OKSIJEN - Sedat Ergin - 28 Ağustos 2026
Katıksız bir liberalin Batı karşısında yaşadığı “kırılma”
Prof. Emre Gönensay’ın hatıratı, anne tarafında 1842’de Osmanlı’ya Kürt isyanını başlatan büyükdedesi Botan Emiri Bedirhan Bey’den, baba tarafında Selanik göçmeni hukukçu ailesine uzanan renkli soyağacıyla başlıyor. Prof. Gönensay hayatına hocalık, TÜSİAD danışmanlığı, özel sektörde yöneticilik, köşe yazarlığı, milletvekilliği, dışişleri bakanlığı, sivil toplum çalışmaları, yelken ve otomobil yarışçılığı dahil olmak üzere çok şey sıkıştırmış. Ancak liberal dünya görüşünü ödünsüz bir doğrultuda savunmuş olan Prof. Gönensay’ın Batı’ya karşı eleştirel bir bakışa gelmiş olması, anılarının altını çizdiği kayda değer bir paradoksu oluşturuyor
Bugün DEM Diyarbakır milletvekili olan gazeteci Cengiz Çandar, Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin lideri Celal Talabani ile Süleymaniye’nin kuzeybatısında Dokan gölünün kıyısındaki konutunda mülakat yapmaktadır. ABD’nin Irak’ı işgali sonrasında, 2003-2004 yıllarında olmalıdır.
Talabani’nin çalışma odasında Kürt liderin arkasında duran büyük yağlı tablo Çandar’ın dikkatini çeker.
Bu, Kürtlerin tarihinde özel bir yeri olan eski Cizre-Botan Emiri Bedirhan Bey’in tablosudur. Burada biraz duralım. Tablodaki şahıs, 19’uncu yüzyılın ilk yarısının önemli bir bölümünde Osmanlı’nın idari yapısı içinde, Cizre merkezli Botan Emirliği’nin başındaki liderdir.
“Özerk” statüdeki Botan Emirliği, bugünkü Şırnak’ın büyük bölümüyle Siirt’in Pervari ve Eruh yörelerini, Hakkâri’nin batı kesimlerini kapsayan geniş bir bölgeye yayılıyordu. Bedirhan Bey, Kürt aşiretleriyle kurduğu ittifaklar üzerinden emirliğin alanını çok daha genişletmişti. Emirliği döneminde ön yüzünde kendi adına “Emir-i Botan Bedirhan” yazılı sikke bastırmasıyla biliniyordu.
Bedirhan Bey, 1839 yılında ilan edilen Tanzimat reformlarıyla birlikte hız kazanan idaredeki merkezileşme hamlesinden ve doğudaki emirliklerin kaldırılması adımından rahatsız olur. Yetkilerinden feragat etmek istemediği için 1842’de Osmanlı’ya isyan eder. Osmanlı ordusu 1847 yılında isyanı bastırınca, Bedirhan Bey çekildiği Evrah kalesinde yenilgiyi kabul eder. Sultan Abdülmecid, Bedirhan Bey’i Girit’e, adanın kuzeyindeki Kandiye kasabasına sürgüne gönderir. Emirliği dağıtılır; bu bölgede Babıali’nin kontrolünde merkezi idareye bağlı ‘Kürdistan Eyaleti’ ilan edilir.

Özetle, Kürtlerin tarihsel hafızasında Osmanlı’ya karşı en önemli isyan hareketlerinden birinin lideri olarak yer alıyor Bedirhan Bey. Tablosunun Talabani’nin makam odasında asılı durmasının gerisinde bu kimliğinin taşıdığı simgesel ağırlık yatıyor.
‘Allah Allah, sizde Kürtlük mü var?’
Çandar-Talabani görüşmesine dönelim. Gazeteci Çandar, o yıllarda CNN Türk kanalında eski Dışişleri Bakanı Prof. Emre Gönensay ile “Ufuk Turu” adında bir yorum programına çıkmaktadır. Programın diğer iki yorumcusu emekli Büyükelçi Özdem Sanberk ve MİT’in Dışişleri kökenli eski müsteşarı Büyükelçi Sönmez Köksal’dır.
Çandar, program arkadaşı Prof. Gönensay’ın Bedirhan Bey’in torunu olduğunu bilmektedir. Talabani’ye, “Beraber program yaptığım eski Dışişleri Bakanı Emre Gönensay, bu tablodaki Bedirhan Bey’in torunu” diyecek olur.
Talabani bunu duyunca birden heyecanlanır. “Onu buraya davet edelim. Gelsin buraya, Bedirhanilerin bir jübilesini yapalım” diye karşılık verir.

Çandar, Irak dönüşü CNN Türk stüdyosunda çekim öncesindeki sohbetleri sırasında Talabani ile arasında geçen diyalogu Gönensay’a aktarırken, yanında oturan eski MİT Müsteşarı Sönmez Köksal şaşırır:
“Allah Allah, sizde Kürtlük mü var?”
Emre Gönensay “Hayata Açtığım Yelken” başlıklı hatıratında bu diyalogları anlattığı bölümde “Yani, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Başkanı benim atalarımda Kürtlük olduğunu bilmiyordu” diye yazıyor.

Dedesi ‘Kürdistan’ gazetesini yayımlıyor
Yelken deyince Gönensay’ın gençlik yıllarında Kalamış’taki yelkencilik maceralarına geçmeden önce biraz Bedirhanoğulları Beyliği üzerinde durmamız gerekiyor. Çünkü burada çıkacağımız kısa tarih gezintisi Gönensay’ın aile köklerini daha yakından öğrenmemizi sağlayacaktır.
Bu yolculuk, bize aynı zamanda Osmanlı döneminde Doğu Anadolu’da Kürt beyliklerinin ‘emirlik’ statüsünde sahip olduğu özerklik, Tanzimat’ın idari reformlarının bu özerk yapılar üzerinde yarattığı sarsıntı ve tetiklediği isyanlar üzerinde çarpıcı bir okuma sunacaktır.
Buna karşılık bizim asıl odaklanacağımız kişi, oğlu Abdurrahman Sami Bedirhan’dır. Sonradan “Çınar” soyadını alacak olan Abdurrahman Sami Bey, Emre Gönensay’ın anne tarafından dedesidir.
Dedenin yaşam öyküsünde Osmanlı döneminde Kürt kimliğinin kültürel alanda kendisini ifade edebilmesinde çok özel yeri bulunan bir şahsiyet ile karşılaşıyoruz. 1868 İstanbul doğumlu olan Abdurrahman Bey’in son derece renkli ve siyasi mücadelelerle dolu bir hayatı var.
Mekteb-i Sultani, yani Galatasaray Lisesi mezunudur. Ardından Mekteb-i Mülkiye’yi bitirmiştir. Mezuniyeti sonrasında Maarif Nezareti’nde görev yapmış, ancak Jön Türkler hareketi içindeki siyasi faaliyetleri yüzünden 1898 yılında Avrupa’ya kaçmak zorunda kalmıştır. Yurtdışında olduğu dönemde muhalefetle ilişkisini sürdürmüş, 1902 yılında Paris’teki Jön Türk Kongresi’ne katılmıştır. Bu faaliyetleri nedeniyle gıyabında “müebbet kalebentlik” cezasına çarptırılmıştır.
Abdurrahman Bey, ağabeyi Mikdat Midhat Bedirhan’ın Kahire’de çıkarttığı “Kürdistan” gazetesini Avrupa’da yayımlamaya başlar. Bu yayın, ilk Kürtçe gazete olarak kabul ediliyor.
Kürt Meşrutiyet Mektebi’nin müdürü
Bu arada 1905 yılında Abdülhamid tarafından affedilince İstanbul’a döner. Gelgelelim 1906 yılında İstanbul Şehremini Rıdvan Paşa’nın öldürülmesi hadisesinde Bedirhanoğulları ile ilişkili bazı isimler suikasttan sorumlu tutulunca işler yine karışır. Ailenin önde gelen isimlerinin birçoğu Abdülhamid tarafından Trablusgarp’a sürgüne gönderilir. Abdurrahman Bey de bunlar arasındadır. Özgürlüğüne kavuşup İstanbul’a dönebilmesi ancak 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanı ile olacaktır.
İkinci Meşrutiyet’in getirdiği özgürlük ortamında ‘Kürd Neşr-i Maârif Cemiyeti’nin (Kürt Eğitim ve Öğretim Yayma Cemiyeti) kuruluşunda yer alır. Abdurrahman Bey’in biyografisindeki en dikkat çekici görevlerden biri, İkinci Meşrutiyet’ten hemen sonra İstanbul’da ilkokul çağındaki Kürt çocuklarına eğitim vermek üzere bu cemiyetin girişimiyle açılan, Maarif Nezareti’nin de mali katkıda bulunduğu ‘Kürd Meşrutiyet Mektebi’nin ilk müdürü olmasıdır.
Bu, Osmanlı döneminde adında “Kürt” ibaresini taşıyan ilk modern Kürt eğitim kurumudur. Divanyolu’nda bir binada faaliyet gösteren Kürd Meşrutiyet Mektebi, kısa süre sonra İttihat ve Terakki’nin baskıları sonucunda kapatılır.
Abdurrahman Bey, bunun üzerine mülki idareye girer, Adalar Kaymakamı olarak görevlendirilir. Daha sonra Aydın Sancağı’nın başına mutasarrıf unvanıyla atanır. Yunan kuvvetleri 1919 yılında Aydın’ı işgal ettiklerinde tutukladıkları isimlerin başında Abdurrahman Bey gelmektedir.
İsviçreli anneanne
Şimdi özel hayata dair konulara geçebiliriz. Abdurrahman Bey Avrupa’da sürgünde olduğu dönemde Cenevre’de karşılaştığı İsviçreli Elisabeth Audemars van Muyden ile yıldırım aşkı yaşar. Evlenmeye karar verirler. Ancak Elisabeth’in babası kızının bir “Kürt Prensi” ile evlenmesine kati surette itiraz edince, Fransa’ya kaçıp burada nikah kıyarlar 13 Temmuz 1904’te.
Bu maceralı evliliğin kadın kahramanı sonradan “Emel” adını alan ve Müslümanlığı seçen Elisabeth Hanım, Emre Gönensay’ın anneannesidir. Sultan Abdülhamid’in affı üzerine genç çift 1905 yılında İstanbul’a gelir. 1910 yılında ikinci kızları Müveddet İstanbul’da doğar. (Gönensay’ın annesi)


Köşkten Robert Kolej ve yelken yarışlarına
Müveddet Hanım, 1928 yılında Selanik kökenli varlıklı bir ailenin oğlu olan, Robert Kolej’in yüksek bölümünde ticaret hukuku hocası Bülent Gönensay ile tanışıp evlenecektir. 1932 yılında Beyza ve 1937 yılında Emre doğar.
Emre Gönensay’ın baba tarafından büyükbabası Mehmet Talat Bey, o dönemde İstanbul’un tanınmış avukatlarından biridir. Mehmet Talat Bey’in zengin antika koleksiyonunun bulunduğu Kalamış’taki 14 odalı köşkünde dünyaya gelen Emre Gönensay’ın ilk çocukluğu bu evde geçmiştir. Kalamış günlerinin de etkisiyle yelkencilik çocukluğundan itibaren tutkuyla bağlı olduğu uğraşlarından biri olur. Uzun yıllar yelken yarışlarına katılan Gönensay, ayrıca otomobil yarışçısıdır. Kızı Nazlı’nın co-pilotluğunda 2000’li yılların başlarına kadar rallilere katılır.
Aile Kalamış’tan Bebek’e taşınır. Emre Gönensay, Arnavutköy Akıntıburnu’ndaki Feyziati İlkokulu’nu bitirdikten sonra Robert Kolej’in orta kısmında eğitim görür, 1957 yılında lise bölümünden mezun olur. Kolejden sınıf arkadaşları arasında ünlü tiyatro sanatçımız Genco Erkal, Boğaziçi Üniversitesi’nin eski rektörü Prof. Üstün Ergüder ve şair Ülkü Tamer de vardır.
London School of Economics’te doktora
Emre Gönensay mezuniyetinin ardından ekonomi okumak üzere ABD’ye, New York’taki Columbia Üniversitesi’ne gidecek ve hızlandırılmış bir eğitimle master derecesini de alarak 1961 yılında Türkiye’ye dönecektir.
Türkiye’ye geldiğinde lise yıllarından tanıdığı Aylin Koçibey ile evlenecektir. Eşi Aylin’in Gürcü kökenli büyük dedesi Ali Saip Paşa, önce 1875’te, daha sonra 1885-1891 yıllarında iki kez Serasker, yani Ordu Başkomutanı olarak görev yapmıştır. Gönensay çiftinin Elif ve Nazlı adlarını verdikleri iki kızı dünyaya gelecektir.
New York yıllarından sonra doktorasını yapmak üzere bu kez Birleşik Krallık’ın iktisat alanında bir ekol olan seçkin eğitim kurumu London School of Economics’e (LSE) gidecektir. LSE, o dönemde devletin ekonomideki rolünü kabul eden ‘Keynesçi’ ekole karşı ‘laissez-faire’ (bırakınız yapsınlar) anlayışına dayanan serbest piyasacı yaklaşımın güçlü biçimde temsil edildiği fikir merkezlerinden biridir ve Gönensay’ın liberal ekonomik görüşlerinin şekillenmesinde kuvvetli bir iz bırakır. Ekonomiye bakışını kitabında “İlim ve sanatın karıştığı acayip bir ilimdir” diye anlatacaktır.
Son iki yılında ders de verdiği LSE’de doktorasını tamamlayıp İstanbul’a dönüşünde 1967 yılında Robert Kolej’in yüksek kısmında ekonomi fakültesinde öğretim üyesi olarak hocalığa başlar. 1970 yılında fakültenin dekanlığını üstlenir. Bu arada, 1971 yılında Robert Kolej Yüksek Okulu’nun Boğaziçi Üniversitesi’ne dönüşmesindeki geçiş sürecini yöneten, rektör Prof. Abdullah Kuran’ın başkanlığındaki kurulda görev yapar.
Tara ile Langley’de CIA Direktörü Bush’u ziyaret
Hocalık yıllarına baktığımızda, kendisinin tek bir kalıba girmediğini, aynı zamanda iş dünyasıyla da yakın bir şekilde çalıştığını görüyoruz. Zaten 1975 yılında dekanlıktan ayrıldıktan sonra üniversitede yarı zamanlı statüye geçmiş ve özel sektördeki mesaisine artan ölçüde zaman ayırmaya başlamıştır.
TÜSİAD’a danışmanlık yapmak bu alandaki faaliyetlerinden biridir. Kitabından, 1978-79 yıllarında yaşanan ekonomik kriz ve yokluklar döneminde TÜSİAD tarafından Ecevit hükümetine karşı yayımlanan ve büyük gürültü kopartan bildirileri kaleme alan üç ekonomi profesöründen birinin Emre Gönensay olduğunu öğreniyoruz. Bir süre Tercüman’da köşe yazarlığı da yapar ekonomi konularında.
İş dünyasındaki en kayda değer görevi 1975 yılında başlayan Koç Grubu’nun yönetim kurulu üyeliğidir. 1982 yılında ENKA’nın patronu Şarık Tara’nın kendisini Koç Grubu’ndan ENKA’ya transfer etmesi iş dünyası içinde önemli bir hadisedir. Şarık Tara’nın yoğun yurtdışı temaslarında LSE doktoralı danışmanı olarak her zaman yanındadır.
Kitaptaki en çarpıcı bilgilerden biri burada karşımıza çıkıyor. ABD şirketleriyle de iş yapan Şarık Tara, 1989-1992 yılları arasında ABD Başkanı olan George Bush ile “yakın dosttur”. Şarık Tara, George Bush’u Merkezi Haberalma Örgütü (CIA) direktörü (1976-77) olduğu dönemde, CIA’nın Virginia Langley’deki merkezinde makamında ziyaret ederken yanında Emre Gönensay vardır. Gönensay, o görüşmeden söz ederken, “Mekân itibarıyla ilginç ama çok önemli bir görüşme değildi. İnşaat işlerini, Türkiye’yi şöyle bir konuşup yanından ayrıldık” diye anlatıyor.
Gönensay kendisini 1991 yılı temmuz ayında İstanbul’da Çırağan Sarayı’nda ikinci kez gördüğünde George Bush bu kez ABD Başkanı’dır. Bush, Birinci Körfez Savaşı sonrasında Turgut Özal’a teşekkür ziyareti için Türkiye’ye geldiğinde muhalefetteki DYP lideri Süleyman Demirel ve SHP lideri Erdal İnönü ile de görüşür. Demirel, Bush ile buluşmaya yanında danışmanı Prof. Emre Gönensay’ı da götürür. Üç ay sonra, 20 Ekim 1991’de yapılan seçimde sandıktan DYP birinci çıkmış ve Demirel SHP ile kurulan koalisyon hükümetinin başbakanlığını üstlenmiştir.
Seçim meydanında traktör kullanmak
Görüleceği gibi Gönensay artık siyaset sahnesinde ve Süleyman Demirel’in yanındadır. Dört yıl önce 1987 yılında yapılan genel seçimde, Demirel, Prof. Gönensay’ı Manisa’dan DYP kontenjan adayı olarak sahaya sürmüştür.
Kitaptaki en renkli olaylardan biri çocukluğundan itibaren kendisine “Lord” lakabı takıldığını yazan Gönensay’ın yerel politikaya geçişte yaşadığı uyum sorunudur. Manisa’daki seçim mitinginde şehrin içinden geçecek traktör konvoyunun en başındaki traktörü sürmesi istenir. Bu sırada üzerinde ABD’de klasik tarzın markası olan Brooks Brothers’tan yelekli bir kıyafet vardır. Kürsüye “havaya kaldırılıp uçarak” çıkartıldığında birden alnında hissettiği ıslaklığın “ilk başta zannettiği gibi tükürük” değil, kendisi için kesilen kurbanlık koyunun kanı olduğunu anlar. DYP Manisa’da, ANAP’tan sonra ikinci gelince Gönensay kontenjandan seçilemez.
İlginçtir ki 1991 yılında DYP’nin birinci çıktığı seçimde milletvekili adayı olmaz, onun yerine Boğaziçi Üniversitesi’nden ekonomi bölümünden bir başka iktisat hocası, geçmişte dekanlığını da yaptığı Prof. Tansu Çiller DYP’nin vitrinindedir.
Demirel, Gönensay milletvekili olmasa da kendisini Ankara’ya başdanışmanı olarak yanına alır, büyükelçi unvanı verir. Gelgelelim bu noktada büyük bir hayal kırıklığı yaşar. Bunun nedeni, ekonominin ciddi tehlike çanları çalması karşısında Merkez Bankası Başkanı Prof. Rüştü Saraçoğlu ile birlikte hiç zaman kaybetmeden bir istikrar programı uygulanması gerektiğini düşünmeleri ama bu görüşlerinde yalnız kalmalarıdır.
Başbakan Demirel’in siyasi nedenlerle buna yanaşmayacağını anlayınca daha çok dış politika konularına yönelir. Demirel’in sorumluluğunu ona verdiği kritik bir dosya Bakü-Ceyhan petrol boru hattıdır. Bu projenin hayata geçirilmesinde önemli bir rol oynamıştır.
Refah-Yol’a ‘hayır’ deyince dayaktan zor kurtuldu
1995 yılı sonunda gidilen erken seçimde DYP’nin listesinden Antalya milletvekili olarak görüyoruz Gönensay’ı. 1996 Mart ayında kurulan kısa süreli DYP-ANAP koalisyonunda Dışişleri Bakanı koltuğundadır. Bu koltuğa yakıştığı ve hakkını verdiği üzerinde genel bir mutabakattan söz etmek mümkündür. Bakanlığı döneminin en önemli hamlelerinden biri Kardak Krizi sonrasında 24 Mart 1996 tarihinde Yunanistan’a Ege sorunlarının Lahey Uluslararası Adalet Divanı’na götürülmesi yolunda yapılan ezber bozucu öneridir.
Ancak DYP-ANAP koalisyonunun iç kavgalar nedeniyle kısa zamanda çökmesi nedeniyle bakanlığı uzun süreli olmaz. Derken kendisini siyasi kariyerinin en zorlu sınavlarından birinin içinde bulur. Tansu Çiller seçim kampanyasında yaptığı taahhütleri bir tarafa atıp Prof. Necmettin Erbakan’ın Refah Partisi ile koalisyon kurunca, parti kararına rağmen güven oylamasında bu hükümete destek vermeyi reddeder.
TBMM Genel Kurulu’nda 8 Temmuz 1996 tarihinde yapılan oylamada elini kaldırıp ‘Hayır’ dediği anda DYP grubundan kendisine doğru bir hareketlenme olur. Kalabalık bir DYP milletvekili grubu Gönensay’ı dövmek için üstüne doğru gelmektedir. ANAP’lıların çevresini kuşatmasıyla maruz kalacağı şiddetten zorlukla kurtulur. Sonrasındaki dönemde DYP’den istifa ederek bağımsız bir milletvekili olarak siyasi kariyerini tamamlar.
Milletvekilliği 1999 yılında bittikten sonra bir süre özel sektörde bazı şirketlere danışmanlık yapacak ama zamanını artan ölçüde başta Hisar Eğitim Vakfı olmak üzere eğitim faaliyetlerine ayıracaktır.

89 yaşında batı karşısında yaşadığı düşünsel kırılma
Şimdi Emre Gönensay’ın hatıratının en sarsıcı kısmını oluşturan finaline geliyoruz. “Bugünün Dünyası” başlığını taşıyor bu bölüm. Anılarının yayımlandığı 2026 yılı itibarıyla dünyanın inandığı liberal değerlerin çok uzağında bir noktaya savrulmuş olduğu sonucuna varıyor Gönensay.
Yazdığı satırlarda hem ABD hem de AB’ye karşı son derece eleştirel, sorgulayıcı bir çizgiye geldiğini görüyoruz. Özellikle Avrupa kıtasındaki silahlanma yarışı, kendisini en çok kaygılandıran yöneliştir. “AB’nin bugün savunma sanayiinin, askeri sınai kompleksin etkisi altında hareket ettiğini” düşünüyor; “Savaşın bir iş modeli haline gelmiş olabileceğini düşünüyorum” diye ekliyor. “ABD’nin yeni bir sömürgeleştirme modeli için Avrupalıları alet etmek istediğini” anlatıyor. “Artık çökmekte olan bir Avrupa Birliği” tablosu çiziyor.
Kitabın bu bölümü “Bu kadar uzun yaşadıktan sonra gençliğimdeki fikirlerimin ve dünya algımın 180 derece değişmiş olduğunu görüyor, fakat buna şaşırmıyorum” cümlesiyle bitiyor.
Bu sözler, kabul edelim ki, yaşamı ekonomik ve siyasi alanda liberal değerlere adanmış bir aydının 89 yaşında geldiği sert bir düşünsel kırılmanın ifadesidir.
• Hayata Açtığım Yelken, Emre Gönensay, 288 sayfa. Remzi Kitabevi, Hazırlayan Aytaç Demirci.
No comments:
Post a Comment