PERTEV ( Raşit) ❤ : MÜZAKERE ZEMİNİ KAYMIŞTIR. KKTC CUMHURBAŞKANI SORUMLUDUR
Kimse BM önerilerine suç bulmasın. Kimse de "bunlar yalandır, uydurmadır, tartışmayın" demesin. Hiçbir BM önerisi bir sabah gökten inmez. Öncesinde taraflarla sayısız temas yapılır, nabız tutulur, ağız yoklanır. BM yetkilileri ve diplomatlar, tarafların hangi konularda hassas olduğunu, hangi alanlarda daha esnek davranabileceğini anlamaya çalışırlar. Hedefleri iki tarafın da kabul edebileceği bir ara yol bulmaktır.
Eğer her görüşmede ezberlenmiş birkaç "metodoloji" cümlesi kurar, diğer bütün başlıklarda ise "Biz barışı çok istiyoruz, elbette bunları konuşmaya açığız" mesajı verirseniz, karşı taraf da bunu doğal olarak "Bu konularda taviz vermeye açıktırlar" şeklinde okur. Uluslararası diplomasinin doğası budur. Böylece müzakere zemini yavaş yavaş aleyhinize kayar. Elinize de ezberle tekrarladığınız sözde metodolojinizin kırık birkaç parçası kalır.
Bugün müzakere zemini ciddi şekilde kaymıştır. KKTC Cumhurbaşkanı, bu zemin kaymasının birinci derecede siyasi sorumluluğunu taşımaktadır. Yürüttüğü temaslarda bu tehlikeyi zamanında farkına varamamaktan ve "barış isteyen taraf" görüntüsünü koruma adına birçok gelişmeyi görmezden gelmekten dolayı, bu zemin kaymasının önünü açmıştır.
Zemin nasıl kaymıştır?
İlk olarak, bütünlüklü çözüm ilkesi fiilen terk edilmiştir. Eskiden "Her şey üzerinde anlaşılmadan hiçbir şey üzerinde anlaşılmış sayılmaz" ilkesi geçerliydi. Şimdi ise parçalı çözüm anlayışı konuşulmaktadır. Yani "önce Maraş ve Güzelyurt verilsin, gerisini zaman içinde nasıl olursa çözeriz" gibi yaklaşımlar öne çıkmaktadır. Hatta artık NE vereceğimiz değil, sadece NE ZAMAN vereceğimiz tartışılmaktadır.
İkinci olarak, Crans-Montana sonrasında yeni bir zeminin kurulmamış olmasının bedelini ödüyoruz. O süreçte Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye, kapsamlı bir anlaşmaya ulaşabilmek için son ana kadar iyi niyet göstermiş, önemli esneklikler sergilemiştir. Ancak müzakereler sonuçsuz kaldığında Crans-Montana "bırakıldığı yerden" devam etmemeliydi. Çünkü taraflardan biri önemli tavizler vermiş, diğeri ise buna karşılık vermemişti.
Dolayısıyla yeni bir müzakere süreci başlayacaksa, önce yeni bir müzakere zemini üzerinde mutabakata varılması gerekirdi. Annan Planı sonrasında da aynı sorun yaşanmış, ben ve Rum müzakereci Tasos Tzionis yeni müzakere zemininin esaslarını birlikte belirlemiştik. Bu kez ise ne Sayın Tatar döneminde ne de Sayın Erhürman döneminde böyle bir çalışma yapılmadı.
Sonuç olarak, Kıbrıs Türk tarafının geçmişte gösterdiği -haritalar dahil- bütün esnekliklerin, yeni müzakerelerin başlangıç noktası haline getirilmiş olması tarihî bir müzakere hatasıdır.
Üçüncü konu ise garantilerdir. Türkiye'nin tek taraflı garanti sisteminin kaldırılması, yerine NATO çerçevesinde bir güvenlik mekanizması kurulması ve bir kısım Türk askerinin NATO komuta zinciri altında adada bulunması önerisi Crans-Montana'dan beri çeşitli şekillerde gündemdedir. Böyle bir modelde olası bir kriz anında karar mekanizması ne Türkiye'nin ne de Kıbrıslı Türklerin elinde olmayacak, NATO'nun 32 üyesinin ortak siyasi iradesine bağlı olacaktır. Bunun mevcut Garanti Antlaşması ile aynı şey olmadığı açıktır.
Konu masada olmasına ve ciddi hassasiyetler taşımasına rağmen kamuoyunda tartışmaya açılmamıştır. Siyasi liderlik ise bu konu hakkında net ve açık bir şekilde hiç bir duruş veya fikir beyan etmemiştir. Bundan dolayı konu halen masada ve BM önerilerinde aktif veya pasif bir şekilde durmaktadır.
Elbette hepimiz barıştan yanayız. Ancak barışı istemek ile doğru bir barışı inşa etmek aynı şey değildir. Barış mimarlığı, büyük dikkat, strateji ve öngörü gerektirir. Yanlış kurulmuş bir barışın bedelini ise özellikle daha zayıf olan taraf öder.
Eğer gerçekten kalıcı bir barış inşa etmek istiyorsak, o yapının bir gün üzerimize yıkılmamasını sağlayacak siyasi basirete, müzakere maharetine ve stratejik öngörüye her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır.
❤ - KKTC eski başmüzakerecilerinden
No comments:
Post a Comment