ÇİN'in Tek Kuşak Tek Yol Girişimi - Önder Özar
(Yeni ANA Kültür Sanat Dergisi'nin Temmuz - Ağustos 2023 sayısında yayınlanan yazısı)
21nci yüzyılın insanlığa nasıl bir devinim getireceği belirsizliğini koruyor. 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılması üzerine, Soğuk Savaşın sona ermesi beklenirken, Rusya'nın 24 Şubat 2022'de Ukrayna'ya saldırması ile başta Avrupa olmak üzere tüm dünyayı etkileyen bir bunalım ortamına girildi. Aslında, dünyadaki dengeleri ya da düzenlemeleri etkileyen en önemli oluşum Asya'da cereyan ediyordu. Bunun temel dinamiği Çin'in ekonomik alandaki yükselişi ile birlikte askeri ve siyasi performansıyla, ABD ile başa baş bir rekabete girmiş olmasaydı. Çin, 1970'lerde başlayan hızlı ekonomik gelişmesiyle, gayrisafi milli hasıla (GSMH)'da dünya sıralamasında 2020'li yılların başında ikinci basamağa yerleşti. Ucuz el emeği, yabancı sermayenin ve teknolojinin katkısı, telif haklarını ihlal eden uygulamaları, ABD'nde ve diğer gelişmiş ülkelerdeki varlıklı soydaşlarının yatırımları sayesinde büyük bir kalkınma hızına ve özgüvene kavuşan Çin liderliği, yeni bir düzen oluşturmaya yönelik iddialı ve kapsamlı bir dış politika izleyeceklerini açıklamakta, bir başka deyimle ABD ve yandaşlarına meydan okumakta gecikmedi.
Bu yazımda, Çin'in dış politika açılımları bağlamında, 21nci yüzyıl ipekyolu projesi olarak da adlandırılan "Bir kuşak, bir yol" girişimini (İngilizce kısatması ile BRI) dergimizin kısıtlı sayfa olanakları elverdiği ölçüde tanıtmaya çalışacağım. Başlangıçta tren yolları ile özellikle Orta Asya ülkelerinin birbirine ve dış dünya ile bağlantısının sağlanmasını ve bölge ekonomisinin yeniden canlandırılmasını hedefleyen "Bir Kuşak, bir Yol" girişimini ilk kez Çin Devlet Başkanı Xi Jinping 07 Eylul 2013'de Kazakistan Nazarbayev Üniversitesinde yaptığı bir konuşmada açıkladı. Kazakistan'ın, Orta Asya Türk cumhuriyetleri arasında en güçlü devlet olmasının yanı sıra, Rusya ile Çin arasında 2008 yılında "Batı Avrupa - Batı Çin" ulaşım koridorunun kurulmasına ilişkin bir mutabakatın gerçekleşmesinde arabulucu rolü oynadığını belirtmek yerinde olur. Ayrıca, Orta Asya'da Çin'in nüfuzunun artacağından kaygı duyan Rusya'nın bu mutabakatı imzalamasıyla, önemli bir aşamanın gerçekleştiği de kaydedilmeli.
Çin'in yeni ipek yolu diplomasisinin karayolu ve demiryolu bağlantıları ile sınırlı kalmadığı, deniz yollarını da kapsamına aldığı daha sonra yapılan açıklamalarda vurgulandı. Xi Jinping, 3 Ekim 2013'de Endonezya Parlamentosunda yaptığı konuşmada, 21 nci yüzyıl Deniz İpek Yolu Projesi'nin uygulanması çalışmalarına başlandığını bildirdi. Mayıs 2014'de Çin Resmi Haber Ajansı Xinhua'nın ilettiğine göre, yeni ipek yolu Çin'den başlayarak Orta Asya ve İran üzerinden Türkiye'ye varıyor ve oradan Avrupa'ya devam ediyor, Rotterdam'a kadar uzandıktan sonra güneye iniyor ve Venedik'te son buluyordu. Deniz ipek yolu ise Güney Çin denizinden başlıyor, Kalküta'ya uğrayıp Hint Okyanusunu geçtikten sonra Kızıl Deniz ve Akdeniz yolu ile Venedik'te kara ipek yolu ile birleşiyordu.
Bu ekonomik hamlesiyle dünya pazarlarına daha hızlı ve daha elverişli koşullarda ulaşmayı hedefleyen Çin, kendi ekonomik büyümesini sürdürmesi için gereksinim duyduğu ham madde ihtiyacını daha kolay ve ucuz yollardan temin etmeyi öngörmekte; İpek Yolu üzerindeki ülkeler arasında işbirliği ve ortak yatırımların gerçekleşmesi sayesinde, ekonomik bir kuşak meydana getirilmesini amaçlamaktaydı. Böylece, yüksek üretim gücüyle dev bir pazar olan Çin'in Avrupa sermayesi ve teknolojisiyle Orta Asya'nın enerji kaynaklarını kapsayan çok yönlü ve çok ortaklı dev bir girişim ortaya çıkabilecekti.
"Bir Kuşak bir Yol" girişiminin hayata geçirilebilmesi için Çin'in öncülüğünde Asya Altyapı Yatırım Bankası (AAYB) kuruldu. ABD ve Japonya'nın büyük hissedarı olduğu Asya Kalkınma Bankası'nın son yıllarda büyük gelişme gösteren Asya ülkelerine yeterli finansman desteği sağlayamaması nedeniyle, Çin'in öncülüğündeki Asya Altyapı Yatırım Bankası'nın bir rakip olmaktan çok tamamlayıcı bir rolü olabileceği öne sürüldü. Çin, ayrıca kuşak ülkeleriyle sanayi alanında işbirliği yapılması, yatırım projelerinin desteklenmesi için İpek Yolu Fonu adıyla 40 milyar dolarlık bir fon oluşturulacağını, ayrıca 20 milyar dolarlık bir yatırım kapasitesi olan Enerji Kalkınma Fonu kurulduğunu 2014 yılında açıkladı . Bu bağlamda, Arap ülkeleriyle işbirliği yapılmasının da planlandığını kaydetmek yerinde olur.
Çin'in, son yıllarda deniz yolları bağlantıları ile Afrika ve Latin Amerika ülkeleri ile anlaşmalar yaptığını da belirtmeliyim. 2022 yılı sonu itibariyle, yedi Latin Amerika ülkesinin ( Venezuela, Ekvator, Peru, Bolivya, Şili, Arjantin ve Uruguay) "Bir Kuşak. Bir yol Girişimi" ne katıldığı, Mart 2022'deki verilere göre, Bir Kuşak Bir Yol Girişimi kapsamında 149 ülke ve 32 uluslararası kuruluş ile 215 işbirliği anlaşması imzalandığı bir kaynakta (Peter Koenig) ifade edildi. Katılımcı ülkeler, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 75'ini, dünya gayrisafi hasılasının yarıdan fazlasını temsil ediyor.
Çin'in, bir kuşak, bir yol girişimi ile ekonomisini dünya ile bütünleştirmeyi amaçlarken, diğer yandan, kendi "yaşam alanı" olarak gördüğü Asya'da ABD'nin ve Avrupa Birliği'nin zemin kazanmasını engellemeyi de hedeflediği gözardı edilmemeli . Çin'in özellikle 2000'li yıllardan itibaren izlediği çok yönlü dış politikanın, bu bağlamda Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve BRİCS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) gibi örgütlenme modellerinin ABD'nin tek kutuplu dünya anlayışına bir karşı duruş olduğu sır değil.
Çin'in bölgesel ve küresel etkinliğini artıracak girişimlerine karşı, ABD'nin Ağustos 1999'da "İpek Yolu Strateji Yasası" ile başlayan ve Orta Asya ve Kafkasya bölgelerindeki kaynaklardan yararlanmayı hedefleyen, yumuşak güç unsurlarına da yer veren bazı hamleleri olduğunu kaydetmek gerekir. Çin'in, Avrupa Birliği projesi olan Avrupa-Kafkasya-Asya Ulaştırma Koridoru (TRACECA) 'ya karşı Çin- Kırgızistan-Özbekistan demiryolu projesini hayata geçirmesi de bu alanda bir başka örnek.
Bir Kuşak bir Yol Girişiminin son yıllarda bir yavaşlama dönemine girdiği gözleniyor. Bunun, Çin'in ekonomik büyüme hızının gerilemesi, COVİD - 19 salgınının üretimde ve diğer alanlarda yol açtığı aksamalar gibi iç sorunlarla ilgili olduğu kadar, kredi alan Afrika ve diğer bazı ülkelerin borçlarını vadesinde ya da hiç ödeyememelerinden kaynaklandığı, ayrıca Batılı güçlerin karşı hamlelerinin rol oynadığı söylenebilir. Çin'in, son defa 17 Afrika ülkesine sıfır faizle verdiği borçların çoğunu affetmesi üzerine, Çin'in bir "kredi tuzağı"na düştüğü özellikle ABD basınında yer aldı. Bir Kuşak, Bir Yol Girişimi kapsamında Çin'den kredi alan ülkelerden Afrika dışında Sri Lanka, Pakistan, Ekvator gibi bazı ülkelerin de geri ödemelerini yerine getiremedikleri ve darboğazlar yaşadıkları anlaşılıyor.
Yazımı sonlandırmadan önce, Çin'in BRI projesinin ülkemiz açısından önemine ve Çin ve Türkiye arasında bu bağlamdaki işbirliği olanaklarına kısaca değinmek istiyorum. Bu konuda iki değerli akademisyenin (Ceren Ergenç ve Derya Göçer) hazırlamış olduğu "China Response to Türkiye's Volatile Authoritarianism" başlıklı, 05 Mayıs 2023 tariihli çalışmasını ingilizce bilen okuyucularıma önerebilirim. Çin'in Türkiye'de özellikle, liman işletmeleri, demiryolu hatları ve yenilenebilir enerji alanlarında yatırım yapmaya istekli olduğunu, örneğin Çinli Cosco Pacific şirketinin FİBA Holding'e ait olan Kumport liman işletmesinin yüzde 65 hissesini 920 milyon dolar ödeyerek satın aldığını kaydetmek yararlı olur.
Sonuç niyetine...
1 milyar 400 milyona yakalaşan nüfusu ile, Amerika Birleşik Devletleri'nin ardından nominal GSYİH'ya göre dünyanın en büyük ikinci ekonomisi ve satın alma gücü paritesi (SAGP) ile ölçüldüğünde dünyanın en büyük ekonomisi konumunda bulunan Çin Halk Cumhuriyeti'nin 2013 yılında yürürlüğe koyduğu "Bir Kuşak bir Yol Girişimi" (BRI) engellere ve bazı başarısızlıklara karşın, uluslararası ilişkilerde ağırlıklı bir yer almış bulunuyor. Çin'in bu devasa projeyle amaçladığı üstünlük pozisyonuna ulaşabilmesi için BRI projesinin başarısı yeterli mi? Hayır, değil. Çin Komünist Partisi liderliğinin, ABD ile çatışmacı yaklaşımlardan, Pasifik bölgesinde ve Tayvan'a yönelik gerginlik politikasını sürdürmekten vazgeçmesi, Müslüman Uygur Türklerinin, Tibet ve diğer azınlıkların insan haklarına saygılı ve Hong Kong'da "tek devlet, iki millet" anlayışına uygun davranması, iklim değişikliği, küresel ısınma, yasal olmayan uyuşturucu maddeler ticareti, salgın hastalıklarla mücadele gibi tüm insanlığı tehdit eden yaşamsal konularda işbirliğine yanaşması ve de, benim sistemim, yani "sosyalist piyasa ekonomisi"en iyisidir iddiasında ısrar etmemesi, özetle, Çin Komünist Partisi lideri Xi Cinping'in totaliter profilini çağdaşlaştırması gerekir diye düşünüyorum.
No comments:
Post a Comment