Biliyor musunuz, Türkiye'nin ilk şeker fabrikasında bir de golf sahası vardı!
Alpullu'nun asıl çarpıcı yanı, sadece şeker üretmemesiydi. Yerleşke 751 bin metrekarelik üretim tesisinin yanında 300 bin metrekarelik sosyal yaşam alanı barındırıyordu. Bu yüzden dönemin kaynaklarında "Cumhuriyetin ilk sosyal fabrikası" olarak anıldı.

6 Ağustos 2026 00:00
Çocukken babamla Trakya yollarına düşmeyi çok severdik. Çorlu'dan çıkar, tabelalar bizi nereye götürürse oraya giderdik. Bazen Pavli Panayırı'na, bazen Lale Festivali'ne, bazen de adını bile bilmediğimiz bir köye... İlk kez o gezilerden birinde Alpullu Şeker Fabrikası'nı görmüştüm. Babamın mühendis bir arkadaşını ziyaret etmiştik. Sonra defalarca gittim. Yemyeşil bahçeler içindeki lojmanlarda yaşayan fabrika çalışanlarını gördüm. Geçenlerde yıllar sonra yeniden yolum düştü. Bu kez çocukluğumun fabrikasını değil, artık müzeye dönüşmüş Cumhuriyet'in ilk şeker fabrikasını gezdim.
Bir şeker fabrikasında golf sahası olması ilk bakışta kulağa tuhaf geliyor, değil mi?
Oysa 1926'da, Cumhuriyet henüz üçüncü yılındayken Kırklareli'nin Alpullu kasabasında kurulan Türkiye'nin ilk şeker üreten fabrikası tam da böyleydi. Üstelik yalnızca golf sahası da yoktu. Hastane, tenis kortu, sinema salonu, okul, spor tesisleri, lokanta, yüzme havuzu ve lojmanlar... Bundan yaklaşık yüz yıl önce kurulmuş bir sanayi tesisinde bunların hepsi vardı. İnsan sormadan edemiyor: Böyle bir yerleşke kurmak o günün Türkiye'sinde kimin aklına gelmişti?

Alpullu'nun hikâyesi elbette golf değil, asıl hikâye, harabeye dönmüş bir ülkenin küçük bir Trakya kasabasında kurduğu büyük hayal ve o hayali gerçeğe dönüştürenlerin hikâyesi.
Bu cumhuriyet hayalinin izini sürmek için 1923'e, İzmir'e gitmek gerekiyor. Atatürk, Cumhuriyet ilan edilmeden aylar önce, 17 Şubat 1923’te İzmir İktisat Kongresi’ni topladı. Kongreden çıkan "Misak-ı İktisadi" kararlarının özü açıktı: "Ulusal egemenlik, iktisadi egemenlikle pekiştirilmelidir." Öncelikli sanayi alanları un, kaput bezi ve şekeri kapsayan "üç beyazlar" ile kömür, demir ve petrolü kapsayan "üç karalar" olarak belirlendi. Mustafa Kemal; "Askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadi zaferle taçlandırılmadıkça payidar olamaz" diyecekti. Bu cümle, bir kasabanın da bir milletin de kaderini değiştirecekti. Kırklareli'nin Alpullu kasabası onlardan biriydi.
Cumhuriyet’in ilk şekeri üretiliyor
İstanbul ve Trakya Şeker Fabrikaları Türk Anonim Şirketi kurduğunda tarih 14 Haziran 1925, sermaye 500 bin liraydı.
Alpullu, resmi açılışından 9 gün önce, 16 Kasım 1926'da ilk şekerini üretti. Burada ilk üretilen şekerlerden yapılan şekerlemeler kutulanıp Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa'ya hediye edildi.

Bu tek seferlik bir jest değildi. Sonraki yıllarda yeni açılan her şeker fabrikası ilk ürününü "Açılış Hatırası" yazılı saten keseler içinde diğer fabrikalara ve devlet büyüklerine göndermeye başladı. Bugün Alpullu Şeker Fabrikası Müzesi'nde bu küçük hatıra keselerini görmek mümkün. Alpullu'nun resmî açılışı ise 26 Kasım 1926'da büyük bir törenle yapıldı.
Fabrikanın konumu da tesadüf değildi elbette. Fabrika, İstanbul-Edirne-Kırklareli-Babaeski hatlarının kesiştiği Alpullu Tren İstasyonu’nun hemen yanına kurulmuştu böylece hem makine nakliyesi hem pancar sevkiyatı kolayca yapılabilecekti.
Ortaklık yapısı da dönemin anlayışını yansıtıyordu. Sermayenin yüzde 68'i Türkiye İş Bankası'na, yüzde 10'u Ziraat Bankası ile Trakya İlleri Özel İdaresi'ne, yüzde 22'si ise aralarında Trakya köylülerinin de bulunduğu özel ortaklara aitti. Kurucular arasında Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, Çatalca Milletvekili Şakir Kesebir ve "şeker kralı" olarak tanınan Hayri İpar gibi isimler bulunuyordu.

Fabrikanın ilk müdürü Almanya'da kimya mühendisliği eğitimi alan genç bir devlet bursiyeri olan Kazım Taşkent'ti. Taşkent, 17 Şubat 1926'da göreve başladı, 1932'de Türkiye Şeker Fabrikaları'nın genel müdürü, 1935'te birleşen dört fabrikanın genel müdürü oldu. 1944'te görevinden ayrılarak önce Doğan Sigorta'yı, ardından Yapı ve Kredi Bankası'nı kurdu. Bugün Türkiye'nin en büyük bankalarından birinin hikâyesi de aslında Alpullu'da başladı. Kazım Taşkent’in fabrikaya bağlılığı öyle büyüktü ki yıllar sonra Alpullu’yu ziyaret eder o dönem fabrika müdürü Erinç Erdoğmuş’a kendisi ve 9 kişi kalan ailesi için mezar yeri almak istediğini söyler. Dileği yerine getirilir ancak vefatı sonrası Alpullu’ya gömülmez.
Atatürk'ün ziyareti
20 Aralık 1930'da Atatürk, Trakya gezisi kapsamında Alpullu'yu ziyaret etti. Fabrikayı gezdikten sonra anı defterine şunları yazdı:
"Alpullu Şeker Fabrikası'nı gezdim. Gördüğüm vaziyetten çok memnun kaldım. Müessesenin daha tevsii etmesini ve şimdiye kadar olduğundan fazla muvaffak olmasını dilerim. Memleketimizin her müsait mıntıkasında şeker fabrikalarının çoğalması ve bu suretle memleketin şeker ihtiyacının temini mühim hedeflerimiz arasında tanınmalıdır."

Mustafa Kemal’in bu notu, sıradan bir nezaket cümlesi değildi bir sonraki on yılın sanayi politikasının özetiydi. Nitekim 1933'te Eskişehir, 1934'te Turhal şeker fabrikaları açıldı. 6 Temmuz 1935'te dört fabrika, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. (TÜRKŞEKER) çatısında birleşti.
Vehbi Koç da bir gün Alpullu Şeker fabrikasını gezer, fabrika müdürü Atatürk’ün, İsmet İnönü, Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak, Afet İnan, Salih Omurtak gibi devlet büyüklerinin imzaladığı anı defterini Vehbi Bey’den de imzalamasını ister. Defteri uzun uzun inceleyen Vehbi Bey, Büyük Atatürk olmak üzere onların yanında ben kimim ki bu defteri imzalayacağım diye reddeder. Ancak fabrika müdürünün kırıldığını anlayınca sana öyle bir hediye yollayacağım ki bunu telafi edeceğim der, birkaç zaman sonra fabrika müdürüne Vehbi Bey’in arşivinden Alpullu Şeker Fabrikasının orijinal açılış davetiyesi gelir.

Bir kasaba,küçük bir cumhuriyet
Alpullu'nun asıl çarpıcı yanı, sadece şeker üretmemesiydi. Yerleşke 751 bin metrekarelik üretim tesisinin yanında 300 bin metrekarelik sosyal yaşam alanı barındırıyordu. Bu yüzden dönemin kaynaklarında "Cumhuriyetin ilk sosyal fabrikası" olarak anıldı. O yıllarda kurulan fabrikaların duvarlarına asılan levhalarda bir slogan tekrarlanırdı: "Her fabrika bir kaledir." Bu sadece güzel bir söz değil, ulusal politikaların hedeflediği iktisadi bilinci özetleyen, dönemin resmi söylemiydi. Her fabrika, bir üretim ünitesi olduğu kadar sosyal yaşamın, eğitimin ve kültürel değişimin de mekânı olarak tasarlanmıştı.
Rakamlar bu iddiayı destekliyordu. Çünkü 1929-1938 yılları arasında, Türkiye'nin ağır sanayi üretimi yüzde 152, toplam sanayi üretimi yüzde 80 arttı, hem de Osmanlı’dan kalan dış borçlar ödenirken, aynı anda 50'ye yakın yeni sanayi tesisi kuruldu.
Fabrika bünyesinde bir hastane vardı bu, Trakya'nın ilk hastanesiydi, sadece çalışanlara değil bölge halkına da hizmet veriyordu. Yerleşkede çalışanlar için bir sinema salonu da vardı. Bir ilkokul vardı. Ama bu okulun hikâyesi kendi başına bir Cumhuriyet alegorisi gibiydi. Okul 1928-29'da, aslında işçi barakası olarak yapılmış kerpiç bir binada, tek sınıf ve 22 öğrenciyle açıldı. Öğrenci sayısı yıldan yıla arttı şirket, artan talebe karşılık büyük bir okul binası inşa etti. 1934-35'te sınıf sayısı 5'e, öğrenci sayısı 162'ye çıktı. Ve en önemlisi 1935'te bu öğrencilerin 40'ı çevre köylerden okumak için şeker fabrikasına geliyordu. Fabrika, kendi çalışanlarının çocuklarıyla sınırlı kalmamış, bölgenin eğitim ihtiyacına da cevap olmuştu. Ayrıca cami, hamam, yatakhane, ecza deposu, satış mağazası da bulunmaktaydı.
Fabrikada üretilen elektrik de kasaba ile paylaşılıyordu fabrikanın buhar kazanlı santralinin ürettiği elektriğin fazlası Alpullu köyüne veriliyordu. Bölge halkı için okulla, elektrikle, sinemayla, sporla ilk tanışma cumhuriyetin ilk şeker fabrikası üzerinden oldu.
Yerleşkenin barınma düzeninde işçi lojmanlarıyla, yönetici ve mühendis lojmanları vardı. Kimi tek katlı kimi iki katlı evler Alman ve Macar mimari tarzında, bahçeli ve konforluydu.
Macaristan'dan getirtilen ziraat mühendisleri, pancar tarımını bilmeyen bölge halkına numune tarlalarla ekim-hasat eğitimi verdi Cumhuriyet'in modernleşme projesi, sadece fabrika bacasından değil, tarlanın toprağından da yükseliyordu.
Yazının başında sözünü ettiğim golf sahası da kuruluş yıllarında değil, sonraki bir modernizasyon dönemine aitti ama bu bile o yerleşkenin kendini nasıl gördüğünü, neyle övündüğünü anlatıyor. Bir fabrikanın bahçesinde golf, tenis oynanabileceğini düşünmek, başlı başına bir vizyon meselesi.
Peki bu miras ne oldu?
Alpullu'nun açıldığı yıl Türkiye'de şeker üreten fabrika sayısı ikiydi. Sonraki on yıllarda "her ile bir fabrika" hedefiyle sayı hızla arttı, devlet eliyle işletilen fabrika sayısı 25'i buldu.
Bugün Türkiye'de 32 pancar şekeri fabrikası var. Bu tabloya, 100 yılda 7 fabrika eklemişiz sadece. Ama artık tablo değişti. Çünkü bugün bunların 14'ü devlete (TÜRKŞEKER), 12'si özel sektöre, 6'sı çiftçi kooperatiflerine ait. 2018'de devlete ait 10 şeker fabrikası özelleştirme ihaleleriyle el değiştirdi.
Cumhuriyetin ilk şeker fabrikası Alpullu da onlardan biriydi. 27 Nisan 2018'de 150 milyon liraya özel bir şirkete satıldı. Şirketin kendi anlatısına göre, devraldıklarında fabrika verimli üretim yapamaz durumdaydı ve son yıllarda şeker üretmiyordu, fabrikayı "Atatürk'ün mirasına sahip çıkmak" olarak tanımladıkları bir modernizasyon sürecinden geçirdiler. 2022'de, Cumhuriyet'in 99. yıldönümünde, Atatürk'ün konakladığı Ergene Köşkü'nü Atatürk Sanayi Müzesi'ne dönüştürüp kapılarını halka açtılar.

Bugün Alpullu'ya gidenler, bir zamanlar golf oynanan alanın üzerini otların kapladığını görüyor. Ağaçlar öyle büyümüş ki, havuz boş. Hastanenin, sinemanın, lojmanların olduğu yerleşke, artık müzenin çevresinde fon olarak duruyor. Ama Alpullu'yu gezerken anlıyorsunuz ki, Cumhuriyet burada yalnızca şeker üretmemiş, bir yaşam biçimi inşa etmiş.
Bir milletin "muasır medeniyetler seviyesine" ulaşma hayaliyle, kurulan bu fabrika bugün hâlâ bir yerlerde, belki de çevre köylerden okumaya gelen o 40 öğrencinin torunlarında yaşıyordur.
Alpullu'nun bahçesindeki, bir anıt taşının üzerinde, Atatürk'ün şu sözü yazıyor:
"Her fabrika bir kaledir. Kapatılan her fabrika, yıkılan bir kaledir. Kalesi düşen memleketler savunmasız kalır."
Yolunuz Trakya’dan geçerse Alpullu Atatürk Sanayi Müzesi’ni görün. Cumhuriyetin hikayesini hatırlayın, hatırlatın…
No comments:
Post a Comment