.
Yakın geçmişte Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı iftiralarla, kumpaslarla sürdürülen soruşturmalar ve davalar, bugün ülkeyi kuran partiyi hedef alıyor. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, seçim kampanyası danışmanı Necati Özkan ve gazeteci Merdan Yanardağ’a casusluk suçlaması bile yapılabiliyor! TELE1’e hukuk dışı olarak el konuluyor. Daha hâkim karşısına çıkmadan kanalın satışa çıkarılacağı söyleniyor.
Üstelik bütün bunları yapan, yaptıran iktidar, sanki hukuku üstünlüğünü savunuyormuş gibi söylemler geliştiriyor. Gerçekte, iktidarın kendisi, mühürsüz oylarla kabul edilmiş saydığı referandumla ayakta duruyor.
***
Hukukun h’si bile kalmamışken, iktidarın yeni Anayasa’dan söz etmesi, üstelik bunu kararlarını uygulamadığı Danıştay’ın 158. Kuruluş Yıldönümü dolayısıyla yapması, kara mizah gibi...
Erdoğan, hukuk devletinin en genel tanımının bütün kurum ve organlarıyla devletin hukuk içinde kalması ve hukukla hayat bulması olduğunu söylüyor, “bireysel güvenlik ihtiyaçlarına cevap vermeden, kolektif güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaya imkân yoktur” diyor...
“Modern anlamıyla hukuk devleti, gün ortasında tam tepeye yerleşen güneş misali aydınlığını her köşeye ulaştırır, herkesi eşit derecede ısıtır ve ışıtır.” diyor...
Hatta yargı, siyasi rakiplerini yok etmeye alet edilirken “Şu bir gerçek ki yargı yetkisinin kullanımına hukuk dışı hiçbir müdahale hoş ve mazur karşılanamaz” diyor...
Erdoğan, bunların üzerine de “Kanun-i Esasi'yi takip eden dört anayasaya rağmen Türk milletinin iyi bir anayasa özlemi halen dinmemiştir” diyebiliyor.
Vatandaşlar, AKP iktidarına karşı, kendi hak ve hukukunu savunmak zorunda kalıyor. Böyle bir iktidarın yapacağı anayasa, olsa olsa şirketlerin anayasası olur

No comments:
Post a Comment